Okullarımızda adabı muaşeret
Okullarımızda adabı muaşeret
ALİ SANDIKÇIOĞLU
RİZE’mizde İslami hizmetlerine devam etmekte olan, eğilmeyen, bükülmeyen, sahte kerametlerle şeyh uçurmayan, değerli dostum ve arkadaşım Muhterem RAMAZAN EROL Hoca Efendi AKİT’te yayınlanan bir yazımı okuduktan sonra beni tebrik edip yazıma şöyle bir not düştü: “Ali Hocam, okullarda adabı muaşeret ile alakalı bir yazı yazmayı düşünürseniz, yetkili ve etkili idarecilerimizin dikkatlerine sunarsanız çok iyi olur diye düşünüyorum.” Ben de kendisine: “Kısa süreli Almanya’ya gidiyorum, nasip olur dönersem inşallah imkanlarım ölçüsünde yazmaya çalışırım. Sende konu ile alakalı dokümanlar varsa lütfen bana atar mısın? Selamlar.” cevabını yazmıştım. Cevaben bana: “Fİ Emanillah Rabbimizin hıfz-u eman-ı her daim seninle olsun.” duasında bulunmuştu. Ben de: “Amin Cümlemizin inşallah.” diyerek Almanya’ya yolcu olmuştum. Şimdi fırsatım oldu istenilen yazıyı yazmaya çalışacağım. Umarım faydalı olur. Bu arada Ramazan Hoca Efendi bana Osmanlı kız öğretmen okullarında 1895 yılında Dar’ul Muallimenin haftalık ders programını gönderdi. Beyaz Türklere ve dönmelere göre cahil (!) dedikleri Osmanlıların kız öğretmen okullarında uyguladıkları ders programını geliniz birlikte okuyalım. DERSLER: “Kur’an-ı Kerim ve tecvit, ulumu diniye (dini ilimler), Arabi (Arapça), Farsı (Farsça), Kavaidi Osmaniye (Osmanlı dil kuralları, gramer), kitabet ve tatbikat (güzel yazı), hüsnü hat (hat sanatı), usul-i tedris (usul-i talim ve idare-i mekatib) (eğitim usulü ve okul idaresi), ahlak, ilmi eşya, mevalid ve ulum-i tabiiye (doğa bilimler), hıfzıssıhha (sağlık), idare-i beytiye (ev idaresi), hesap (matematik), hendese (geometri), resim, coğrafya, tarih, musiki, el hünerleri.”
Şimdi gelin elimizi vicdanımıza koyalım. Akli selim ile biraz olsun düşünelim. Beyaz Türkleri ve dönmeleri de vicdanen düşünmeye davet ediyorum. Hiçbir zaman güneş balçıkla sıvanamaz. Bizlere ilkokul, ortaokul, lise ve yüksek okullarda örf, adet, edep, adabı muaşeret ve ahlak hakkında neler öğrettiler? Hiçbir şey diyebiliriz. Bugün okullarımızda edep, ahlak ve din ile ilgili neler öğretiliyor? Öğretenler kim? Kariyerleri ne? Çok kere din derslerinde dersler boş geçmesin diye beden eğitimi hocaları veya başka branştan hocalar derslere giriyor (Asla beden eğitimi hocalarını küçük gördüğüm için değil, sadece herkesin uzman olduğu dersi vermesini işaret için onların ismini kullandım.). Ben Rize’nin bir dağ köyünde 1957 senesinde ilkokulu bitirdim. Bizlere Osmanlıyı, Osmanlı padişahlarını dini, din adamlarını akıl almaz şekilde devamlı kötülediler (Benim yaşıtlarım herhalde bu tip tarihi ve ecdadı karalamalara şahittirler.). Bir nevi bizleri geçmişimize, tarihimize, ecdadımıza düşman olarak yetiştirdiler. Bizlere ne türlü yalanlar anlattılar. Okul müsamerelerinde bazı arkadaşlarımızın başlarına çuval giydirerek eğilip kaldırarak namazla alay ettiler. Bazı arkadaşlarımıza siyah sakallar takarak, ellerine uzun birer sopa vererek çocuklara vurur gibi yaptılar eski hocaları, eğitim sistemini topyekün ecdadımızı, geçmişimizi, tarihimizi kötülediler. Bugünkü gibi hatırlıyorum. Bizlere her şeyin Cumhuriyetle başladığını, ondan önce okul yoktu. Ülke çapında insanlar cahildi, okuma yazma bilenler yok denecek kadar azdı. Kızlar kesinlikle okutulmazdı. Daha da ileri giderek bazı öğretmenlerimiz Atatürk olmasa bizlerin olamayacaklarımızı ballandıra ballandıra bizlere anlattılar. Bizler de o küçük beyinlerimizle her şeyi öğretmenimiz bilir inancı ile tabir caiz ise ağızlarımız açık onları dinledik. İnandık. Bizlere kurbağanın iç organlarını, balığın solungaçlarını ezberleten eğitim sistemi gerçek tarihimiz edep, ahlak ve adabı muaşeret kaidelerinden tek kelime bahsetmediler. Gel gör ki seneler sonra insaf, edep, ahlak sahibi, gerçek tarihini bilen, iman ehli, ecdadına saygılı hocalarımız, eğitimcilerimiz, yazarlarımız ve tarihçilerimizin bizleri aydınlatması, gerçek tarihimizin dönmelerin anlattıkları gibi olmadığını bizlere açık açık anlattılar (Allah bu yönde hizmet eden büyüklerimizden razı olsun.). O cefakar ve gayretli insanlar en zor şartlarda, maddi zorluklar çekerek ülkemizi yıkmak, örfünden, adetinden, imanından, ahlakından koparmak için özellikle seçilen sahte tarihçilerin, sözde ilim adamlarının yapmak istedikleri oyunları bozarak bizleri uyandırdılar. Biz okulda iken tarih kitabımızın yazarı EMİN OKTAY’DI, peki bu adamın anası kim, babası kim? Nerede doğmuş? Hangi okullarda okmuş? Uydurma bir ismi tarihçi olarak kitaplara yazdılar, bizleri da yalancı tarihle uyuttular (Ben araştırdım bulamadım bilen varsa bizleri aydınlatsın.). Taş devri, tunç devri, cilalı taş devri, Sümerler, Akatlar daha bilmem neler neler ile beyinlerimizi doldurdular ama Türk tarihi ile alakalı doğru bilgiler ise yok. Bakınız Prof. Ali Fuad Başgil, “Hür Fikirler” mecmuası için kaleme aldığı ve Sebilürreşad dergisinin 3. cilt 59. sayı 141. sayfasında yayınlanan yazısında konumuzla alakalı olarak neler söylüyor: “Daima siyasi mülahaza ve endişelerle mekteplerimizde yalnız din ve maneviyat değil, bunun kadar milli mefahir mazi düşmanlığı yaratılmış ve memleket semalarımız altında asırlara kök salan orta ve yakın zamanların Türk maarif medeniyeti adeta tezyif edilmişti. Mekteplerimizde okutulan imparatorluk devrimize ait resmi tarih kitapları, Türk milli mefahirine karşı bir bühtandı. Buna mukabil çok uzak mazilerin müphem karaltıları içinde gayri ilmi bir tahmin metodu ile çıkarılıp mektepte tarihi hakikat diye okutulan şeyler de sırf faraziyattır. Gayri resmi tarih kitapları serisinin son devre tahsis edilen koca kitabı ise ilmi bakıdan dört başı mamur bir romandır. Mektebe karşı işlenen hata ve günahların destanı çok uzundur ve çoklarımızın ezbere bildiği bir şeydir. Netice bir kelime ile fecidir. Bugün münevver denilen gençlik mana ve enerji ve istikametten mahrumdur. Çünkü mekteplerimizin karakter ve şahsiyet terbiyesine temel teşkil eden milli dil, milli tarih ve ilmi kültür dersleri yanlış ve zararlı bir yoldadır.”
Okullarda edepten, ahlaktan, adabı muaşeret kurallarından bahsetmek mi? Hak getire... Cumhuriyetle yattık. Cumhuriyetle kalktık. Daha dün inancı gereği başını kapatanları okullara almayanları, tecrit odasına alıp beyin yıkamaları, gözü yaşlı nice kız kardeşlerimizin kendi ülkelerinde karşılaştıkları çirkin muameleleri unuttuk mu? Sayın milli eğitim bakanımız Ramazan-ı Şerif ayını okullarda tanıtmaya çalıştığı için beyaz Türkler (!) kıyametler koparmadılar mı? Bir öğretmenimiz, çocukları Cuma namazına götürdüğü için neler yazıldı, neler çizildi, neler söylendi? Öğretmenimiz nerede ise taşlanacaktı unuttuk mu? İşte bunların hamuru, mayası bu. Bizim bünyemize uymayan bir kanı bize enjekte etmeye çalıştılar. İyi olmak yerine daha da kötüleştik. Edepten, adabı muaşeretten, saygıdan, sevgiden eser kalmadı. Ahlaki yönden çöktük, koktuk. Her gün cinayet haberleri, hırsızlıklar, soygunlar, yol kesmeler... Artık uyanma ve ayağa kalkma zamanı gelmiştir. Eğitim sistemimiz baştan sona yeniden ciddi bir şekilde, bünyemize uygun olarak gözden geçirilmeli, milli ve manevi değerlerimiz ön plana çıkarılmalı; vatan sevgisi, bayrak sevgisi, Allah korkusu ve edep ahlak değerleri genç beyinlere aşılanmalıdır. Özellikle din ve ahlak derslerine ağırlık verilmeli, bu dersler tam ehil olan hocalar tarafından verilmelidir. Gerekirse diyanet işleri ile anlaşılarak il ve ilçelerde din derslerine müftü efendiler veya vaizler girmelidir. Tarihimize, özümüze dönülmeli çocuklarımıza adabı muaşeret kuralları A’dan Z’ye öğretilmelidir. Devamlı Osmanlıyı kötüleyen, Osmanlıya cahildi diyenler yukarıda verdiğim ders programı ile bugünkü ders programlarını lütfen bir karşılaştırsınlar. Her şey iyi normal de okullarımızdan bu kadar deist, ateist nasıl yetişiyor? Neden içki, eroin, birçok kötü işler çok alt yaşlara kadar indi? Akran zorbalıkları neyin nesi? Sınıfta öğrencilerin öğretmenlerine karşı yaptıkları saygısızlıkları nereye koyacağız? Gencecik çocukların bellerinde silah, ceplerinde neden kesici aletler var? Yazımızı birkaç alıntı şiir ile bitirelim:
Kaygusuz Abdal der ki;
Edep gerektir kula / Ta işi temiz ola
Edepsiz girme yola / Var edep öğren edep.
Neyzen Tevfik der ki;
Ehl-i irfan meclisinde ne gezer şu hergele
Tut kolundan at dışarı, çek kapıyı sürgüle.
HZ. Mevlana ise şöyle diyor:
Ehli irfan meclisinde aradım kıldım talep,
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep.
Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.