Spor/futbolun batıl ‘dinamikleri’ ve Filistin-Suriye (2)
Spor/futbolun batıl ‘dinamikleri’ ve Filistin-Suriye (2)
AHMET GÜLÜMSEYEN
Gücünü batı ittifaklarından alan siyonistler, Filistin’de masum ve savunmasız, Müslümanlara saldırırken, Esed rejiminin yıkılmasıyla Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü çok yönlü temizlik devam etmekte. Uzun yıllar sürgün yaşamak zorunda kalan yerli halk, ülkelerine dönerken yaşadıkları zorlukları geride bırakırken şimdi onları yeni bir süreç bekliyor. Bu sürecin inşası Müslüman topraklarında İslami kimliği muhafaza etme adına önem taşımaktadır.
Bir yandan geçmişin izleri silinirken, diğer yandan ülkenin yönetiminde yapılanma çalışmaları devam etmekte. Bu süreçte yerli halkın duyarlığını, bölgeye temsilci gönderen Birleşmiş Milletlere (BM) yetkilerine “Bugüne kadar neredeydiniz?” şeklinde, haklı tepkilerini görmekteyiz. Batıyı temsil eden BM ve AB gibi kuruluşlar, insani ve vicdani bir yapılanma olsaydı, dün olduğu gibi bugün de İslam Coğrafyasındaki katliamlara seyirci kalınır mıydı! O nedenle Türkiye’nin bölgede olması, yerli halkın huzur ve güveni için önem taşımaktadır…
SPOR ÜZERİNDEN DEĞİŞİME DİKKAT!
Bizim de içerisinde yer aldığımız dünya ülkeleri sporda, modernlik adı altında batı mirasını sahiplenerek göstermektedirler. İyi niyet taşımayın bu tutumuna/icraatına, sporu bir araç olarak kullanıp, giyilen kıyafetten oynanan bahis ve bayanları futbola teşvik etmeye, sadece birkaç örnek. Bu yanlış uygulamalar, ülkemizin geleceği dediğimiz çocuk ve gençlerimizin spor aracılığıyla milli ve manevi erozyonuna uğratılmasına kaynak oluşturmaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Benzer durumun, 61 yıllık Baas rejiminin çökmesinin ardından, sporda da yeni bir süreç/yapılanma söz konusu olan Suriye’de (Futbol Federasyonlarının logosunu değiştirmesi bunu gösteriyor) yaşatılabileceğini gösteriyor…
KATİLLER SÜRÜSÜ TRİBÜNDE
Modernlik adı altında sporun içerisine sokulan kapitalist anlayışına karşı, gerekli önlemin alınması gerekiyor. Bu sürecin en önemli yansıması Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda kendini gösterdi. Toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında dinsizlik ve cinsiyetsizlik gibi akımlar ancak şeytanın aklına gelebilecek, insanlığı inanç ve kimliğinden uzaklaşacak spor vasıtasıyla serbest bir şekilde sergileniyor. Sporu uluslararası düzeyde yöneten UEFA, FIFA, IOC ve FIBA gibi kuruluşlar aracılığıyla gençler üzerinde bu yıkımın gerçekleştirildiğini bu satırlarda defalarca paylaştık. Tespitlerimizde ne kadar haklı olduğumuzun son örneği Fransa’da yaşandı. Nanterre ile İsrail’in Hapoel Holon basketbol takımları arasındaki müsabakada, sahaya Filistin bayrağıyla inen genç, İsrailli taraftarları tarafından darbedildi, haberini okuyoruz. İstanbul’da oynanması gereken Tel Aviv maçının Macaristan’da, bu yetmezmiş gibi, seyircisiz oynatılması. Bu sporun içindeki siyonist lobinin varlığının bir yansıması değil de ne!..
SURİYELİ YÜZÜCÜNÜN SEVİNCİ
İsrail’in bombaları sonucu Gazze şeridinde ampute olan Filistinlileri, Birleşmiş Milletler ile Kızılhaç işbirliğiyle antrenörler görevlendirilip, spor aracığıyla misyonerlik yapıldığı unutmadık. 2020 yılında, yine bu satırlarda söz konusu ‘misyonerlik’ sürecine dikkat çektiğimiz yazımızı, ‘Sporu kimlerin ideolojilerine maşa ettiklerini görmekteyiz!.’ şeklinde tamamlamışız. Biz bu satırları yazdığımızda, Açık Su Yüzme Dünya Şampiyonası’da birinci olan Suriyeli Muhammed Naim Mısıroğlu’nun sevincini Türk bayrağı açarak yaşadığını görüyoruz. “Sizce bu tablodan en çok hangi anlayış rahatsız olur?” sorusunun cevabını göz önün alıp, sporda dahil olmak üzere, aklı milli ve manevi yıkımdan başka bir işe yaramayacak kadar canavarlaşan batıdan uzak durarak ‘Hayra davet edip, şerden uzak duracak’ şekilde çalışmalarımızı inşa etmemiz gerekmiyor mu?.