• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Şarkılar Seni Söyler yeniden TRT ekranlarında

En güzel eserlerin Ahmet Özhan tarafından seslendirilip Ömer Tuğrul İnançer tarafından irdelenip manalarına ve derinliklerine doğru sohbetin yol alacağı 'Şarkılar Seni Söyler' yeniden TRT ekranlarında. 

2015-04-17 14:50:00 - 2015-04-17 14:52:36
Şarkılar Seni Söyler yeniden TRT ekranlarında

Hayatın ritmi içinde kendi ritmini yitiriyor artık insan. Kendini hatırlatacak değerlerine gölge düştüğü bir dünyada, işi ne kadar da zor insanın. Hâfız Kemâl Batanay’ın h.1390/ m. 1970 tarihinde aşk ettiği hatt-ı ta’lîkini unutmadık çok şükür: “Kendimi kendim yitirdim, kendim arar kendini;/ Kendine kendin gerekse, kendinde bul kendini.” Fakat, insanı kendine düşürmeyecek kadar yoğun ve hızlı bir dünyanın eteği altında sığınmaya çalışmamız ne kendimizi bulduruyor bize, ne de kendimizi hatırlatıyor artık!..

Yüzyıllar boyunca hayat ve yaşayışını İslam’la şekillendirmiş, İslam ile var olmuş ve bütün değerlerini, gelenek ve göreneklerini, müziğini, sanatını, edebiyatını İslam ile yaşatmış olan bu toprakların sahibi bizler için daha da zor; hayatın ritmi içinde kendi ritmimizi yitiriyor olmak. Buncadır diliyle dinini en güzel şekilde yaşamaya ve yaşatmaya gayret etmiş, o dilin yazdığı nice güzel güfteleri, dünyanın en güzide müzik türünü meydana getirerek ayrı bir formda, ayrı bir dehlizde bestelemiş bu toprakların insanları. Onca besteyle Allah ve Resulünü, Ehli Beyt-i Mustafa'yı, nice veliyullahı ve evliyaullahı anmış insanımız. Şimdilerde ise unutulmaya yüz tutmakta olan tüm değerlerimizden bir değer mûsikîmiz.

Dünyada iki tane klasik mûsikî sistemi vardır

Klasik Türk mûsikîsi, insanı varoluşundan uzaklaştıran modern hayatın ritmine bir karşı koyuş adeta. Bu haseple yalnızca bizler için değil, ritmi, güftesi ve meşk edilişiyle, varlığından uzaklaşan tüm insanları ‘öz'e yaklaştıran bir değer. Abartmıyorum. İşi bilenler bilir. İşin ehli olan bir isimden aktarayım. Sayın Ömer Tuğrul İnançer, Âyîne dergisinin 6-7. sayısında, bendenize verdiği röportajda şöyle buyurmuşlardır: “Dünyada, mûsikî bir sistematize olarak iki ana klasik sisteme ayrılır. Biri klasik Türk mûsikîsi, diğeri klasik Batı mûsikîsi. Burada önemli olan nokta şudur. Klasik Doğu müziği değil, klasik Arap müziği değil, klasik Kürt müziği değil, Çerkez, Arnavut, Boşnak, Çinli, Hintli, Taylan, Endonezya, Japon değil. Türk müziği. Peki, Batı müziği? Portekiz, İspanyol, Fransız, İtalyan, Alman, Hollandalı, Belçikalı, İngiliz, Polonyalı, Rus… Rus klasik müziği var mı? Alman Klasik Müziği var mı? Çek Klasik Müziği var mı? Yok. Batı Klasik Müziği var. Anlatabildim mi inceliği..! Biz Türkler böyle bir milletiz. Bunu ben söylemiyorum. Benim tanıdığım iki tane müzikolog var dünyada. Müzikolog ama, müzisyen değil, mûsikîşinas değil. Biri 1999’da ölen Yunanlı Simon Karas. Diğeri de Albert Schatz. Onun sözü: 'Dünyada iki tane klasik yani belli bir örnekten gelmiş ve kendisinden sonrakine de örnek olmaya devam eden, mahalli olmayan, herkese hitap eden iki mûsikî sistemi vardır. Biri Klasik Batı Müziği, diğeri Klasik Türk Müziği. Diğer tüm müzikler lokaldir, mahallîdir, folkloriktir.'

Türk Müziği’nin sistematiğinde iki ses aralığı arası, birbirine eşit olmayan ses parçacıklarına bölünüp, o küçük farklılıklardan istifade ederek namütenahi sonsuz melodi yapma imkânını size verir. Batı Müziği sistematiğinde ise bir ses aralığı sadece ikiye bölünür. Dolayısı ile daha az ses kullanılarak melodi yapılır. Bu, Batı Müziği’nin melodi fukarası olduğunu gösterir. Bu melodi fukaralığını yenmek için çok sesli denilen armoniyi icat etmişlerdir. Bir zaman biriminde, birden çok ses kaynağından çıkan sesler bir araya gelip, dinleyende bir duygu uyandırır. Çünkü bir tek sesle, tek ses kaynağıyla Batı Müziği sisteminde o duyguyu uyandıramazsınız. Onun için çok seslilik zenginlik, tek seslilik fukaralık demek değildir. Bilakis tek sesli mûsikî yani bir mûsikî cümlesi, o mûsikî cümlesine iştirak eden bütün ses kaynakları tarafından aynı anda yapılır. Ud, kanun, tambur, insan sesi vs. hepsi aynı şeyi söyler; bu tek sesliliktir. Piyano başka çalıyor, viyolonsel başka çalıyor; bu çok sesliliktir. Ama bu çokluk zenginlikten değil melodi fukaralığını yenmekten kaynaklanır.”

Görüldüğü gibi yalnızca mistik manada değil, müzik sistematiği içinde de Klasik Türk Mûsikî’sinin irtifası ortadadır.

Sesin ahenklisine mûsiki, âhenksizine gürültü denir

Sayın Ömer Tuğrul İnançer, bizlere mûsikînin tarifini şöyle yapar: “Dünyanın varlığı dönme üzerine mi? En küçük maddi zerre atom. Atom çekirdeği üzerinde elektrotlar, protonlar, nötronlar mevcut ve elektronlar dönüyor mu? Dünya dönüyor mu? Bu dönüş bir hareket mi? Her hareket bir ses kaynağı mıdır? İşte bu seslerin birbirine olan ahengine mûsikî denir. Âhenksiz olursa gürültü olur. Diyorlar ki, ‘Efendim, mûsikî ile kadın da oynatırmışsın.’ Televizyonda Kâbe’yi de seyrediyorsun, bilmem ne filmini de. Televizyonun ne kabahati var? Mûsikî de bir vasıtadır. Bunun günümüzdeki söyleyişi şudur, ‘Allah dedirten mûsikî helal, yallah dedirten haramdır.’”

Şarkılar Seni Söyler’ yeniden izleyici ile buluşuyor

Vaktiyle, 'Şarkılar Seni Söyler’ programında Ömer Tuğrul İnançer ve Ahmet Özhan bizleri mûsikî ile tasavvuf-irfan iklimlerine götürmüşler, kültür ve medeniyetimizin en güzide örneklerini, tüm nankörce unutmalarımıza karşı bizlere hatırlatmışlardı. O muhteşem eserlerin o muhteşem güftelerinde mündemiç olan aşk, muhabbet ve yâkinliği bizlere aktarmışlardı. Tadı damaklarda kalan bu güzel programı Sufi Kitap 2007 yılında aynı isimle kitaplaştırmıştı.

Ahmet Özhan’ın seslendirdiği ve Ömer Tuğrul İnançer’in yorumladığı, güftelerin manalarına doğru bizleri birer yolculuğa çıkardığı ‘Şarkılar Seni Söyler’, güftesi Erşet Ömeri’ye, bestesi Cevdet Çağla’ya ait olan “Bana o kadar yakınsın ki, Sen’i ben sandım / Sana o kadar yakınım ki, beni Sen sandım” isimli güzel eser ile başlar. Bu güzel eserin ikliminde muhabbet alır bizi O’na götürüverir. Kapının açılması için evvelâ “Ben”i anlaması gerekir insanın. Yüce yaratıcının, yarattıklarına en büyük hediyesi olan Hâbîbi’nin “Nefsini bilen Rabb’ini bilir.” hadisi de bu minvaldedir. Nefsin bilinmesi, evvelâ nefsin aczinin bilinmesiyle başlar, sonra yeryüzünde halîfetullâh olduğunun bilinmesine geçer ki son aşamada sen-ben perdeleri kalkar. Bir şarkıdan çıkılır yola ‘Şarkılar Seni Söyler’de ve buralara varılır.

Gündelik hayatımızda belki de pek çok kere dinlediğimiz o eserler, Ahmet Özhan’ın seslendirmesi ve Ömer Tuğrul İnançer’in değerlendirmesiyle bir başka boyut kazanır, bir başka anlam ve manaya bürünür. Güftesi Kul Yûsuf’a, bestesi Sebilci Hüseyin Efendi'ye ait olan “Şu benim dîvâne gönlüm / Yine hubdan huba düştü.” şarkısından alır İnançer sözü, gönlün hubdan huba düşmesini anlatır insanlara. “Hubb-i Mutlak’ın mutelif mazhârlarda kendisini ayân etmesidir” der, gönlün hubdan huba düşmesi. Bizlerin bütün meselesi, o mazhâlarda, duraklarda kalmamak, menzile ermek için gayret etmektir. Zaten tasavvufun gayesi, hubb duraklarında takılmadan menzile vardırmaktır insanı. Buranın altını çizer Ömer Tuğrul İnançer. “Bizim tasavvufumuzla Batı’nın tasavvuf zannettiği panteizm arasındaki en büyük farklardan biri de budur. Ya da Hind’in Nirvana dediği, Tao’nun yokluk dediği. Bir yere geldim, tamam dediğin zaman iş biter. İslâm tasavvufu yoklukta / fenâ’da bitmez. Allah’ta var olmakta biter. Fenâfillah’ta değil Bekâbillah’ta biter. Herkesin fenâsı kendi kabının dolmasına göredir. Herkesin kabı ayrı…”

Her nimetin şükrü vardır, der Ömer Tuğrul İnançer. Beden sıhhatinin şükrü namaz, oruç ibâdettir. Bunu daha çoğalt, ilim nimetinin şükrü talebe yetiştirmektir, güzel sesin şükrü Allah’ı zikretmek için ilahiler okumaktır. Örneğin güftesi Hz. Yûnûs’a, bestesi Muhammed Sıddık Meymenî- Medenî’ye ait olan “Merhabal ya şemse’d-duhâ merhaba / Sen canların cânânısın merhaba” ilahisi, bestesi Azîz Mahmud Hüdâyi’ye ait olan “Sadr-ı cem’i’l-mürselîn sensin ya Resûlallah / Bedr-i eflâk-i yakîn sensin ya Resûlallah” ilahisi ve yahut güftesi Ma’fî'ye, bestesi Muallim İsmail Hakkı Bey’e ait olan “Dü-cihânın mefhari, enbiyalar serveri / Aşkan ben müşteri, koymuşam can u seri” ilâhisi… Her biri Fahr-i Kâinat Efendimiz'e olan sevginin, aşkın, muhabbetin birer izharıdır. Sevgi izhar edildikçe çoğalır düsturu gereği, bu tür güfteleri kaleme alacak kadar yanmak, kavrulmak ve bu güfteleri seslendirecek kadar aşk dolu olmak da, bu işlerin bir nevi şükrüdür. Bu haseple böylesi bir zaman diliminde bu değerli güftelerin lalettayin okunup geçilmesinden maada onların anlamlarını, derinliklerini, manalarını, hakikatlerini yaptığı enfes değerlendirmelerle bizlere aktaran Ömer Tuğrul İnançer’e, bizlere bu güzel eserleri seslendirerek evvel kulaklarımızın sonra da gönlümüzün pasını silen Ahmet Özhan’a ne kadar minnet duysak az.

Şarkılar Seni Söyler’, yeni bölümleriyle, yeniden her Cumartesi 23.00’de TRT Müzik kanalında yayınlanacak. Baldan tatlı muhabbet, dillerden gönüllere en güzel eserlerin Ahmet Özhan tarafından seslendirilip Ömer Tuğrul İnançer tarafından irdelenip manalarına ve derinliklerine doğru sohbetin yol alacağı 'Şarkılar Seni Söyler’i kaçırmayın.

 

Metin Erol-Dunyabizim

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23