AK PARTİ
Bu bir Ak Parti övgüsünden ziyade kendi içimize yönelik özeleştiridir. Ben bir gazeteciyim ve Müslümanların siyasal arenada mücadelelerini analiz etmeye çalışıyorum. Doğru bildiklerimi söyler, yanlışı babam da yapsa eleştiririm. Ta ki doğru menzile yönelinceye kadar. Bu bağlamda yaklaşık 30 yıldır, merhum Erbakan Hocanın hareketinden beri davayı takip ettiğimi söyleyebilirim. Hiçbir zaman yandaş, fanatik ve körü körüne partici olmadım. Benim için inancım, ilkelerim ve manevi hayat her şeyin önündedir. Geldiğimiz noktada Ak Parti’de siyaset yapan kardeşlerimizde sapmalar olduğunu, iktidar ve koltuğun birçoğumuzu değiştirip dönüştürdüğünü görmekteyim. Ankara’dan, büyük fotoğraf nasıl görünüyor bilemem, ancak Anadolu’da görünen ve yansıması ta ücra köşelere kadar yansıyan fotoğraf çok da iç açıcı değil. Ak Parti’nin Ankara ve İstanbul gibi metropol kentlerdeki yerel yenilgisi, aslında ders mahiyetindeydi. Görünen o ki, biz o yenilgiden bir ders çıkarmadığımız gibi, şu andaki icraatlarınızla da sanki bir daha iktidar olmak istemiyormuşuz gibi görüntü veriyoruz. Ya da ben yanılıyorum..
Kimse kusura bakmasın, dost acı söylerse de gerçekleri söyler. Ben Ak Parti’nin alternatifinin CHP, İyi Parti, HDP veya başkaları olduğunu söylemiyorum. Zaten Ak Parti’nin bugüne kadarki en büyük şansı, biraz da karşısında güçlü bir muhalefet partisinin olmayışından kaynaklanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’ndan muhalefet olmaz, ancak Ak Parti’ye can suyu olur. Ak Parti’nin alternatifi yine Ak Parti’dir. Onu bitirecek argümanları uzakta aramaya gerek yok, çok yakınında, hem de kendi içinde barındırıyor düşmanını. Yolda bulduklarıyla yoluna devam ettiği müddetçe, katarı devirmeden menzile varması muhaldir. Oysa ki geçmişte ve şu anda yapılan, yapılmakta olan tüm devrimlerin, reformların, başarıların ve güçlü hikâyenin sahibidir Ak Parti. Yaptıklarını anlatsa yeter diyebileceğimiz donanıma sahip. Lakin içindeki kurtlar, zihniyeti bozuk kişiler sayesinde kan kaybediyor. Hep söyledim, bir kere daha söyleyeceğim. Demirel’in “Tencerenin devirmeyeceği iktidar yoktur” vecizesini yabana atmayınız. Sizi endişelendirmesi gereken, sınırdaki terör mücadelesi, Doğu Akdeniz, Kıbrıs meselesi, Suriye veya göçmen politikası değildir. Türkiye’nin, özelde Ak Parti’nin dış politikası doğru eksende ilerlemektedir. Oto yollar, sağlık, üniversiteler, teknoloji, bilim, insan hakları, paylaşım, vs hepsi iyi şeyler. Ancak vatandaş sonuçta cebine bakar. Tencere kaynamıyorsa, markete gittiğinde fiyatlar kabarıksa, yani geliri giderini karşılamıyorsa, ağzınızla kuş da tutsanız sizi sorgulamaya başlar.
Lütfen bunu görün ve tedbirinizi alın. Memuru, esnafı, çiftçiyi enflasyona ezdirmeyin.
BİR DURUM TESPİTİ
Türk milleti olarak hepimizin genel bir yanılgısı var. İster solcu, ister sağcı, ister İslamcı, isterse laik olsun; hepimizin baktığı ve gördüğü yer aynı perspektiften. Sadece değer yargılarımıza göre hareket ediyoruz. Hepimiz, siyasi tercihimizin durduğu yerden olaylara bakıp, inanç ve değer yargılarımıza göre hüküm veriyoruz. Sonuçta ne oluyor? Ya Reise ölümüne iman ve itaat ya da isyan. Fanatik Ak Partili kişi, her şeyi güllük gülistanlık görüp, en ufak eleştirenleri hain ilan edebiliyor.
Entelektüel birikimi olmayan, akademik çalışmadan uzak, liyakatten yoksun siyasetçilerin tozlu köy yollarında “ya CHP gelirse” diyerek oy aldıkları yıllar geride kaldı. Artık bu söylemlerle yola çıkamazsınız. Tamam, ülke cehennem çukurunda olmadığı gibi, güllük gülistan da değil. Tüm dünyayı kasıp kavuran bir salgın ve ondan da beter ekonomik kriz var. Eyvallah.. 20 yıldır iktidar olan bir parti, ekonomik krize de çare üretebilmeli ve serbest piyasaya birazcık ayar vermelidir. Verebilmelidir.
Recep Tayyip Erdoğan, güçlü ve güçlü olduğu kadar da hikayesi olan bir lider. O güçlü hikayeler Erdoğan’ı bugünlere taşıdı. Çok badireler atlattı, hepsinden de alnın akıyla çıkabildi. Şimdi dış mihraklar ve içerdeki uzantıları Erdoğan’ın arkasındaki halk desteğini ve meşruiyetini yitirdiğini dillendirecekler. Önümüzdeki seçimlerde söylemleri bu olacak. Reis’i başkanlıktan alaşağı etmek için tüm güçlerini kullanacak, her türlü kahpeliği yapacaklar. Buna da eyvallah. Tüm entrika onlar için mübah. Ama onlara bu seçenekleri bırakmamak sizin elinizde. Önceki seçimlerde nasıl yaptıysanız, halka ne şekilde indiyseniz öyle yapacaksınız. Bunun için de öncelikli olarak tencere kaynayacak, piyasalar rahatlayacak ve alım gücü canlanacaktır. Ekonominin dümenine oturttuğunuz kişilerin ehil, emin ve liyakat sahibi olmalarına dikkat edin. Yaptığınız tüm ihalelerde adaletten ayrılmayın, gözünü para hırsı bürümüş müteahhit ve siyasetçileri içinizden ayıklayın. Aranızdaki çürük elmaları ayıklamazsanız bir süre sonra sağlamlar da çürümeye başlar. Bugün gibi hatırlıyorum, Ak Parti yola çıkarken; makam, mevki, koltuk, kadın, para zaafı olanlara yer vermeyeceğini söylemişti. Fay hatları oluştu, hey erenler!. Süresiz nafaka da neyin nesi, hâlâ halledemediniz gitti. 6284 sayılı yasayı yeniden bir gözden geçirin. Hiç kimseye pozitif ayrımcılık yapmayın. Yakınınızı idareye atadığınız zaman halk sizi eleştirir. Hz. Osman (r.a)’ı dahi görevi başında katledenlerin gerekçesi buydu. Eğer adaletsizlik yapanları sırf sizden diye affederseniz, adalete en büyük darbeyi siz yapmış olursunuz. Hz. Peygamber (s.a.v) “hırsızlık yapan, kızım Fatma da olsa, ayrım yapmaz cezasını veririm” buyurdu.
Bunlar birer dost tavsiyesidir. Uyup uymamak size kalmış. Halkın sesine kulak verin, ona tepeden bakan idarecilere haddini bildirin. “Biz yaptık oldu, size sormaya ne gerek var?! İnceldiği yerden kopsun, azdan az, çoktan çok gider” formatına girmediyseniz, yazdıklarımın sizin için bir anlamı olduğunu düşünüyorum. “Adam sen de, geç bunları” diyorsanız, o takdirde de Horosani’nin şu sözünü hatırlatırım:
“Onlar, şerrinden emin oldukları için, dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de; düşmanlarını yakın tuttular. Yakın tuttukları düşmanları dost olmadı. Ama uzak tuttukları dostları düşman oldu. Herkes düşman safında toplanınca yıkılmaları mukadder oldu.”