--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tarihin acı gerçekleri 

Akif Bedir
Akif Bedir
11

İlerlemenin kıblesi olarak kabul edilen Avrupa’nın tarihi geçmişini, geri kalmışlığını kitaplarımız hiç yazmaz. Tarihin derinliklerine inildiğinde bir tarafta “ışığın ve tabii zenginliğin” geldiği Doğu yani İslam âlemi, diğer tarafta Avrupalının yaşadığı “karanlık çağ”  yani Hıristiyan dünyası mevcuttur.   

Beyinlerimizde oluşturulan geri kalmışlık, oryantalist mantık veya esir alınmışlık durumu sorgulanması gereken asıl husustur. Bu tabuyu yıkmak için Avrupalının geçmişteki trajedisini gözden geçirmeye ne dersiniz:     

İngiltere’de insanların çoğu haziranda evleniyordu. Çünkü senelik banyolarını mayıs ayında yapıyorlar, haziranda hâlâ çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu. Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. 

İngilizce’deki “banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın” deyimi buradan gelmektedir. 

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. 

İngilizce’deki “kedi-köpek yağıyor” deyimi buradan gelmektedir. 

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında “yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan” İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir. 

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bundan sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. 

Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında “tabak ağzı” denen hastalık ortaya çıkıyordu. 

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna “uyanma nöbeti” deniyordu. 

İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir kemik evine götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna “mezarlık nöbeti” denirdi. 

Bazıları zil sayesinde kurtulur bazıları da ölü zilci olurdu.  

Adına “Avrupa” denilen emperyalist maskeli uygarlıkta “kara ölüm” olarak bilinen veba salgını yüzünden bazı dindarlar Tanrının öfkesini kendi üzerlerine çekip insanları kurtarmak için kendilerini kırbaçlardı. Özellikle Brüksel ve Strasburg’da bazıları, olanları Musevilerin varlığına bağlardı. 

Bu panik döneminde binlerce insan öldü. Salgının cadılar yüzünden ortaya çıktığı da söylendi. Zararsız erkek ve kadınlar evlerinden alınıp hastalığın yayılmasını önleme amacıyla yakıldı. Kedilerin ise parlayan gözleri ve geceleri dışarıda çok dolaşmaları yüzünden bu “cadıların büyülü hayvanları” olduğu düşünülüyordu. Binlerce kedi katledildi. 

Aslında Avrupalılar kedileri öldürerek salgına karşı en birinci savunma hatlarını kaybetmiş oluyorlardı. Çünkü veba salgını, öteki adıyla Yersinia Pesüs yaygın bir fare biti tarafından taşınıyordu. Ortaçağda her yer fare doluydu. Kanalizasyon ilkeldi. Caddeler insan dışkısı, çöp ve ölü hayvan artıklarıyla doluydu. Kara veba, hastalığı taşıyan bitlerin fareler yoluyla yayılması sonucu artmıştı. 

Gerçekler bunlar... Yıllardır peşinden koştuğumuz ve koşmaya devam ettiğimiz medeniyet… Batı uygarlığının evrenselliğini sorgulamak isteyenlere... 

 

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Merhaba

2 Ağustos 2023 20:01

Allah râzı olsun Bedir hocam, Rabbim ilminizi ve ömrünüzü artırsın. Âmin! Çok güzel bir yazı.

Geçen yüzyılın başında kadınların köle olarak alınıp satıldığı Avrupa

2 Ağustos 2023 18:46

Bu deodorant icadı da pis kokuları bastırma dürtüsü ve ihtiyacı ile üretilmiş onlar için o devirde olağanüstü icadlardan...Fareli köyün kavalcısı hikâyesi de bu iddiayı doğrular nitelikte vesselam...

Okur haklı

2 Ağustos 2023 15:28

Bütün üniversite mezunu pırıl pırıl gençler batıda yaşamak istiyor. Siz de zıngırdayın kendi aranızda, hiç hatayı kendinizde aramayın aman

mustafa

2 Ağustos 2023 09:48

Yarın da osmanlı medeniyetini yazmak zorunlu oldu sayın yazar.

Muhammed

2 Ağustos 2023 09:17

Şeytan ve adamları herşeyi süsleyip püsleyip her satıyor. Reklamı nı ve satıcısını ayarlamış, düzeni kurmuş içmeden sarhoş olmuş bizim gibi milletler koşarak alıyor medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarı...!

Mardinli hoca

2 Ağustos 2023 08:56

Sayın Akif bedir dilinize yüreğinize sağlık.Dunya büyük şeytani İngiltere ve Avrupa devletlerinin durumları hakkında bilgi verdiniz.Evet hayvanı hayat yaşayanlar dünyayı sömürerek bu ilkel hayat tan medeni hayata geçtiler.Halbuki İslam dini medenidir temizdir Endülüs Avrupa göbeğinde medeni bir hayat yaşarken.Avrupa pislikler içerisinde yaşıyorlardı Türkiye Avrupa pisliklerini özenip ortak olmaya istiyor elli beş senedir üye olmak için bu leş Avrupa kapısında.Ezan sesi Türkiye de yükseldiği müddetçe müddetçe Avrupa kapısında beklitirecek.

kani

2 Ağustos 2023 08:53

Akif beyden ...

ADİL

2 Ağustos 2023 08:37

EVET HOCAM ALLAH RAZI OLSUN AKLINA FİKRİNE KALEMİNE ALLAHIM GÜÇ KUVVET VERSİN

ADİL

2 Ağustos 2023 08:35

OKUR RUMUZLU ARKADAŞ BENCE SEN KİM OLDUĞUNU SORGULAMALISIN BU RAHATSIZLIK NİYE SENİ NEDEN GOCUNDURDSU DOĞRULAR NE O YOKSA ATALARININ GEÇMİŞİ HATIRLANMASIN MI İSTİYORSUN

Okur

2 Ağustos 2023 06:57

Bizde daha beter huylar, gelenekler, alışkanlıklar hala devam ediyor. Batı bahsettiğiniz davranışları, inançları çoktan sorguladı ve terketti. Darısı Türklerin başına! Neden diğer rezil ülkeler Batı'da yaşamayı tercih ediyorlar? Türk gençlerine nerde yaşamak istediklerini sorunuz bakalım. Nasıl cevap alacaksınız?

Fatih

2 Ağustos 2023 09:02

Nerede var ulen bizde daha benzer huylar. nu kadar aklınınız esir alındı da bunca açık gerçeklere karşı hala kendi kültürünü kötülüyorsun

Akif Bedir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle