‘Ligde Şampiyon kim olur?’ sorusuna takıp, Filistin’i unutmamak
‘Ligde Şampiyon kim olur?’ sorusuna takıp, Filistin’i unutmamak
AHMET GÜLÜMSEYEN
Süper Lig’in şampiyonluk yarışında Galatasaray avantajlı konuma geçti. Fenerbahçe’ye Samsunspor engeli, lider Galatasaray’ın farklı Antalya galibiyeti derken, puan farkı 9’a çıktı. 28. haftanın dikkat çeken diğer konusu Trabzonspor’un teknik direktör değişimi, sonrasında gelen Başakşehir galibiyeti. İlgi çeken bir başka sonuç Beşiktaş’ın Konya deplasmanından eli boş dönmesi. Futbolun her haftasında benzer konular. Tüm bu sonuç/yaşananlar ‘öylesine’ karşılık buluyor ki. Bunun için aslında fazla söz ve çabaya gerek yoktur. Görmemiz gerekeni görmek, gerekli dersleri çıkararak amacının dışına taşan spor ‘çarkına’ çomak sokmak, ilgili ve yetkilerin aslı görevleri arasında olmalı! Çünkü, sporun/futbolun içerisinde yer alan kötü örnekler, çocuk ve gençler başta olmak üzere toplumun önemli kesiminin çıkmaza sürüklendiğini ‘gördük’, ne yazık ki görmeye de devam ediyoruz. Bunların neler olabileceğine birkaç örnekle açıklık getirmeye çalışalım…
SPOR/FUTBOLUN TOPLUM
ÜZERİNE ETKİLEŞİMİ
Ülkemizdeki futbolun 100 yılı geçkin bir tarihi var. Ligin dört büyükleri diye tanımlanan Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor arasında süren bir rekabet/yarış. Öyle bir çekişme ki, sonucu toplumun her yaştaki bireyi tarafından merak uyandıracak hale getiriliyor. Bu merak oyun ve eğlenceye ötesine de geçip, bireyler üzerinde ‘olumsuz’ etkileşime dönüştürmekte. Öyle olmasına, rekabet içindeki takım taraftarlarının ayrı ayrı tribünlerden izlemesi sadece bir örnek. Meraklısı için bir maç biterken, bir diğeri başlıyor. Bu nasıl bir bağlanma ki, koşuşturmalı hayat akışı içinde ‘takipçisi’ üzerinde etki oluşturuyor. Sahadaki yarışın paydaşları içerisinde yer alan başkanından yöneticisine, teknik direktöründen futbolcusuna kadar herkesin ‘dünyalık’ kazanım elde etiği yerde, bu yarışa ilgi gösteren ve taraftar olarak adlandırılan diğer ‘izleyicilerin’ sürekli maddi ve manevi bir ‘kayıp’ içerisinde olması! Burada şu soru gelebilir? Sende takip etme, izleme ve yazma kardeşim! Muhatabına göre ‘doğru’ bir sual ama, cevabı askıda kalmamalı. İçinde yaşadığımız toplum bireylerden oluştuğuna göre, bu sporda/futbolda olsa bireylerin üzerinde olumsuz etki yapacak olumsuz unsurları ortadan kaldırmak, buna da gücümüz yetmiyorsa, en aza indirme adına gayret sarfetmek gerekmez mi! Peki, bunda başarılı olunur mu? Takipçilerini ‘uyku’ moduna geçiren böylesine bir yarışta iyilerin/vatandaşlarımızın kazanım sağlamayacağını bilmek kadar daha değerli ne olabilir ki!.
SPORLA/FUTBOLLA
UYUTULMAYA DEVAM MI?
Futbol da dahil sporun tüm branşlarının uluslararası üst yönetimlerinde ‘siyonist’ anlayışın sözü geçiyor. Ateşkes anlaşması ilan edilmesine rağmen Amerika’nın desteğini arkasına alan Netanyahu yönetimindeki siyonist İsrail, Filistin’deki katliamlarına devam ediyor. Ateşkesi bozarak ramazan ayında Gazze Şeridi’ne yapılan siyonist saldırılarda 326 Filistinli Müslüman kardeşimiz daha hayatını kaybetti. Beyaz Saray sözcünün açıklaması saldırılar için İsrail’in Beyaz Saray ve Trump yönetimine danıştığını söylüyor. İsrail ordusunun, yerinden edilen Filistinlilerin çadırları ve sığındığı okullar ile sivillerin evleri dahil olmak üzere Gazze Şeridi’ni yoğun şekilde bombaladığı bir dönemde, ligimizde kimin şampiyon olup olmama ‘gafletinin’ içinde yer almak bir yana, UEFA, FIFA, FIBA gibi dünya sporunun en üst basamağı kuruluşlardan insanlık adına ses çıkmıyor. İsrail’e karşı protesto veya karşı duruşu, terör örgütünün temsilcileri, kulüp ve oyuncuları spor müsabakalarında boy göstermeye devam ediyor. Tablo bu kadar açıkken, futbol/spor aracığıyla uyutulmaya devam edilmesine gönlümüz rıza göstermiyor vesselam.