• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Coşar
Ali Coşar
TÜM YAZILARI

Üçlü savunma ittifakından ASRİKA ihtimaline: İslam dünyası kendi güvenlik mimarisini kurabilir mi?

13 Ağustos 2026
A


Ali Coşar İletişim:

Üçlü savunma ittifakından ASRİKA ihtimaline: İslam dünyası kendi güvenlik mimarisini kurabilir mi?

ALİ COŞAR 

Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan anlaşması, yalnızca üç ülkenin savunma iş birliği değil; yıllardır tartışılan ortak güvenlik fikrinin somutlaşmaya başlayan ilk halkalarından biri olabilir

7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan müşterek savunma anlaşması, diplomatik takvimde sıradan bir askerî iş birliği anlaşması olarak görülebilir. Ancak biraz daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu gelişmenin üç ülkenin sınırlarını aşan çok daha önemli bir stratejik anlam taşıdığı görülüyor.

Çünkü anlaşma, bir ülkeye yönelik saldırının diğer taraflara da yöneltilmiş kabul edilmesini esas alan bir müşterek savunma anlayışı getiriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da NATO'nun 5. maddesine teknik bir benzetme yaptığı bu düzenleme, ayrıca başka ülkelerin katılımına açık bir yapı ihtimalini gündeme getiriyor. 

İşte tam bu noktada, Türkiye'de yaklaşık on yıldır üzerinde çalışılan bir fikir yeniden hatırlanmayı hak ediyor:

ASRİKA ve Büyük İslam Birliği tasavvuru.


Bu anlaşma ASRİKA'nın hayata geçtiği anlamına gelmiyor. Fakat yıllardır teorik ve kurumsal düzeyde tartışılan “İslam ülkeleri arasında müşterek savunma” fikrinin ilk defa üç önemli devlet arasında somut bir devletlerarası güvenlik düzenlemesi şeklinde ortaya çıkması, üzerinde düşünülmesi gereken yeni bir stratejik gerçekliktir.

Fikir dün ortaya çıkmadı

ASSAM'ın İslam Birliği konusundaki çalışmaları bugünün gündeminden ibaret değil.

2017'de başlayan Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongreleri sürecinde yönetim, ekonomi, ortak savunma sanayii, ortak savunma sistemi, dış politika ve adalet gibi başlıklar birbirini tamamlayan bir bütün halinde ele alındı. 2019'daki kongrede “ASRİKA Ortak Savunma Sanayi Üretimi” konusu incelendi; ortak Ar-Ge, üretim, standardizasyon, sertifikasyon, akreditasyon, kodifikasyon ve bakım-onarım gibi alanlarda iş birliği önerileri geliştirildi. 


12 Aralık 2020'de gerçekleştirilen 4. Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi ise meseleyi doğrudan “ASRİKA Konfederasyonu Savunma Sistemi” seviyesine taşıdı. Kongrede, 15 İslam ülkesinden akademisyenlerin katkılarıyla ortak savunma sisteminin usul ve esasları üzerinde çalışıldı. 

Dolayısıyla bugün ortaya çıkan Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan üçgeni, ASSAM açısından sonradan üretilmiş bir fikrin gerekçesi değildir.

Daha doğru ifade şudur:

Bugünün gelişmesi, yıllar önce ortaya konulmuş daha geniş bir stratejik modelin bazı unsurlarının gerçek hayatta tartışılabileceği yeni bir zemin meydana getirmiştir.

ASRİKA neyi öngörüyor?

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.


ASRİKA modeli, mevcut İslam ülkelerinin millî devlet yapılarını ortadan kaldırmayı hedefleyen merkeziyetçi bir devlet projesi olarak tasarlanmıyor.

Tam tersine, millî sınırların ve devlet yapıların korunması; bunların üzerinde bölgesel ve konfederal bir ortak iradenin oluşturulması esas alınıyor.

Model, 57 İslam ülkesinin, coğrafi ve etnik yakınlıklar dikkate alınarak dokuz bölgesel federasyon ve bunların üzerinde bir konfederal yapı oluşturması fikrine dayanıyor. Böylece ortaya:

Millî Devlet → Bölgesel Federasyon → ASRİKA Konfederasyonu

şeklinde katmanlı bir yapı çıkıyor. 

Merkezî yapıya savunma, savunma sanayii, dış politika, adalet ve iç güvenlik gibi stratejik alanlarda görevler verilmesi; ekonomi, ticaret, ulaştırma, bilim, sanayi ve teknoloji gibi alanların bölgesel yapılarda değerlendirilmesi; eğitim, sağlık, enerji ve tarım gibi alanlarda ise millî devletlerin yetkilerini koruması öngörülüyor. 

Bu yaklaşımın özünde oldukça basit fakat önemli bir fikir var:

Ortak güvenlik ile millî egemenlik aynı sistem içerisinde birlikte yürütülebilir.

Neden önce savunma?

Devletleri bir araya getiren en güçlü motivasyonlardan biri tarih boyunca güvenlik ihtiyacı olmuştur.

Avrupa'nın hikâyesi de bize bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Avrupa Birliği bir gecede kurulmadı. Önce 1951'de Kömür ve Çelik Topluluğu ile stratejik kaynaklar ortak bir çerçeveye alındı; 1957'de Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ekonomik bütünleşme derinleştirildi; sonraki onyıllarda tek pazar, ekonomik ve parasal birlik ve nihayet Maastricht Antlaşması ile siyasi bütünleşme aşamasına geçildi. 

Demek ki büyük birlikler önce büyük bir siyasi söylemle değil, küçük fakat somut ortaklıklarla kurulabiliyor. Ekonomik ortaklık zaman alıyor; siyasi birlik daha da uzun sürüyor. Fakat ortak tehdit ve ortak güvenlik ihtiyacı, devletleri çok daha hızlı biçimde aynı masaya oturtabiliyor.

Belki de Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan üçgenine bu açıdan bakmak gerekiyor: Bu anlaşma, kurulmuş bir İslam Birliği değil; fakat daha geniş bir ortak güvenlik mimarisinin ilk somut halkalarından biri olabilir.

Bu açıdan Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan anlaşması dikkat çekicidir.

Türkiye'nin savunma teknolojileri, platform üretimi, insansız sistemleri ve operasyonel tecrübesi; Pakistan'ın Güney Asya'daki askerî kapasitesi, savunma sanayii ve nükleer caydırıcılığı; Suudi Arabistan'ın finansal gücü, enerji kaynakları, stratejik coğrafyası ve savunma yatırımları bir araya geldiğinde, ortaya sadece üç ülkenin toplam kapasitesinden ibaret olmayan bir potansiyel çıkıyor. 

Daha önemlisi, bu üçgen farklı coğrafyalardaki İslam ülkeleri arasında müşterek güvenlik anlayışının kurumsallaşması için bir çekirdek oluşturabilir.

Fakat burada bir yanlış anlaşılmaya da engel olmak gerekiyor:

Üçlü ittifak ASRİKA değildir.

Bugünkü yapı üç ülkeden oluşmaktadır. ASSAM'ın tasavvuru ise 57 ülke, dokuz bölgesel federasyon ve konfederal merkez ölçeğindedir. Dolayısıyla iki yapıyı özdeşleştirmek doğru değildir. 

Ancak büyük stratejik yapılar çoğu zaman küçük, uygulanabilir ve sınanabilir iş birliklerinden doğar.

Kızıldeniz neden önemli?

Tam bu noktada deniz güvenliği ayrı bir önem kazanıyor.

Kızıldeniz, Bâbülmendep ve Aden Körfezi'nde yaşanan güvenlik sorunları, deniz yollarının güvenliğinin artık tek tek ülkelerin problemi olmadığını gösteriyor.

Bir ticaret gemisinin güvenliği yalnızca o geminin bayrak devletini ilgilendirmiyor. Enerji akışı, küresel ticaret, liman güvenliği, istihbarat, erken uyarı ve farklı ülkelerin deniz kuvvetlerinin koordinasyonu aynı denklem içerisinde bulunuyor. 

Bu nedenle çok uluslu deniz güvenliği yapılanmaları, daha geniş bir müşterek savunma sisteminin ilk görev alanı temelli uygulamalarından biri olabilir.

Formül aslında oldukça açık:

Önce ortak tehdit → ortak görev → ortak kuvvet → ortak savunma sistemi. 

Bu yaklaşım, 57 ülkenin bir gecede tek bir askerî organizasyona dönüştürülmesi gibi gerçekçi olmayan bir beklenti yerine, aşamalı ve modüler bir güvenlik entegrasyonunu öngörüyor.

Beş adımlı bir yol mümkün mü?

Bu perspektiften bakıldığında geleceğe ilişkin kademeli bir model ortaya çıkıyor.

İlk aşamada ikili ve üçlü savunma anlaşmaları...

İkinci aşamada Körfez, Orta Doğu, Güney Asya, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Doğu Afrika gibi bölgelerde güvenlik kümelenmeleri...

Üçüncü aşamada ortak savunma sanayii...

Dördüncü aşamada deniz güvenliği, hava savunması, insani yardım, afet müdahalesi ve kritik ulaştırma hatlarının korunması gibi alanlarda müşterek görev kuvvetleri...

Ve nihayet beşinci aşamada konfederal bir savunma sistemi.

ASSAM'ın müktesebatında ortaya konulan yaklaşımın temel mantığı da bu aşamalı kurumsallaşmaya dayanıyor. 

Elbette önümüzde ciddi engeller var.

İslam ülkeleri arasında farklı siyasi sistemler, güvenlik öncelikleri, bölgesel rekabetler, ekonomik farklılıklar, kimlik ve mezhep temelli gerilimler ve dış güçlerle kurulmuş farklı güvenlik ilişkileri bulunuyor.

Bu nedenle 57 ülkenin kısa zamanda tek bir savunma ittifakına dönüşmesini beklemek gerçekçi değildir.

Gerçekçi olan, işlevsel birliklerden stratejik birliğe doğru ilerlemektir.

Önce güvenlikte iş birliği...

Sonra savunma sanayiinde bütünleşme...

Ardından ortak ekonomik çıkarların geliştirilmesi...

Ve nihayet ortak stratejik iradenin oluşması. 

Son söz: Tarihî bir fırsat penceresi mi?

Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan müşterek savunma anlaşmasının ASRİKA'nın gerçekleştiğini ilan etmek için yeterli olmadığı açıktır.

Fakat başka bir gerçek de artık görmezden gelinemeyecek kadar belirgindir:

İslam ülkelerinin kendi güvenliklerini ortaklaştırma fikri, teorik bir tartışmanın ötesine geçerek devletlerarası somut anlaşmaların konusu olmaya başlamıştır.

ASSAM'ın yıllar önce ortaya koyduğu Büyük İslam Birliği tasavvuru açısından asıl mesele de budur.

Mesele, 57 ülkenin bir gecede birleşmesi değildir.

Mesele; ortak tehditler karşısında ortak irade, ortak güvenlik mekanizmaları ve ortak stratejik kapasiteyi adım adım inşa edebilmektir.

Belki de bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın attığı adımın yıllar sonra tarih kitaplarında nasıl değerlendirileceğini bugünden söylemek mümkün değildir.

Ama şu soruyu sormanın tam zamanıdır:

İslam dünyasının güvenliğini başkalarının kurduğu ittifaklara bırakmak mı; yoksa kendi güvenlik mimarisini kendi imkânlarıyla inşa etmeye başlamak mı?

2026'nın gelişmeleri, bu soruyu artık yalnızca bir fikir tartışması olmaktan çıkarıp, stratejik bir ihtimal haline getirmiştir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23