--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kâbe imamı Sudeys hem ağladı, hem ağlattı

Ali Erkan Kavaklı
Ali Erkan Kavaklı

Kâbe zemini mermer, uzun süre oturunca ayaklarımız sancılanıyor. Sık sık ayak değiştiriyorum, değiştiriyoruz fakat sancılara alışmak zor.

Bağdaş kuranlar, ayaklarını uzatanlar, dizüstü iki büklüm oturanlar... İki büklüm dua edenler, ellerini yüzüne kapayarak kirpiklerinin ıslandığını saklayanlar...

Yüzü buruşan, dudakları kırışan, rengi değişen ve bambaşka bir iklime kanatlanıp uçanlar...

Kâbe dünyasını yitirip ahireti bulanların mekânı ve makamı...

İkindiden sonra hareme girdim, beş saattir dua iklimindeyim. Bunca zamandır mermer üzerinde oturuyorum... Çileli bir iş.

Mermerin sertliğini düşünecek zaman değil.

Kâbe’yi temaşa etmek, Hz. İbrahim’in makamında İbrahim’i tefekkür etmek, Kâbe kapısında Rasulüllah’ı düşünüp Mekke’nin Fethi günü kapıda durup Mekkelilere yaptığı konuşmayı hatırlamak...

Sa’y eden, zikreden, dua eden cemaati seyretmek feyiz kaynağı...

Rabb’imizin davetine icabet ederek Kâbe’ye koşanlar, rıza-yı İlahi için tavaf edenler, tevbe edenler istiğfarda bulunanlar... Uzaktan, yakından gelip kutsal mâbede dolanlar, Allah rızası ümidiyle kıbleye dönenler... 

Cennet ve Cemalullah ümidiyle çayı, çorbayı, evi barkı, eşi dostu, uykuyu, rahatı terk edenleri seyretmek...

İbadet, huzur ve huşu iklimi burası...

Vitir kılıyoruz. İmam Sudeys yana yakıla dua ediyor:

“Ya Hay-yu ya Kayyum! Ya Hay-yu ya Kayyum!.. Ya zel-Celal-i ve’l-İkram!..

Sen her şeye kadirsin, gücün her şeye yeter! 

Bizleri af eyle! Günahlarımızı setr eyle!

Hastalıklarımıza şifa, dertlerimize deva ihsan eyle!

Müslümanları aziz eyle! Bize güç ve kuvvet ver! 

Âlem-i İslam’ı içinde düştüğü perişanlıktan, zilletten ve nifaktan kurtar!

Müslümanlara birlik, vahdet ve ittifak nasip eyle!

Her yerde ve her mekânda senin dinini yüceltmek için savaşanlara yardım eyle. Filistin,  Şam, Irak, Yemen ve bütün dünyada cihat eden kardeşlerimize yardımını esirgeme!

Şehitlere rahmet eyle! Müslümanlara yardım eyle!..

Mücahitlerimizin azmini artır, onlara cihat için cesaret nasip eyle!

İslam’ı aziz eyle! Düşmanları zelil eyle!..”

Hıçkırıklarla kesilen dua cümlelerini “aminler” takip etti. 

O anda Kâbe, taşıyla mermeriyle ve bütün ziyaretçileriyle amin kesiliverdi.

Her mekân zerre zerre, hücre hücre amin kesildi, hıçkırık kesildi, dua ve niyaz kesildi.

Uzunca yakarışlardan sonra secdeye kapandık...

Teravih bitti. Tesbihat yapmadık. 

Teravih namazı sırasında tavaf eden, pervane gibi Kâbe nuru etrafında dönen kelebekler var dizi dizi...

Namaz biter bitmez saflardan fırlayıp nurlu koşuya katılanlar coşuyorlar. Tavaf eden saflar sıklaşıyor.

Üstü katlarda da selam verilir verilmez tavafa koştular.

Teravihten sonra tekrar namaza duranlar oldu.

Namazdan sonra namaz...

Ellerini yüzüne çalmayan ve duaya devam eden siyah yüzlü, nur kalpliler var.

Duadan sonra dua...

Allah rızasını kazanma aşkıyla Kâbe nuru etrafında koşanlar, kelebeklerin ışık etrafında pervane olduğu gibi dönenlerin arasına yeni kelebekler katıldı...

Tavaf üstüne tavaf...

Hurma ve zemzem ziyafetiyle iyice doydum aslında. Lakin hayat arkadaşımla sözleşmiştik, onunla otele döneceğiz. Yorulan bedeni zinde tutacak ve sinirlerimi uyaracak bir demlik çaya ihtiyacım var. 

Ayaklarımı sürüyerek merdivenlere tırmandım.

Biraz yürüyünce Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y eden insan seli ile karşılaştım. 

Burası her gün ve her saat böyle.

Umreye koşanlar, bir an önce umreyi tamamlamak için Hacer validemizin biricik ve minicik İsmail’i için su ararken koştuğu gibi dua ve niyaz ederek Safa ve Merve arasında sa’y ediyorlar...

Kâbe fasılasız, aralıksız, kesintisiz tavafa şahitlik ediyor.

Safa ve Merve Tepeleri her dem sa’y eden, ağzı dualı, yüreği Rabb’e irtibatlı müminler... 

İsmail ağlamasın diye...

Bir an önce su bulup dönmek ümidiyle...

Su arar gibi cennet arayanlar, İsmail’i düşünür gibi rıza-yı İlahi arayanlar...

Kâbe’de beş vakit, 24 saat dua iklimi yaşanıyor. Akşam sabah, gece gündüz tavaf, sa’y, ibadet ve dua nurlarıyla gönüller yıkanıyor... 

Zamanın kutsallaştığı, nurlandığı, demlendiği yer Kâbe...

Burada insanlar melekleşiyor

Zaman nur ırmağına dönüşüyor.

Günahkârlar tevbekâr olup af ve mağfiret diliyor, ebediyet niyazında bulunuyor, uhreviyet kesbediyorlar...

Buraya gelenlerin sermayesi tevbe, pişmanlık, gözyaşı, dua ve niyaz...

Kârı rıza-yı İlahî, cennet, mağfiret ve affa kavuşmak ümidi...

Burası dünyevî bir mekân değil, cennetlikler yurdu...

Buraya çağrılanlar koşar, listede olanlar, listeye yazılanlar... Nasipsizlerin burada yeri yok.

Kâbe nasipliler cenneti.

Ali Erkan Kavaklı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle