• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (6)

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (6)

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (6)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

Bu esassız, haksız, hakikatsız yüceltmeler, mecburen, hatasız, kusursuz, yanılmaz ve yanıltılmaz bir irade sahipliği anlamına da geliyor. O ne diyorsa o, emiri demiri keser. En ufak bir "acaba!" olamaz, mutlak itaatten başkası müride yakışmaz. Burada mürid, adeta iradesi alınmış kişi demek.

Bu mevzunun detaylarını ve ilmi izahını DİB. İslam Ansiklopedisi "İsmet" ve "Zelle" maddelerinden takip edelim;

Kelam literatüründe, ismet "Peygamberlerin Allah tarafından günah işlemekten korunması" şeklinde terimleşmiştir.

Ehl-i sünnet'in çoğunluğu ile Ebü'l- Hüzeyl el-Allaf ve Ebu Ali el- Cübbai peygamberlerin nübüvvet vaktinden, Mutezilenin çoğunluğu bulüa ermelerinden, Şia ise peygamberlerle birlikte imamların da doğumlarından itibaren masum oldukları görüşündedir.


 

Nübüvvetten önce ise, henüz vahiy almamaları sebebiyle onların herhangi bir şekilde uyarılmaları da bahis konusu olmadığından, nübüvvet dönemlerinde olduğu gibi korunmuşluklarından söz etmek güçtür.

"Peygamberlerin fiil ve uygulamalarınındaki korunmuşluklarına gelince, ismeti nübüvvetle başlatan Ehl-i sünnetin çoğunluğuna göre, onların nübüvvetten önce büyük günah işlemeleri mümkündür. Büyük günah olmasa da, aklen imkan dahilinde bulunan bu hususu nefyeden nakli bir delil yoktur. Peygamberler nübüvvetten önce günah işledikleri takdirde ilahi irade ile tavırlarını değiştirip doğru yola yönelir ve toplum içinde güvenilir kişiler olma niteliğini korurlar. (Nureddin es- Sabuni, el-kifaye fi'l hidaye, 1, 5 39-540)


 

Çoğunluğa göre peygamberler, yüz kızartıcı olmayan günahları unutarak ve yanılarak işleyebilirler. Ancak onlar bu günahlarda ısrar etmez, Allah tarafından uyarılarak bunlardan vazgeçerler.

Kur’ân-ı Kerîm’de, bazı peygamberlerin çeşitli karar ve uygulamalarından dolayı Allah tarafından uyarıldıklarına dair âyetler mevcuttur. Nitekim Hz. Âdem, Nûh, Yûsuf, Mûsâ gibi peygamberlerde olduğu gibi (el-Bakara 2/35-37; Hûd 11/45-47; Yûsuf 12/23-24; el-Kasas 28/15; ayrıca bk. Fahreddin er-Râzî, ʿİṣmetü’l-enbiyâʾ, s. 49-135) Resûl-i Ekrem’e de bazı ikazlar yapılmıştır. Resûlullah, Bedir Savaşı’nın ardından elde edilen esirler hakkında ashabıyla istişarede bulunduktan sonra onlardan fidye alınmasını kararlaştırmış, bunun üzerine, “Yeryüzünde ağır basıp küfrün belini iyice kırıncaya kadar hiçbir peygambere esir sahibi olmak yakışmaz” (el-Enfâl 8/67-68) meâlindeki âyetle uyarılmış (İbn Kesîr, II, 338), kâfirlerin ileri gelenlerini İslâm’a davet ederken yanına gelen âmâ sahâbî İbn Ümmü Mektûm ile ilgilenmemesi üzerine ikaz edilmiş (Abese 80/1-10), ayrıca daha faziletli bazı davranışları terketmesi sebebiyle nazik uyarıya (itâb) tâbi tutulmuştur (Fahreddin er-Râzî, ʿİṣmetü’lenbiyâʾ, s. 137-158). Buna göre peygamberlerin, Hz. Âdem’in memnu ağaçtan yemesi örneğinde görüldüğü gibi, nehyedileni yapmak veya emredileni terketmek şeklindeki fiillerinin Kur’an’da çok az geçtiği, onların ictihadî hatalara düştüklerinde, kendi hallerine bırakılmayıp uyarıldıkları ve doğru yola iletildikleri görülmektedir.


 

Şîa’ya göre ise; peygamberler yanında Hz. Fâtıma ile imamlar doğumlarından itibaren küfür ve şirkten, yalan söylemekten, büyük küçük her türlü günahtan, hata, yanılma ve unutmadan mâsumdur. Dahası her çağda yaşayan "Rehber", imam, mesela Ali (Müçteba) Hamaney yanılmazdır. Değil muhalefet etmek, itiraz etmek de caiz değildir. Şia teolojisinde "İmamet" itikadın beş şartından biridir. Seçilmiş Cumhurbaşkanının amiridir ve pek fevkindedir. Bu durum, otoriter ve totaliter bir politik rejim doğurur. Katolik lider Papa da öyledir. Hz. İsa'nın konuşması Tanrının konuşması olduğu gibi, Papa'nın konuşması da İsa'nın konuşması gibidir!

Aşırı yüceltmeci, hatasız, kusursuz, yanılmaz "lider", "şeyh", "hoca efendi" ve "ağabey" yakıştırması Ehl-i Sünneti değil de Şia teolojisini çağırıştırıyor! Aynı şekilde, "İslam Devleti", "Siyasal İslam" "mutlak iktidar" anlayışları da Şia İlahiyatının itikada da girmiş başat, "İmamet" boyutudur. Sünni gelenekte pek görünmüyor. Keza "Süphan Allah" Allahın kusursuz, noksansız, yanılmaz olduğu anlamına gelir. Kullara atfedilmez. Allah ile birlikte kullarına dağıtılamaz. Tevhid hakikati müsade etmez.


 

Zelle; mükellefin bir kastı olmadan yaptığı yanlış veya işlediği günah anlamında terimdir. Sözlükte "ayağı kaymak, sürçmek; hata etmek, yanılmak" anlamındaki zell (zülul) kökünden türeyen zelle "sürçme, yanılma" demektir.

Hadiste; "Allahım doğru yoldan sapmaktan veya saptırılmaktan, ayağımın hak yolunda kaydırılmasından sana sığınırım." denir. (Ebu Davud, Edep)

Maturidi alimlerce zelle, peygamberlere nispet edilmesinden hareketle, "nübüvvet döneminde peygamberlerden yanılma veya unutma sebebiyle zuhur eden küçük günahlar" şeklinde açıklanmış, Eşari, Maturidi ve Mu'tezili alimlerin bir kısmı "sagair" tabirine yer vermiştir. Bazıları da "yanılarak, hata ederek işlenen küçük günahlar ifadesiyle yanılma ve hataya vurgu yapmıştır.


 

Peygamberlerin zelle işleyebileceğini kabul eden alimler genelde, Hz. Adem, Hz. Musa, Hz. Muhammed'in ve diğer bazı peygamberlerin günah işlediği izlenimini veren ayetlere dayanmış; ayetlerde günah, isyan, tövbe, istiğfar gibi kelimelerden hareketle peygamberlerin günah işlemiş olabileceğini söylemişlerdir.

"Ben ancak bir beşerim ve siz bana davalarla geliyorsunuz. Olur ki, biriniz delilini daha güzel ifade eder de ben, ondan işittiğime dayanarak lehinde hükmederim. Her kime, kardeşine aid bir hakkı hükmederek verirsem sakın onu almasın; çünkü ona ateşten bir parça vermiş olurum!" (Buhari, "Şehadad", 27; Müslim, "Akzıye", 4.) Bu hadiste yaradılmışların en faziletlisi ve adaletlisi, Habibullah, yanılabileceğini (yanıltılabileceğini) açıkça ifade ediyor!

Günümüzde "Kainat imamları", "dünyanın en kıymetlisi ve önemlisi", "iki Peygamber yetkilisi" vs. vs. hem tarihte görülmemiş eşsiz büyük makamlara sahip oldukları gibi; aynı zamanda hatasız, kusursuz ve yanılmaz kabul ediliyorlar! İmanı Kur'anı anlatması gerekenler Tevhid hakikatini kendileri tahrip ediyorlar! Devam...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23