İman, terör ve mahşer
Beykoz Belediyesi ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nün organize ettiği okul-yazar buluşması programında davet edildim. Belediye, öğrencilere “Ahiret Hesabına Hazırlanan Genç Mahşer” romanımı hediye etmiş, kitabı okuyan meslek lisesi öğrencileri ile roman sanatı üzerine sohbet ettim.
Mahşer, küçük yaşta babasını kaybetmiş, zorluk ve sıkıntılar içinde büyümüş, okuyarak istikbalini kurtarmış bir delikanlı. Genç yaşta kocasını kaybeden annesi, bir başka adamla evlenmiş, üvey baba Mahşer’i evinde barındırmak istememiş, Mahşer dedesinde ve amcalarının yanında büyümüş, defalarca okul değiştirmek zorunda kalmış. Lisede olaylara karışmış, müdür başyardımcısı Halim Bey, ifadesini alırken onun bir eylemci değil, bir zavallı olduğunu fark edince onunla ilgilenmeye başlamış, beynini beslemek için kitaplar vermiş, karnını doyurmak için harçlık. Halim Bey, Mahşer ve arkadaşlarını evine çağırabilen, onlarla sohbetler yapan idealist bir öğretmen.
Öğrencilere Allah’ı anlatmak için gözlüğünü çıkarır ve eliyle havaya kaldırır, gösterir ve şöyle der:
“Şu gözlüğü bir gözlükçü yapmadı, Kilyos sahilinde kumluk bir alanda buldum, gözüme taktım, tam gözüme göre ayarlanmış olduğunu gördüm, sağ göz camı 1.25, sol 0.75 desem inanır mısınız?”
“İnanmayız. Gözlük kendi kendine olmaz.”
“Anlatayım. Camın aslı silisyum, yani kum. Türkiye deprem kuşağında. Yer sarsıntıları sonucu kumlar birbirine sürtünmüş, incelmiş, cam olmuş. Çerçeve metal. Kilyos’ta kömür ocakları var. Kömürün içinde bulunan demir, yer sarsıntısı sırasında karbondan ayrılmış, demir olmuş, incelmiş, tel olmuş, son sarsıntıda camların etrafını sarmış, gözlük olmuş.”
Kendimi Halim Bey’in yerine koyup öğrencilere gözlüğün meydana gelişini anlatıyordum ki ikinci sırada oturan bir öğrenci kendini tutamayıp bağırdı:
“O kadar ince iş, sarsıntıyla olmaz hocam!”
“Açıklayayım” deyip devam ettim.
“Gözlük çerçevesini kuşatan plastik kaplamaya gelince… Yerlere attığımız plastik şişeler, şöyle düşünmüşler: Bu adam gözlüğü alıp kulağına takacak, yazın bu demir tel ısınır, adamın kulağını yakar; kışın soğur, dondurur. Teli kaplayalım, adamı iyiliğimiz olsun.”
Aynı öğrenci dayanamayıp yine bağırdı:
“Plastik düşünür mü hocam?..”
Gözlüğü gözüme takıp gülümsedim, Halim Hoca’nın rolünü sürdürdüm:
“Arkadaşlar, göz olmazsa gözlük işe yaramaz. Gören gözdür. Cansız gözlük kendi kendine olmazsa canlı göz kendi kendine olabilir mi? Gözlerimiz canlı ve bizim için vazgeçilmez, hayati önem taşıyor. Birisi yediğimiz gıdalardan göz tasarlıyor, yapıyor ve başımıza yerleştiriyor; beynin görme merkezindeki hücrelerle bağlantısını kuruyor. Görmeye başlıyoruz. Son derece derin bilgi ve hassas sanatı gerektiren bir iş.”
Varlıklar ve eşya üzerine düşünme sanatını çocuklara öğretmek için devam ettim:
“Gözü kim yaratmışsa Güneş’i de o yaratmıştır. Göz, ışıkta görür; karanlıkta görmez. Güneş sistemi, Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır. Samanyolu galaksisini kim yaratmışsa Güneş’i o yaratabilir. Samanyolu milyarlarca yıldızdan meydana gelen kâinatın bir parçasıdır. Atomdan, güneşlere ve yıldızlara kadar her şey muhteşem bir sistemin parçası. Bu sistemi tasarlayan, düşünen, her şeyi bilen ve her şeyi yapmaya gücü yeten bir yaratıcı var. Eser varsa ustası vardır.
Şair İbrahim Alaaddin Gövsa ne güzel söyler:
“Okursunuz bir kitabı
Sahibini sorarsınız,
Gördünüz mü hoş bir yapı,
Mimarını ararsınız.
Sahipsiz mi yerler, gökler?
Düşününce insan anlar,
Her şey bize ispat eder,
Büyük, Kadir bir Allah var.”
Öğrencilere kâinat kitabından örnekler vererek Allah’ı anlattım ve devam ettim:
“Allah bizi çok seviyor, kimsenin yapamayacağı, mucize gözler yaratıp bize veriyor. Beyin, kulak, el, ayak, kalp, böbrek, saç, tırnak… Bizi bu dünyaya göndermiş, kendisini tanımamızı ve ona kulluk etmemizi istiyor. Öldükten sonra bizi cennete davet ediyor. Akıllı insan, ölümü düşünür ve mahşer günü vereceği hesabı hayal eder, cenneti kazanmak için çalışır. İnsan aklı geleceği düşünür. Asıl gelecek, ölümden sonraki hayattır. Allah’a iman ve kulluk edersek cennete gideriz, bunca nimete şükretmeyip, nankörlük yaparsak cehennemi hak ederiz. Nereye gitmek istersiniz? Cennete mi cehenneme mi?”
Çocuklar için sorunun cevabı basitti. Hepsi cennete cevabını verdiler.
Mahşer, Halim Bey’in ilgisi ve rehberliği sayesinde eğitimin tamamlayıp öğretmen olur, kendisine ve çevresine faydalı bir insan olma yolunu tutar.
Öğrencilerle roman sanatı ve hayat tarzımız üzerine faydalı bir sohbet yaptık, soruları cevapladım, kitapları imzaladım, vedalaştık.
Allah’a ve ahiret gününe inanan, doğru bir yol tutar; kendisine ve insanlara faydalı işler yapar. Yıkıcı, bölücü, tahripçi ve terörist olamaz. Allah, haksız yere bir canlıyı öldürmeyin, buyurur. Suçsuz insanı öldürmenin cezası cehennemdir. Çocuklarımızı Allah ve ahiret inancıyla eğitmeliyiz. Eğitim gençlere güzel ahlak kazandırmalı. Terörü önlemenin yolu eğitimden geçer.
Teşekkür: Beykoz Belediyesi, Milli Eğitim Müdürlüğü, proje koordinatörü Özgür Tan ve projede emeği geçen bütün eğitimci dostlara teşekkür ederim.
Beyin Vitamini: Ahiret Hesabına Hazırlanan Genç Mahşer adlı roman Nesil yayınları arasında çıktı. Doğru bir yol haritası takip etmek isteyen gençlere ve heyecanlı bir kitap okumayı arzu edenlere tavsiye ederim.
(Nesil,tel. 0212. 5513225)







