Algoritmaya karşı hadîsler
Algoritmaya karşı hadîsler
AHMET TALİB ÇELEN
Algoritma, genel olarak “Belirli bir problemi çözmek veya belirli bir hedefe ulaşmak için tasarlanan, mantıksal sıraya konulmuş adım adım işlemler bütünüdür.” şeklinde târif edilse de günümüzde kişi ve toplumu en çok ilgilendiren sosyal medyadaki rolüdür: “İzleme geçmişinizi ve beğenilerinizi analiz ederek ana sayfanızda hangi gönderilerin veya videoların çıkacağını belirler.”
7’den 70’e artık hepimiz değişen yoğunluklarda internete, sosyal medyaya ve dolayısıyla algoritmaya maruz kalıyoruz artık. Dindarlığımız, siyâsî görüşlerimiz, psikolojimiz, huylarımız, âile hayâtımız, dostlarımızla münâsebetlerimiz sürekli olarak bu dijital dünyâ içinde çalkalanıp durmakta ve devamlı değişmektedir. Dün şiddetle karşı çıktığımızı bugün normal bir şeymiş gibi görebiliyoruz. (Tersi de vâkîdir) Bu değişimimizi hür irâdemizle gerçekleştirdiğimizi zannediyoruz ama kazın ayağı öyle değil. Sosyal medya bizim ve en çok etkileşimde bulunduğumuz kişilerin ve bütün toplumun paylaşımlarını analiz ederek bize sormadan bizi bir bilgi ve görüntü bombardımanına mâruz bırakıyor. Hür irâdemizle köleleşiyoruz. Bütün değerlerimiz yerle bir oluyor ve belli bir aklın kontrolünde yeniden yapılıyoruz.
Tesettürlü kadın/kızları daracık pantolonla ilk gördüğümüzde şaşkınlıktan ağzımız açık kalmıştı. Biz tesettürle -en azından- pardesüyü birbirinin ayrılmazı görürdük. Tesettür sâdece başı örtmek değildi çünkü. Bütün vücutla ilgili bir edebin ismiydi tesettür. Ama bir gün örtülü bir başın altında daracık kot pantolonları görüverdik. Dediğimiz gibi çok şaşırdık. Olmaz, tutmaz sanmıştık; yanıldık. Tuttu… Hem de sâdece gençlerde kalmadı, yaşı 50’yi geçmiş birçok “tesettürlü” hanım da bu yeni trende kolayca uyum sağlayıverdi. Önce mahçup birkaç deneme, sonrasında tam uyum… Bunlar kişinin kendine “hür irâdesiyle” gerçekleşmiş gibi geldi tabiî. Oysa sosyal medya ve algoritma vardı işin temelinde. Bunların arkasında da dünyâ şeytan imparatorluğu var elbette. En büyük hileleri de insanlara kendilerini hür hissettirebilmeleri. Şeytanın en büyük hilesi insanlara şeytan diye bir şey olmadığını kabûl ettirmesidir derler. Şeytanın olmadığına inanırsan şeytanın telkinlerini hür irâden sanırsın. İşte köleliğin dibi budur.
İlk anda bir Müslüman olarak şiddetle karşı çıktığımız nelerin normalleştiğini gördük. Kendi içimizde bile yaşadık/yaşıyoruz bu hâli. Çoğalan ve yayılanın normalleştiğini sanmak hepimizin zaafı. Herkes yapıyorsa doğrudur… İşte algoritmanın bize ettiği budur. En çok gördüğün, en çok okuduğun, en çok seyrettiğin yavaş yavaş normalleşmeye başlıyor, sonunda tercîhin oluyor.
Son olarak okulların mêzûniyet günlerindeki iç acıtan sahnelerle afalladık. Hiç yakıştıramadığımız insanları ne kadar düşük hâller içinde gördük, ıstırap duyduk. Ersin Çelik kardeşimiz fecâati “Paçozluğun Zaferi” başlıklı yazısında pek güzel resmetmiş. O da sosyal medyanın ve algoritmanın dönüştürücü gücüne dikkat çekmiş. Artık her şeyimiz görüntü. Görüntü hâline gelmeyen şey gerçekleşmemiş gibi bir duyguya ulaştı insanlar. Eğitim, mêzûniyet, düğün, nişan, çay sohbetleri… hattâ ölüm anları, cenâze merâsimleri… Hepsi görüntülük malzemeler. Resim/video çekilecek ve sosyal medyada paylaşılacak. Aksi takdirde gerçekleşmemiş, yarım kalmış gibi bir his yaşanacak. Elbette bunlar paylaşıldıkça normalleşecek. Algoritma her paylaşımı görecek ve böylece her paylaşım hür irâdeye atılmış bir kement olacak tabiî.
Ben de “Gösteri Çağı” başlıklı yazımda bu kanayan yaraya dikkat çekmeye çalışmıştım. Peygamber Efendimiz, sanki bu algoritma çağını görmüş gibi bunun karşısına müthiş bir kalkan koymuş: Günahları gizlemek… Her özel hâlini anlatmamak… Yaşadığımız dünyâ karşısında şu hadîslerin isâbet ve ihtişâmına şaşırmamak elde değil: *Kim, dünyâda günahını gizlerse, Allah Teâlâ da o günahı kıyâmette herkesten gizler.
*Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamâmı affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü hâlde, sabahleyin kalkıp:
Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım”, demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü hâlde geceyi geçirmişti. Fakat o, Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.”
Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler:
1-Kişinin, gizli olarak işlediği bir günahı açığa vurmaması, Allah’ın onu affetmesine vesîle olur. 2-İşlediği günahı başkalarına anlatan ve bunu bir meziyet sayanları Allah affetmez. 3-Gizli işlenen günahları açığa vurmak, başkalarına anlatmak, Allah ve Resûlünü hafife almaktır. 4-Gizli işlediği günahları açığa vuranlar, eğer bu günah cezâyı gerektiriyorsa cezalandırılırlar. Çünkü açığa vurmak îtiraf sayılır. *Bir kul dünyâda bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyâmet gününde onun ayıbını örter. *İnsanların gizli yanlarını araştırmayın. Ayıplarını öğrenmeye çalışmayın. *Günah işlediğinde hemen tövbe et. Gizli işlediğin günaha gizlice, açıktan işlediğin günaha da açıktan tövbe et. *Günah gizli kaldıkça sâdece sâhibine zarar verir. Ortaya çıktığında ise düzeltilmezse, topluma zarar verir. *Allah’tan kusurlarınızı örtmesini ve sizi korktuklarınızdan emin kılmasını isteyin. *Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Ben dünyâda Müslüman bir kulumun örttüğüm bir kusurunu, âhirette ortaya çıkarıp onu rezil ve rüsva etmeyecek kadar büyük kerem ve af sâhibiyim.
***
Görülüyor ki çağımızın bütün hastalıklarına, şeytan imparatorluğunun sinsi saldırılarına karşı hürriyetimizi ve şahsiyetimizi korumanın ve “kendimiz” kalabilmenin çâresi yine Resûlullah Efendimizde.