ABD ve işgal rejiminin işi yolunda mı? (3)
ABD ve işgal rejiminin işi yolunda mı? (3)
AHMET VAROL
ABD’nin narsist başkanı muhtemelen açacağı savaş karşısında İran’ın Hürmüz Boğazı trafiğini aksatabileceğini düşünmüyordu. Bize göre buna ihtimal vermemesinin üç sebebi olabilir:
Birincisi: Ani ve şiddetli ilk saldırıdan sonra İran’ın Hürmüz Boğazı trafiğini aksatacak bir güç oluşturmasına fırsat verilmeden hızlı bir şekilde zayıflatılacağı ve ordusunun etkisizleştirileceği düşüncesi.
İkincisi: Hürmüz Boğazı trafiğinin aksatılmasının bölge ülkelerine ve genelde tüm dünya piyasalarına zarar vereceği için onların da müdahil olacakları ve İran’ın engelleneceği.
Üçüncüsü: Deniz trafiğiyle ve boğazlarla ilgili uluslararası hukukun İran’ın küresel kurumlar vasıtasıyla engellenmesi için yeterince dayanak oluşturacağı.
Ancak ABD ve siyonist işgal rejiminin bu konulardaki beklentilerinin hiçbiri gerçekleşmedi. İran’a ani bir şekilde ve ülkenin en üst kademedeki yöneticilerini hedef alan saldırı gerçekleştirilmesinden sonra, bir bakıma saldıran taraf deniz ve boğazlar trafiğiyle ilgili uluslararası hukuk ve sözleşmeleri devreden çıkardı. Çünkü saldıran tarafın savaş hukukuna hiçbir şekilde riayet etmeyen tutumu İran’a Hürmüz Boğazı konusunda katı bir tavır sergileme imkânı vermiştir. Gerek bölge ülkeleri ve gerekse ABD dışındaki küresel güçler savaşın büyümesinin ve genişlemesinin risklerini dikkate alarak ABD ile siyonist işgal rejiminin gösterdiği çukura girmeyi yeğlemedi. O yüzden İran, Hürmüz Boğazı konusunda daha rahat hareket etme ve katı bir tavır sergileme imkânı elde etti.
Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin tehlikeli hale gelmesi ise özellikle petrol ve doğal gaz konusunda dünya piyasasında ciddi bir daralmaya, bu da petrol ve doğal gaz fiyatlarının fırlamasına sebep oldu. Enerji piyasasında her ne kadar bazı yeni alternatifler oluşturulsa da henüz söz konusu iki kaynak enerji sektörünün iki can damarını besleyen unsurlar niteliğindedir.
Dolayısıyla petrol fiyatlarının artması doğal olarak ekonominin bütün alanlarını etkileyecek ve küresel çapta bir enflasyon yaşanacaktır. O yüzden Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri ciddi şekilde riske sokan bir savaşın aylar sürmesi dünya piyasasının kolay kolay tahammül edebileceği bir hadise olamaz. Koronavirüs salgınının sebep olduğu izolasyonun birkaç yılda neden olduğu çöküşün belki iki katına denk çöküş, bu hadise yüzünden sadece birkaç aylık süre içinde vuku bulabilir.
Diğer taraftan siyonist işgal rejimi her ne kadar kayıplarını gizlemek için, eski demir perde ülkelerin uyguladığından çok daha katı bir sansür uyguluyor olsa da İran’ın işgal rejimi hedeflerine yönelik saldırılarının ciddi kayıplara sebep olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir. İran bu konuda başarılı olabilmek için öncelikli olarak işgal rejiminin ve ABD’nin civar ülkelerde yer alan üslerinin radarlarını hedef aldı. Bu radarların saldırılarda ciddi zarar gördüğü tahmin ediliyor. Radarların zarar görmesi ise savunma sistemlerinin atılan füzeleri havada yakalayarak imha ihtimalini azaltıyor. Ayrıca havada vurulan füzelerin parçalanıp dağılması durumunda da belli çapta zararı oluyor.
Bunun yanı sıra siyonist işgal toplumu, sürekli devam eden saldırı tehlikesinden dolayı bir bakıma normal hayatı terk edip sığınak hayatına geçmiş durumda. Bu durum, iş düzenini ve ekonomiyi olumsuz yönde etkilediği gibi siyonist toplum mensuplarını psikolojik yönden ciddi şekilde sarsıyor.
Bu arada ABD’de, bu savaşın tamamen İsrail hesabına ve onun çıkarlarına hizmet amacıyla çıkarıldığı söylemleri etkisini günden güne artırıyor. Trump’ın yakın çevresindeki önemli adamlarından birinin bu yüzden istifa ettiğini haberlerden okumuşsunuzdur. Bu söylemlerin gittikçe yayılması narsist başkanın siyasi itibarını da ciddi şekilde sarstığı gibi önümüzdeki Kasım ayında gerçekleştirilmesi planlanan nispi seçimlerle ilgili endişelerini de artırdığını tahmin ediyoruz. Oysa onun beklentisi İran’daki siyasi otoriteyi kısa sürede çökertip bu ülkenin kontrolünü ele almak ve bunu Kasım seçimlerinde de değerlendirmekti.