Küçük Eller, Büyük Adımlar: Gültepe Camii’nde Yeşeren Umut
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Zaman akıp gidiyor, devir değişiyor. Eskiden büyükler çocukların ellerinden tutar, onlara yol gösterir, camiye ve cemaate alıştırırdı. Şimdilerde ise bazen tam tersi oluyor; o minik eller, bizim koşturmacayla nasırlaşmış dünyamıza dokunup bizi asıl olmamız gereken yere, safların arasına çekiyor. Tıpkı Afyonkarahisar’ımızın Gültepe Camii’nde yaşanan o muazzam tablo gibi.
OKTAY YÜKSEL
AFYONKARAHİSAR
Bu tablonun mimarı; genç, heyecanlı, inancı gözlerinden okunan ve azmiyle yürekleri ısıtan bir kardeşimiz: İmam Rıdvan Düztaş.
Bir Derdin Doğurduğu Güzellik
Rıdvan Hoca, cemaatin azlığını görüp durumu kabullenmek yerine, başını iki elinin arasına alıp dertlenenlerden. “Ne yapabilirim?” diye düşünen, mazeret değil marifet üreten bir yürek. Düşünürken aklına o muhteşem fikir geliyor: Önce en masumları, çocukları çağırmak.
Cemaatin de omuz vermesiyle caminin bir köşesinde küçük bir “Cami Market” kuruluyor. Sistem çok basit ama bir o kadar da zekice: Her vakit namaza gelen çocuğa bir kart veriliyor. Günde beş kartı toplayan çocuk, doğruca cami markete gidip çikolata, şeker, oyuncak veya futbol topu gibi hediyesini alıyor.
Planın ilk aşaması tıkır tıkır işliyor. Gültepe Camii, mahallenin cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolup taşıyor. Ama Rıdvan Hoca’nın asıl hedefi bu kadarla sınırlı değil. İkinci aşama için çocukların kulaklarına şu kıymetli tavsiyeyi fısıldıyor: “Akşam gelirken babalarınızı, abilerinizi, dedelerinizi de getirin.”
“Baba, İkindi Namazına Randevum Var”
Bu planın nasıl bir dalga etkisine dönüştüğünü bizzat yaşayarak gördüm. Geçtiğimiz günlerde bir programa giderken oğluma benimle gelmesini teklif ettim. Aldığım cevap karşısında hem şaşırdım hem de kalakaldım: “Gelemem, ikindi namazına randevum var.”
Bir çocuğun camiyle, namazla randevulaşması... Bundan daha güzel bir cümle kurulabilir mi? Şaşkınlığım akşam vakti de sürdü; akşam namazına gideceğini söyleyip beni de yanında götürmek istediğini, hatta birlikte gitmemizi teklif etti. Geri çevirmek ne mümkün! Ellerinden tuttum, daha doğrusu o benim elimden tuttu ve birlikte caminin yolunu tuttuk.
İçeri girdiğimde gözlerime inanamadım. Caminin içinde birçok arkadaşım oradaydı. Gidip hal hatır sorduğumda, “Nasıl her vakit geliyor musunuz?” dediğimde, yüzlerinde aynı gururlu ve mahcup tebessümle şu cevabı verdiler: “Bizi de çocuklar getiriyor.”
Yatsı namazı vakti geldiğinde ise manzara çok daha ihtişamlıydı. Cami adeta dolup taşmış, o minik kalpler kocaman adamları tek bir safta omuz omuza birleştirmişti. Genç bir imamın ince düşüncesi, cemaati toplayarak çok önemli bir işi başarmıştı.
Her Dönemin Bir Yolu Vardır
Namaz bitiminde o çocukların sıraya girip Rıdvan Hoca’nın elini sıkarken saf bir dille “Allah kabul etsin” demeleri, ardından kendilerini bekleyen o küçük ama anlamı büyük hediyeleri almaları... İnsanın boğazına bir yumru oturuyor, yüzünde tebessümle gözleri doluyor.
Bu hikâye bize en net haliyle şunu söylüyor: Her dönemin farklı yolları, farklı taktikleri vardır. Oturup düşünmek, çabalamak, öğrenmek ve o yolları bulmak hepimizin elinde. Rıdvan Hoca, sadece bir camiyi doldurmakla kalmadı; o küçük adımlarla büyüklerin dünyasına devasa bir köprü kurdu.
Dilerim ki Rıdvan Düztaş hocamızın bu ihlaslı gayreti, bu heyecanı dalga dalga tüm ülkemize yayılır. Dilerim ki bütün imamlarımıza örnek olur da, o minik eller daha nice büyüklerin ellerinden tutup onları iyiliğe, güzelliğe ve omuz omuza durmaya götürür.