Siyonist vahşetin birinci ateş çemberinde Filistin var!
Siyonist vahşetin birinci ateş çemberinde Filistin var!
AHMET VAROL
Bir yandan ABD ile siyonist işgal rejiminin kurduğu ittifakla İran arasındaki savaş devam ediyor ve bütün dünyada dikkatler bu hadiseye odaklanmış durumda. Bir yandan işgal güçlerinin Lübnan’a yönelik saldırıları ve işgal girişimleri, geniş çaplı operasyon için yedek askerlerini göreve çağırma kampanyası gündeme geliyor. Bütün bunlar aslında siyonist işgalin tüm İslam dünyasının birlikte ele alması ve birlikte kurtulması gereken ur olduğu gerçeğini teyit ediyor. Ancak unutmamak gerekir ki siyonist vahşetin birinci ateş çemberinde Filistin yer almaktadır ve burada yaşananların dikkatten kaçmaması gerekir.
İşgal rejimi İran’a yönelik saldırıyı bahane ederek kapattığı Mescidi Aksa’da ibadeti engellemeye devam ediyor. Bu kutsal mabedin kesintisiz bir şekilde kapalı tutulduğu süre bir aya yaklaştı. Mübarek Ramazan ayının ikinci yarısında ve özellikle de insanların itikafa girmeye hazırlandıkları bir dönemde başlatılan kapatma süresince Mescidi Aksa’da Cuma ve bayram namazları dahil hiçbir namazın kılınmasına izin verilmedi. Çevresinde toplananlara da işgal polisleri ve askerleri tarafından vahşice saldırılar düzenlendi.
Kudüs’ün haçlı işgalinden kurtarıldığı tarihten bu yana Mescidi Aksa konusunda böylesine uzun bir mağduriyet yaşandığına dair bir kayıt bilmiyoruz.
Bu kapatmanın asıl amacının paylaştırma planını devreye sokmak için İslam dünyasından gelecek tepkileri ölçmek olabileceğine daha önce konuyla ilgili bir yazımızda dikkat çekmiştik. Ne yazık ki İslam dünyasından da işgal rejimini geri adım atmaya zorlayacak bir tepki ve baskı olmadı.
İşgal rejiminin, bu süreçte yani dünya kamuoyunun ve özellikle İslam âleminin dikkatlerinin başka konulara odaklandığı bir dönemde Kudüs’teki yahudileştirme faaliyetleri de hız kazandı. Son derece tutarsız mahkeme kararlarıyla, Kudüs’te yaşayan onlarca Filistinli ailenin evlerine el kondu. Birçok aileye de evlerini boşaltmaları için ihtar gönderildi. Tahliye edilen veya edilmesi istenen evlerin çoğu Mescidi Aksa çevresinde. Yani işgal rejimi bu tahliye işlemleriyle aynı zamanda Mescidi Aksa’yı her taraftan yahudi kuşatmasına almaya çalışıyor. Bu, siyonist işgal rejiminin üzerinde durduğu son derece tehlikeli bir stratejidir ve bugünlerde daha belirgin bir şekilde sahaya taşındığı görülmektedir.
İşgal rejiminin sözde parlamentosu niteliğindeki Knesset’in sözde Ulusal Güvenlik Konseyi, bölgesel hadiselerin oluşturduğu dumanlı havadan istifade ederek, Filistinli esirlere idam cezası uygulanmasına kapı açan yasa tasarısını kabul edip Genel Kurul’a gönderdi. Böyle bir tasarının yasalaşması Filistinli esirler açısından ciddi bir tehdit oluşturacaktır. Çünkü idam hükümlerini yine siyonist işgalin yargı kurumları verecek. Bugün nasıl tamamen uyduruk ve saçma belgelerle Kudüs’teki bir Filistinlinin evinin aslında, bundan 150 yıl önce Yemen’in bilmem hangi şehrinin hangi mahallesinde oturan yahudi aileye ait olduğunu iddia ederek o eve söz konusu yahudi ailenin mirasçıları hesabına el konulması yönünde karar verebiliyorsa yarın da bir Filistinli esirin idam edilmesine karar verildiğinde bunun gerekçesini oluşturmakta zorluk çekmeyecektir. Yani ceza, hukuka göre değil siyasi mekanizmanın kararlarına göre uygulanacak, mahkeme sadece siyasi mekanizmanın verdiği idam kararlarını, “kanun” çerçevesine oturtma işini yapacaktır.
İşgal rejimi oluşan dumanlı havayı Filistin’in Batı Şeria olarak isimlendirilen bölgesindeki vahşi saldırılarının, baskınlarının ve tutuklamalarının şiddetini artırmada da değerlendiriyor. Bu bölgede bir yandan işgal rejiminin sivil çeteleri niteliğindeki yerleşimci terör örgütleri saldırıyor. Son dönemde bu terör örgütlerinin saldırılarında belirgin bir artış olduğu dile getiriliyor. İşgal askerleri ve polisleri de evlere baskınlarını, tutuklamalarını, şiddet uygulamalarını artırdı. Tutuklananlar arasında esir takasında özgürlüğüne kavuşmuş olanlar da var.
Gazze’de ise ateşkes ihlalleri kesintisiz bir şekilde sürüyor.