GÖNÜLLER SULTANI’NIN (SAV) HUZURUNDA TERAVİH
Ruhanî bir akşam. Medine iklimi. Gönüller Sultanı’nın misafiriyiz...
Burada herkes Allah Rasulü’nün (sav) huzurunda olma şuuruyla hareket ediyor. Münakaşa, münazara, kavga gürültü yok.
Akşam üzeri herkes Mescid-i Nebevî’ye gelen cemaate ikram etme yarışında.
İftara yakın camiye gelmişseniz sizi tebessüm eden bir çehre ile tanımadığınız birinin karşılaması, soframıza buyurun diyerek caminin içine açılmış iftar sofrasına götürmesi olağan bir durum.
Mekke’de iken bütün iftarları Kâbe’de yapmıştık, Medine’de ise Mescid-i Nebevî’nin misafiriyiz. Otelde iftar eden umreci hemen hemen yok. İftar sofrası deyince aklınıza çorba ile başlayan ve tatlı ile biten çeşit çeşit yemeklerin yendiği sofra gelmesin. Hurma, zemzem, yoğurt ve bazen meyve suyu.
Namazdan sonra Gönüller Sultanı’na (sav) selam vermek için Bab-ı Selam’a yürüdüm. Her namazdan sonra olduğu gibi kapının önü mahşer. Polis, namazı bitiren cemaat çıkana kadar ziyaretçileri almıyor.
Sırada beklemeye başladım.
Mahşeri cemaatin arasında, dillerde salavat-ı Şerifeler...
Bab-ı Selam’dan önce camiye açılan kapı açıldı. Kalabalık içeriye aktı. Beni sürüklediler.
Gönüller Sultanı, Kâinatın Efendisi, Sultanü’l-Enbiya, Hatemü’l-Enbiya, Rahmeten-lil-Âlemin Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimizi selamlayıp dua edeceğiz.
Ziyaretçi mahşeri, Makber-i Resule iki kol hâlinde akar. Birisi camiden gelen ziyaretçiler, öteki Bab-ı Selam’dan girenler.
Caminin içinden geçip Sultan-ı Enbiya’yı (sav) selamlarım diye düşündüm.
İnsan seli içinde Minber-i Resul ile Ravza-yı Nebi (sav) arasına gelince kalabalığın hızı kesildi. Herkes durdu. Allah Rasulü (sav) bu mekânı:
“Minberim ile evimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.”tavsif buyurmuş Allah Rasulü (sav).
Cennet bahçesinde, cennet kokuları duymak...
Direğin dibine çöküp Gönüller Sultanı’nın (sav) duası Cevşen’i okumaya başladım.
Cemaat birden bire saf hâlinde diziliverdi.
Meğer Allah Rasulü’nün (sav) sevdalıları, yatsı ve teravih cennet bahçesinde kılmak için akşamdan yer kapma yarışına girmişler.
Farkına varmadan cennet bahçesinde yer bulmuşum.
Cevşen’i bitirdim. Yatsı ezanı başladı.
Huzur ikliminde dua etmenin lezzeti bambaşka.
Yatsı namazını cennet atmosferinde eda ettik.
Teravih başladı.
Hocanın hiç acelesi yok. Her rekâtta en az bir sayfa okuyor. Sure bazen bir buçuk sayfayı buluyor. Bazen iki sayfa. Kıraat sayfaya göre değil, okunan bölümün manasına göre ayarlanıyor.
Okunan sayfaları cep telefonundaki Kur’an’dan takip ediyorum.
Cemaatten bazıları, sayfaları Kur’an-ı Kerim’den takip ediyorlar.
Teravihin tadına doyum olmadı, elhamdülillah.
İmam Rahman Sûresi’ni okumaya başlayınca Türkiye’de iken sûrenin kısa âyetleri ile kıldığımız teravihleri hatırladım.
Mescid-i Nebevî imamı, iki rekâtlık bir namazda Rahman Suresi’ni okuyup bitirdi.
Bizim hocalar gibi hızlı da okumadı. Yavaş yavaş, manasını zihinlerde sindire sindire.
Mescid-i Nebevî’de teravih kılmanın tadı bambaşka. Son on günde gece 12.45’ten itibaren on rekât teheccüd namazı eda ediliyor. Cemaatle teheccüd namazı. Her rekâtta en az bir sayfa okuyor.
Hatimle teravih namazı, cemaatle teravih...
Allah herkese kılmaya nasip etsin.
Amin!..







