Yer yarılırken bile el bırakmamak
Yer yarılırken bile el bırakmamak
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Deprem önce binaları sarsar, sonra insanın zaman duygusunu.
Venezuela’daki deprem anına ait bir görüntü dolaşıyor. Bir evde yaşlı adam ve kadın. Kadın tekerlekli sandalyede. Sarsılma başlıyor ve yaşlı adam dışarı kaçmak yerine hemen eşinin yanına koşuyor, bedenini eşine siper ediyor. Elini bırakmıyor. Kadın çığlıklar atıyor, her yer sallanıyor. O yıkıma aldırmadan orada eşinin yanında duran yaşlı adamın elleri tüm dünyaya bir mesaj veriyor. Her şey yıkılsa da seninle enkazın altında kalmaya hazırım duruşu...
Adam eşini oradan çıkarabilecek kadar güçlü olmadığının farkında. İşte en önemli ama buradadır. Bir şeyin farkında…
Yaşlanmayan sevgi, hiç bitmeyen saygı ve sorumluluk bilinci…
‘Koruma içgüdüsü bazen yaşama arzusunun bile önüne geçebilir.’ diyebilir buna psikiyatrist arkadaşlar. Her güzel şeyi egoya bağlama, psikiyatrinin hoşuna gidiyor.
Toz, toprak, sallanan bir mekân, ama sarsılmaz bir sevgi o anda zamanı donduruyor. Ölüm korkusuna rağmen gayet sakin bir karşılama sergiliyor yaşlı adam.
Bu iki yaşlı insanı Türk yetkililer bulup tüm masraflarını karşılasınlar ve Türkiye’yi gezdirsinler. Yaşlı adam, bir tercüman eşliğinde gençlere anlatsın o ânı. Ülkenin en geniş salonlarını kiralasın belediyeler. Savaşlardan daha önemli olan, gençlikte aşk diye yazılan ve yıllar geçtikçe sessiz hareketlere dönüşen o ânı anlatsın yaşlı adam. ‘Yer yarılırken bile el bırakmamak’ olsun bu etkinliklerin adı… Sevginin, merhametin ne olduğunu bilen insandan zarar gelmez. Dini, dili, ırkı, cinsiyeti hiç fark etmez; sadece yüksek sevgidir insanı insan yapan.
Venezuela’daki depremde kaç kişi öldü? Kaç kişi yaralandı, kaç kişi kurtuldu? İşte tüm bu bilgiler insan hayatının bir istatistiğe dönüşmesinden başka nedir ki? Kimse şu soruyu sormuyor. Kaç kişi sevdiğine siper oldu? Kaç kişi ölümü göze alarak yıkılması muhtemel bir binaya girdi? Kolonların altından saatlerce uğraşıp kaç kişiyi çıkardı? İşte bunlar istatistiğe girmez; çünkü burada gerçek bir eylem, hakiki bir centilmenlik örneği vardır.
Yaşlı adam depremi durduramayacağını biliyordu ama sevdiği birinin korkusunu bir nebze azaltmak uğruna ölümü göze aldı. Bu mantıklı gelmez kimseye ve herkes bilir ki depremin seyrini değiştiremez yaşlı adam. Betonun ağırlığını hafifletemez. Ama orada öyle bir feda ediş var ki... İnsan içinden, ‘O merhametin hatırına Allah onları korusun’ diye geçiriyor.
O görüntüleri izleyenler videonun altına ‘Kahraman yaşlı adam’ yazıyordu. Aslında tehlike anında karar verenin akıl olmadığı bilinmiyor. Birlikte yaşanmışlık ve içgüdülerle tepki verir insan ani tehlike anlarında. İçgüdü akıl gibi mantıkla çalışmaz. Hayvani bir gücü vardır ve insanın gerçek taşrasıdır orası.
Ömür yaşlanmaya doğru tekdüzeleşir. Aynı şeyler tekrar eder durur. Aynı masada binlerce defa yenilmiş yemekler… Bir zamanlar çocukların gürültüsü… Şimdi yine yalnız başına iki ihtiyar. Hayatta kendilerinden başka hiçbir dostları yok. Bazen düşünüyorum da, yaşlandıkça daha uzun süre bakıyor insan yaprağa, kuşa, gökyüzüne, yıldızlara, doğaya… Yaşlılık insanı toprağa yaklaştırıyor; başka bir deyişle yavaş yavaş ölüme…