Onlar neden tutsak oldular?
Onlar neden tutsak oldular?
LATİF ERDOĞAN
“Sizi şu yakıcı cehenneme atan nedir? Diye vaki olan suale, şu sebepleri sıralayacaklar: ‘Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula da yedirenlerden değildik. Biz de batıla dalanlarla dalardık. Din gününü de yalanlardık.’” (Müdessir, 42-46)
Evet, onlar ölüme böyle yakalandılar. Tövbe etmeye, iman etmeye, infak etmeye, namaz kılmaya fırsat bulamadılar. Yaşadıkları gibi öldüler. Öldükleri gibi haşir oldular. Sakar denen cehennemin ebedi tutsakları haline geldiler
Her nefis yaptığı kötülüğün rehinidir, buyuruyor Rabbimiz. Rehin, borca mukabil alacaklının elinde tutulan maldır. Eğer borçlu borcunu öderse rehinini kurtarır, yoksa rehin alacaklıda kalır. Sakar’da rehin tutulan mücrimleri kurtaracak amelleri olmadığına göre onlar orada ebedi kalırlar. “Her nefis yaptığının rehinidir” denildikten sonra ayette bir istisna yapılır. Ashab-ı yemin bu akıbetten ayrı tutulur. Ashab-ı yeminin kim olduğunu ise Sakar tutsaklarının ifadelerinden anlamak mümkündür. Bunlar namazlarını kılanlar, yoksulu doyuranlar, batıla dalıp gitmeyenler, ahirete yakin üzerine iman edenlerdir.
Kişi ilk hesabını namazdan verir. Namazı tamamsa diğer ibadetleri de ona göre değer kazanır. Namazda bozulma varsa, bu bozulma onun diğer amellerine sirayet eder. Namaz dinin direğidir. Namaz bütün ibadetlerin özetidir. Namaz İslam şiarı, Müslüman olmanın beyanıdır.
Kişiyle küfür arasındaki perde namazı terk ile ortadan kalkar. Namaz kılmayan kişiye Müslüman kimliği vermek zorlaşır. Öldüğünde hüsnü şehadet hakkını kaybeder. Onun için namazı kılmak ve cemaate devam etmek kişi için önemli bir referans kabul edilir.
Namaz ibadetini yerine getiren insan, bütün varlığın hal diliyle yaptığı ibadetin de şuuruna varır. Böylece varlığa bu hikmet nazarıyla bakar; varlığın yaratıcısıyla olan Yaratıcı- yaratılmış münasebetini okur. Artık onun gözünde her bir varlığın kıymeti, Yaratıcısı yönüyle değer kazanır. Zati değeri bir iken, bu vesileyle değeri bin olur.
Namaz kılmayan kişi böylesi bir bakış açısından mahrumdur. Dolayısıyla onun gözünde varlığın kıymeti binden bire düşer. Bu ise varoluşa yapılmış bir tahkirdir. Bu sebepledir ki, namaz kılmayan bir insanın günah ve vebali sadece şahsi bir günah değil bütün varlığı doğrudan ilgilendiren bir günah ve vebaldir.
Yoksulu doyurmak bir infak ameliyesidir. Kişi kendi bencilliğinin çeperinden ancak infak ile kurtulur. Allah’ın ona bol bol verdiğinden o da muhtaç olanlara bol bol verir. Böylece nimet cinsinden şükrünü eda etmiş olur.
İnfak etmeyen insanlar nankör kütüğüne kaydolur. Çünkü onlar şükürlerini yerine getirmemişlerdir. İnfak mala- mülke bereket getirdiği gibi, faiz gibi büyük günahları toplumdan defedici bir misyona da sahiptir. İnfakın olduğu toplumda faiz yaşayamaz. Faizin yer bulduğu, yerleştiği yerler infaktan mahrum yerlerdir. Bu sebepledir ki infak etmemek sadece kişisel bir vebal olmaktan çıkar, toplumda faizin yerleşmesine doğrudan katkısıyla içtimai bir sorumluluk haline gelir.
Batıla dalanlarla beraber dalmak, o toplumda emr-i bilmaruf ve nehy-i anilmünker farizasının askıya alındığının habercisidir. İyiliğin emredilmediği toplum doğrularla, güzelliklerle, geleneklerle arasına mesafe koymaya başlar. Zamanla maruf unutulur, yeri boşalır, ne kadar kötülük ve istenmeyen davranışlar varsa maruftan boşalan yeri onlar doldurur.
İşin başında marufu emir, münkeri nehiy dengeli olarak yapılmadığından münker kökleşir ve onları toplumdan söküp atmak imkansız hale gelir. Halbuki bu iki unsur işin başında dengeli olarak sürdürülse hem marufun toplum hayatında kökleşmesi gerçekleşir hem de istenmeyen davranışların vücut bulması önlenmiş olur.
Bu sebeple de batılın batıl olduğunu bildiği halde onlarla beraber batıla gidenlerin yaptıkları sadece bireysel bir günah veya vebal olmaktan çıkar, toplumun kokuşmasına, değerlerin bitip tükenmesine sebep olan büyük bir vebal ve günaha dönüşür.
Ahirete iman, dünyada adaletin ve düzenin sağlam kalmasının en önemli vasıtalarından biridir. Güçlü ve kuvvetli olanların, zayıf ve güçsüzleri birer sömürge haline dönüştürmemeleri; hukukun üstünlüğünün herkes için aynı oranda gerçekleşir bulunması; hakkın sabit yerinin daima haklıdan taraf olması ahirete iman ile, yani yaptıklarımızın hepsinden bir bir hesap vereceğimiz bilinciyle doğrudan ve sıkı sıkıya bağlantılıdır.
Dolayısıyla ahirete iman meselesi, sadece bireysel bir inançla sınırlı sorumluluk değildir; aksine bütün toplumu ilgilendiren sorumluklarla yüklü çok önemli bir iman rüknüdür. Bu sorumluluğunu yerine getirmeyen kişilerin cezasının Sakar olması aynı adalettir.
Surenin başında Sakar’ın ne olduğu da anlatılır: “Ben onu Sakar’a sokacağım. Sen Sakar’ın ne olduğunu bilir misin? Ne bırakır ne de terk eder. Sürekli olarak insana gösterilir. Sürekli olarak derileri kavurur. Üzerinde on dokuz (melek) vardır.” (Müddessir, 26- 30)