Sır sandığımız düşünceler, paylaşılamadıkça değil; zihnimizde durmadan dönüp durdukça ruh halimizi ağırlaştıran görünmez bir yüke dönüşüyor.
Her insanın ruhunda, anahtarını kimseye vermediği hayali bir çekmece bulunur. Melbourne Üniversitesi’nde yapılan son araştırmalar, bu çekmecenin içinde biriktirdiğimiz sırların sadece birer "bilgi" olmadığını, aslında günlük ruh halimizin mimarı olduğunu gösteriyor.
Binlerce anket ve tutulan günlükler üzerinden yapılan incelemeler, ortalama bir yetişkinin kalbinde kimseyle paylaşmadığı en az beş derin sır taşıdığını ortaya koydu. Eğer bu listeye orta ölçekli mahremiyetleri de eklersek, saklanan gizemlerin sayısı dokuza kadar tırmanıyor. İşin ilginç yanı ise, bu sırları birinden saklamak için harcadığımız eforun, onları kendi içimizde düşünürken tükettiğimiz enerjiden çok daha az olması.
Psikologlar, bir sırrı asıl yorucu kılan detayın "açık vermemek" değil, yalnız kaldığımızda zihnimizin sürekli o konuya geri dönmesi olduğunu saptadı. Kendi kendine dönüp duran bu düşünceler, zamanla birer zihinsel yüke dönüşerek kaygı ve depresyonun kapısını aralayabiliyor. Ancak burada kritik bir ayrım var: Eğer zihniniz bir sırra kontrolünüz dışında, aniden kayıyorsa bu durum yoğun bir endişe doğuruyor. Öte yandan, o konuyu bilinçli bir şekilde, anlamlandırmak adına düşünmeye başlarsanız, süreç bir tür kabullenişe evriliyor ve yarattığı karanlık atmosfer dağılmaya başlıyor. Yani kaçmaya çalıştığımız her gizem, zihnimizin kuytu köşelerinde daha büyük bir canavara dönüşüyor.
SIR KOLEKSİYONUMUZDA NELER VAR?
Araştırmaya katılan 240 gönüllünün paylaştığı verilere göre, sakladığımız konular aslında sanıldığı kadar "eşsiz" değil. İnsanların yüzde 78’i geçmişte söyledikleri bir yalanı ömür boyu gizli tutmayı tercih ederken, yüzde 71’lik bir kesim dış görünüşlerine dair duydukları memnuniyetsizliği kimseyle paylaşmıyor.
Bilim insanları, sır tutmanın oluşturduğu bu kısır döngüyü kırmanın yolunun, o meseleyi bilinçli bir şekilde masaya yatırmaktan geçtiğini düşünüyor. Çalışmanın bir sonraki adımı ise, mesleği gereği sürekli sır saklamak zorunda olan istihbarat görevlilerinin bu ağır zihinsel süreçle nasıl başa çıktığını analiz etmek olacak.