Senin zihniyetin çukur be adam! Senin suratın, sadece rakı içtikten sonra mı kızarır Muharrem İnce?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın deprem bölgesine 71 ilin müftüsünü göndermesini ve 20 bin imam, müezzin ve vaizin anında depremzedelerin yardımına koşmasını hazmedemeyen Muharrem İnce, "Neden bölgeye psikolog yerine imamlar gitti?" diye sorarak din karşıtlığını gözler önüne sermişti. İnce'nin söz konusu çıkışını eleştiren Akşam gazetesi yazarı Murat Özer, "Oysa binlerce psikolog da gönüllü olarak bölgede. Fakat görmek istemeyince göz ne yapsın? 'Ortadoğu'nun çukuru' diyor zihniyetimize İnce. Yok edilmeliymiş bu zihniyetimiz. Çukur dediği yerde Kabe-i Muazzama var. Dertli gönüllerin dermanı Efendimiz'in (sav) Ravza'sı var. Ebu Hanife'nin ışıldayan külliyesi, Abdülkadir Geylani'nin kabri var. Peygamberlerin mirası, miracın Aksa'sı var. Ne çukurda bir zihnimiz var bizim, ne de karanlıkta kalmış geçmişimiz" ifadelerini kullandı.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın deprem bölgesine 71 ilin müftüsünü göndermesini ve 20 bin imam, müezzin ve vaizin anında depremzedelerin yardımına koşmasını hazmedemeyen Muharrem İnce, "Neden bölgeye psikolog yerine imamlar gitti?" diye sorarak din karşıtlığını gözler önüne sermişti.
İnce'nin söz konusu çıkışını eleştiren Akşam gazetesi yazarı Murat Özer, "Oysa binlerce psikolog da gönüllü olarak bölgede. Fakat görmek istemeyince göz ne yapsın? 'Ortadoğu'nun çukuru' diyor zihniyetimize İnce. Yok edilmeliymiş bu zihniyetimiz. Çukur dediği yerde Kabe-i Muazzama var. Dertli gönüllerin dermanı Efendimiz'in (sav) Ravza'sı var. Ebu Hanife'nin ışıldayan külliyesi, Abdülkadir Geylani'nin kabri var. Peygamberlerin mirası, miracın Aksa'sı var. Ne çukurda bir zihnimiz var bizim, ne de karanlıkta kalmış geçmişimiz" ifadelerini kullandı.
Özer, şunları kaydetti:
"İki haftadır deprem bölgelerini geziyorum. Kahramanmaraş başta olmak üzere şehir merkezlerinde yıkım büyük olmakla birlikte buralar çok geniş bir alana yayıldıkları için şehrin bir kısmı harabeye dönmüşken, diğer kısımları hızlıca toparlanmaya başlamış. Islahiye ve Nurdağı gibi küçük ilçelerde ise yıkımın şiddetini daha çok hissediyorsunuz. Çünkü burada hayat tamamen durmuş. Depremde can kaybının diğer illere göre daha az olduğu Malatya'da ise ağır hasarlı ve yeniden yapılacak bina sayısı 44 bin. Bu yüzden en fazla konut ihtiyacı olan ikinci kent durumunda.
Kahramanmaraş, Gaziantep ve Malatya'nın bölgenin ekonomik açıdan güçlü illeri olması toparlanmayı daha hızlı başaracaklarını gösteriyor. Fakat Adıyaman başka. Adı gibi derdi de yaman. Şehrin merkezinden Gölbaşı'na dek yıkılmayan yer yok gibi. Öyle gariban, öyle naçar durumda ki, insanın bir duvar dibine oturup saatlerce ağlayası geliyor.
Adıyaman'da pek çok aile aynı apartmanda birlikte oturdukları için enkazdan çıkarılan insanların çoğu da aynı aileden. Çadırların ortasında bir o yana, bir bu yana yardım dağıtmak için koşturan, yorgunluktan beti benzi sararmış birisine geçmiş olsun diyorum. "Allah sabır versin. Ailenizden kaybettiğiniz kimse var mı" diye soruyorum. Sesi titriyor önce, sonra sayıyor: "Eşim, iki çocuğum, babam, ağabeyim, yengem, yeğenlerimin tamamı. Bir ben kaldım hayatta." Aynı ailen tam 16 kişi. Yürek nasıl dayanır bu acıya?
"Unuttum ağlamayı" diyor. Derdi Nemrut Dağı kadar büyük olunca insanın, tüm hisleri donuyor, acı bile yoldaşı oluyor demek ki. Yine de öyle mütevekkil, öyle sabırlı. Oysa bu yaralı şehirden çıkıp Maraş'a doğru yol aldığınızda ardınızda bıraktığınız dağların bile feryat ettiğini, sessiz bir ağıtın göğe yükseldiğini işitebiliyorsunuz. İnsan bir günde 40 yıl yaşlanır mı? Bu harabede yürürken rastladığınız insanların gözlerine çöken çukur, artık kimin kaç yaşında olduğunu anlamanıza imkân vermiyor.
Kimse ne aç, ne açıkta çok şükür. Devlet de, millet de seferber olmuş durumda. Fakat acılar da paylaşıldıkça azalıyor. Bu enkazdaki derin çukur ancak gözyaşlarını kardeşin için birlikte akıttığında kapanacak. Oysa birileri bundan dahi rahatsız.
Diyanet İşleri Başkanlığı 71 ilin müftüsünü göndermiş bölgeye. 20 bin imam, müezzin ve vaiz virane evleri, çadırları dolaşıyor, cenazeleri defnediyor, dua ediyor, teselli ediyor, hatta yemek pişirip dağıtıyor. Milletle dayanışmayan partinin eski vekili, seçimde hezimete uğrayan cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'nin derdi ise bu din görevlileri. Neden psikolog yerine imamlar gitmiş bölgeye? Oysa binlerce psikolog da gönüllü olarak bölgede. Fakat görmek istemeyince göz ne yapsın? Ortadoğu'nun çukuru diyor zihniyetimize İnce. Yok edilmeliymiş bu zihniyetimiz.
CHP'li Özgür Özel de Kur'an kurslarına Ortaçağ karanlığı demişti o kararan diliyle. Hiç değişmiyorlar.
Çukur dediği yerde Kabe-i Muazzama var. Dertli gönüllerin dermanı Efendimiz'in (sav) Ravza'sı var. Ebu Hanife'nin ışıldayan külliyesi, Abdülkadir Geylani'nin kabri var. Peygamberlerin mirası, miracın Aksa'sı var. Ne çukurda bir zihnimiz var bizim, ne de karanlıkta kalmış geçmişimiz.
Bize karanlık diyen Haçlılar tarih sahnesinden silindiler. Çukurda debelenip yok oldu Bizans. Anadolu duvarına tosladı Moğollar. Ne bu nuru söndürebilirsiniz, ne de koparabilirsiniz yıkılmaz bir duvar gibi yükselen bu milletin dayanışma azminden tek bir tuğla."