• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

KURBAN KESMEK-KURBAN OLMAK

25 Mayıs 2026
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

KURBAN KESMEK-KURBAN OLMAK

AHMET TALİB ÇELEN

En kıymetli varlığımız canımız… Bütün dünyâ bizim olsa ve ölüm ânımız gelse birkaç dakîka daha yaşamak için dünyâyı gözümüzü kırpmadan fedâ ederiz. 

Bu kadar kıymetli olan can varlığını da gözünü kırpmadan fedâ edebilenlerin dünyâ karşısındaki duruşunu buradan idrâk edebiliriz. 

Koca dünyâdan daha kıymetli olan canımızı fedâ edebilmek için bir şey lâzımdır. Dünyâ ve içindeki bütün hazînelerden ve canımızdan daha kıymetli bir şey… Aksi takdirde canımızı veremeyiz. Bir varlığımızı, daha kıymetli bulduğumuz bir şey için verebiliriz. Bu durumda canımızdan daha kıymetli bildiğimiz bir şey olmalı ki onu kazanmak için canımızı fedâ edebilelim. İşte o Allah’a îman, Allah’a muhabbettir. İnsanın fedâkârlığı sevgisi kadardır. Ne kadar seversen o kadar fedâkârlık yapabilirsin. Sevgiden fazla fedâkârlık ancak kazâen olabilir. Bunun da gerçek bir değeri yoktur. Allah sevgisi de her kişide farklıdır. Allah sevgisinin zirvesi de Allah’ın sevgi ve rızâsını kazanmak uğruna gerektiği zaman canını verebilmektir. Allah sevgisi zirvede olanların gözü en büyük ticârettedir. Onlar verdiklerinin karşılığında Allah’ın sevgi ve rızâsını ve Allah’ın sevgi ve rızâsının mekânı olan cenneti kazanacaklardır. “Allah mü’minlerden, kendilerine vereceği cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Müjdelenen bu cennet Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın yerine getirmeyi uhdesine aldığı kesin bir sözdür. Verdiği sözü Allah’tan daha iyi yerine getirecek kim olabilir? O halde, ey mü’minler, Allah ile yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte bu, gerçekten büyük bir başarı ve kurtuluştur.” (Tevbe, 111)


Canını verebilmenin şartı kesin/şüphesiz/saf îmandır. Îmandaki en küçük karıncalanma canını fedâ etmede tereddüt meydâna getirecektir. Kesin/şüphesiz/saf îmanın netîcesi de tam teslîmiyettir. Zâten İslâm, teslîm olmak demektir. Bu yüzden olsa gerek Aliya İzzetbegoviç, “Teslîmiyet, sen ne güzelsin!” demiştir. Teslîmiyetin zirve göstergesi de canını fedâ edebilmektir. Çünkü insanın en kıymetli varlığı canıdır; fedâkârlığın bundan ötesi olamaz. Şehitlerin övülmesi de bundandır. Canını fedâ edeni sorgu suâl ile muhâtap kılmıyor Allah. Onlar suâlden muaf olarak rızâ yurdu olan cennete alınıyor. 

Şehitler kurbandır. Kurban kelimesinin her iki mânâsında da “kurban”. Hem Allah yolunda canını vermiş, hem de Allah’a yaklaşmış. İşte Hz. İsmâil, kesin/şüphesiz/saf îmânın ve bununla birlikte olan tam teslîmiyetin eskimez, pörsümez örneğidir. O, babasının -kendinden habersiz- Allah’a adadığı kurbandır. Kendinin de haberi olduğu anda hiç tereddüt etmeden babasının verdiği sözü yerine getirmesini istemiş ve bıçağın altına yatmıştır. Bizim odaklanacağımız hareket bu olmalıdır: Allah’a verilen sözü yerine getirmede tereddüt etmemek… Bundan sonra gönderilen koç gelir veya gelmez. O hesap içinde olmak kurban olmanın, fedâkârlığın şânından değildir. Karşılık beklemek fedâkârlığa terstir. Hz. İbrâhim’in, oğlu İsmâil’i kurban etme hâdisesi kurban kesmenin ve hangi cins hayvan kesmenin gösterildiği bir sahneden ziyâde bizzat “kurban olma”nın gösterildiği bir hâdisedir. Bu hâdise, hele hele yardımlaşmaya, bir yıl boyunca et yiyememiş garibanların da et yiyebilmesi için koşuşturmacaya odaklanılacak bir hâdise değildir. Evet, bunlar da Müslümanların güzel faaliyetleridir ama meselenin sıklet merkezi burası değildir. Mesele Allah’ın rızâsına ve yakınlığına kavuşmaktır. Bunun için kurban kesmektir. Nitekim “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Sizden Allah’a ulaşacak olan tek şey takvânızdır.” (Hac, 37) Öyleyse, Kurban Bayramı’nı bir yardımlaşma, dayanışma, garibanlara et yedirme bayramına çevirmemek gerekir. Bunları en güzel şekilde yine yapalım ama işin bu tarafına aşırı yüklenmek “kurban”ın mânâsını da aşındırıyor ve biz işin aslından uzaklaşıp gidiyoruz. 



Belki yeri değil ama… Son zamanlardaki İslâmî yardım derneklerinin fazlalığı çok dikkat çekmiyor mu? Buna bir yönüyle sevinelim ama bir şey çoğaldığı zaman araya sahteleri de sızmaya başlar. Bu derneklerin en büyük ilgisi de “kurban”a. İşin içinde “para” varsa oraya müthiş bir ilgi de oluyor. Sosyal medya bunların duyurularından geçilmiyor. Hangisi sağlam, hangisi çürük bilmiyoruz da. Öyle âhım şâhım bir denetimin de olduğunu sanmıyorum. Belki de ilginin çokluğunun sebebi bu denetimsizliktir. Müslümanlar “parasız” hizmet alanlarına niye bu kadar ilgi göstermiyorlar acaba? İyi niyetlileri, haram-helâl hassâsiyetine sâhip olanları tenzîh edelim ama bu noktaya dikkat etmekte fayda var. 

Son söz: Kurban Bayramı, “kurban kesme”nin değil, “kurban olma” şuurunun tavan yaptığı bir bayram olmalıdır. “Kurban kesme”, “kurban olma” şuurunu ne kadar besler ve ne kadar hayâta katabilirse amacına o kadar ulaşmış olacaktır. “Kurban olma şuuru”, Allah’ın dîni için yârdan, anadan, serden; dünyâ sevgisinden hattâ candan geçebilme îman ve tavrıdır. Kurban Bayramı, bu şuurun yeniden dirildiği, hayâta katıldığı ve çocuklarımıza emânet bırakıldığı bayram olmalıdır. Yardımlaşmak, garibanları kollamak bu şuura ne kadar katkıda bulunabilirse o kadar mühimdir ve iyidir. Bunları da yapalım, yaşayalım ve çocuklarımıza aktaralım. Ama bu hay huy içinde “kurban olma” şuurunu kaybetmeyelim. 

NOT: Bütün Müslümanların Kurban Bayramını tebrîk ederim.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İ Tuncer

Her şeyimiz gibi kurban meselesinide özünden uzaklaştırdı. Rabbim sonumuzu hayırlı eylesin.

Sur

Dikkat ediniz sırrı zedelemeyiniz...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23