Yeni Şafak yazarı İhsan Aktaş, Tayyip Erdoğan’ı devirmek isteyenlerin ortak noktasını köşesine taşıdı.
Yeni Şafak yazarı İhsan Aktaş, Tayyip Erdoğan’ı devirmek isteyenlerin ortak noktasını köşesine taşıdı. Yeminli Erdoğan düşmanlarının tam listesini yayınlayan Aktaş, dikkat çekici yazısında şunları kaydetti:
"Erdoğan’ı devirmek isteyenleri hiç alt alta yazdınız mı?
Listeyi yaptığınızda şunu göreceksiniz: Erdoğan’a karşı Kuvayı Milliye sloganları atanlar ile emperyalistler aynı safta.
Erdoğan düşmanlığını tahlil edebilmek için soruları çoğaltmak mümkün:
Erdoğan (sadece Türkiye’de değil dünyada) kimlerin yüzünü güldürüyor?
Erdoğan (sadece Türkiye’de değil dünyada) kimlerin yüzünün asılmasına sebep oluyor?
Söz gelimi, Avrupa ve ABD medyasında senelerdir sistematik olarak Erdoğan hakkında “diktatör” hikâyeleri yazılıyor…
İçimizdeki müstemleke aydınlarının zannettiğinin aksine, “diktatör Erdoğan” (?) haberleri, Türkiye’nin doğru yolda olduğunu ispat ediyor. Çünkü bunlar sipariş üzerine hazırlanan fabrikasyon içerikler…
Hepimiz biliyoruz ki Avrupa ve ABD diktatörleri çok sever!
Gerçek diktatörlerle çok iyi ilişkiler kurar, oyununu bozanları ise diktatör diyerek itibarsızlaştırmaya çalışırlar.
Her sene “insan hakları raporları”nda Ortadoğu ve Güney Amerika’daki otoriter liderleri eleştirmelerine aldanmayın. Bir taraftan o raporları kaleme alırken, diğer taraftan da kapalı kapılar ardında anlaşmalara imza atar ve serveti paylaşırlar. Fransa’nın Afrika ülkelerindeki sömürüsü en ağır şartlarda devam ediyor.
2002 yılında AK Parti iktidara gelmeden önce de, rahmetli Erbakan’a karşı örgütlenmişlerdi. Bahaneleri, yani kampanyaları yine aynıydı: İrticaya karşı savaşıyorlardı.
Demokrasiyi korumak bahanesiyle, 28 Şubat’ta post-modern darbe yaptılar.
O zaman da aynı edebiyatı yapıyorlardı: Gençlere güzel bir ülke bırakmak için, Erbakan-Çiller Hükümeti’ni devirdiler.
Eski medya halkın değil generallerin sesiydi… Demokrasi, liyakat ve yolsuzluk vurguları o zaman da yapılırdı.
“27 Mayıs Devrimi” hasretiyle 28 Şubat Darbesini yaptılar; fakat sonuçta ne oldu, her şey çok mu güzel oldu?
28 Şubat’ın kimi paşaları bankalara yönetim kurulu üyesi oldular.
Bir bankacının komutan olması ne kadar tuhafsa, bir komutanın banka yönetiminde olması da görülmemiş şeydi.
Bakmayın bugün muhalif gazeteci pozları vermelerine, Türkiye’nin duayen gazetecileri bu durumu hiç eleştirmedi. Paşaların banka yönetmek için liyakatlerinin olmadığı kimsenin aklına gelmedi.
Her şey çok güzel olacak diye diye rahmetli Erbakan’ı devirenler için her şey çok güzel oldu…
Türkiye’yi gericilerden kurtardığını iddia edenlerin, bankaların içini boşalttıkları çok geçmeden ortaya çıkacaktı. Kurtarılma’nın faturası vardı ve epey ağırdı…
Z Kuşağı hâlâ 28 Şubat’ta hortumlanan (o günün parasıyla) 50 milyar doların bedelini ödediğini bilmiyor ne yazık ki…
Mesela eski Türkiye’de generaller ile rektörler birlikte hareket ederdi, hükümet karşıtı gösteriler organize ederlerdi, medya da bu Cumhuriyet Mitinglerini köpürtür dururdu…
2002 yılında AK Parti iktidara geldiğinde, abartısız, memleket fetret devrindeydi. 30 bankanın içi boşaltılmıştı…
Erdoğan iktidara geldikten sonra seçimler seçimleri, hükümetler hükümetleri kovaladı. Önce askeri vesayete son verildi.
27 Mayıs darbesine “Devrim” diyerek güzelleme yapanlara hadleri bildirildi. İlk kez sivil bir hükümet ülke yönetiminde belirleyici olmaya başladı.
Yurt içinde vesayetçi her hamle bastırıldığında, bu defa PKK, DEAŞ, FETÖ gibi karanlık aktörler sahneye çıktı.
İki yüzyıldır dünya sistemini elinde tutan emperyalistlerle Türkiye’nin çıkarları ters düşünce, Erdoğan ve Türkiye ABD ve kıta Avrupası için büyük sorun haline geldi.
Erdoğan’ın politikaları Türkiye ile özdeş hale gelince tek bir çare kaldı. Erdoğan’ı devirmek, yani Türkiye’yi tekrar ikinci lige düşürmek…
Bizdeki müstemleke aydınları 27 Mayıs darbesi hayalleriyle yaşıyorlar…
Oysa emperyalistler, Erdoğan’ı devirmenin Türkiye’yi ikinci lige göndermek demek olduğunu çok iyi biliyorlar.
Yani Türkiye’nin aktör değil figüran olduğu bir dünya istiyorlar.
Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılında AK Parti, kurmuş olduğu güçlü altyapı ile tam bağımsızlık yolunda ilerlemektedir.
Mazlum coğrafyanın ezilenleri, kendi gelecekleri ile Türkiye ve Erdoğan arasında bir bağ kuruyor. Küresel hegemonyacıları ürküten de budur.
Türkiye’nin büyüme iradesi halkın iradesidir. Bu iradesinden geri durmayacaktır."