Raflarda erken bozulmasın diye besinlere basıyorlar katkı maddelerini.. Onlar da oralarda daha uzun süre kalarak ömrünü çalacağı müşterileri bekliyorlar!
Gıda maddelerinde “raf ömrü” diye bir kavramla tanışalı hayli zaman oldu. Rahmetli Özal zamanında çıkarılan yasayla ambalajların üzerine üretim ve son tüketim tarihleri yazılması zorunlu hale getirildi. Sebep? Tüketici, tüketim zamanı geçmiş bozulmuş ürün almasın.. İyi de, üretim tarihi ile son kullanma tarihi arasındaki sürenin uzun olmasına şimdiye kadar kimse dikkat çekmemişti. Sanayiciler de ürettiklerinin raflarda daha uzun süre kalabilmesi için ellerinden geleni yaptılar. Artık öyle gıda ürünleri var ki, değil birkaç gün, birkaç hafta, yıllarca müşteri beklese güya bozulmuyor!
Oysa araştırmalar şunu gösterdi: Bir ürünün üretim ve son tüketim tarihi arasındaki zaman dilimi ne kadar artırılmışsa bunun riskli bir anlamı var: “Daha fazla katkı maddesi”!
Salam, sosisten tutun da konservelere, salçalara, sütten, ayran ve peynir zeytine kadar bir çok ürünün içine raf ömrü uzasın diye MSG (Mono Sodyum Glutamat ) maddesi konuyor. Bu parkinsondan alzheimera kadar bir çok vahim hastalıkların davetiyecisi..
Besinlerin raf ömrünü uzatan kimyasal katkı maddeleri yüzünden tüketici sağlıksız besleniyor. Kronik hastalıklar büyük problemlere sebep oluyor.
Ne kadar uzun ömürlü(!) gıda tüketiyorsanız, bilin ki, o denli hastane kapılarına yaklaşıyorsunuz. Besin maddelerinin raf ömrü arttıkça sizin biçare ömrünüz kısalıyor. Laboratuvarlar hayatı kolaylaştırayım derken adeta kitlesel suikaste imzalar atmaya başladı.
Vadeniz için “Kimbilir ne zaman, nerede, saat kaçta..” diye merak ediyorsanız; raflarda bekleşenlere temkinli yaklaşmalısınız..