• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İktidar bozar mı?

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
İktidar bozar mı?

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'İktidar bozar mı?' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

İngiliz Katolik tarihçi, liberal politikacı ve yazar Baron Lord Akton; "İktidar bozar, mutlak iktidar mutlak bozar." demiştir. Bediüzzaman Said Nursi ise; "Bir kısım sahabeler ve onlara benzeyen mücahidinden, Selef-i Salihinden başka, siyasetçi ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar, müttaki olanlar, siyasetçi olmazlar. Yani maksad-ı asli siyaseti yapanlarda, din ikinci derece kalır, tebei (tabi olan) hükmüne geçer." der.

İktidarın bozucu etkisi uzun boylu izahat gerektirmeyen ve çoğu insanın günlük hayatta defalarca gözlemleyebildiği sıradan bir psikolojik, (sosyolojik, sosyal psikolojik) bir durumdur. Elbette çok dikkat gerektiren çok önemli ve esaslı bir tespittir.

1994 yılında RP Türkiye'de büyük bir seçim başarısı ile yerel yönetimlerin çoğunu kazanmıştır. Yıllardır itilip kakılanlar, yerel de olsa iktidar imkanlarına ulaşmıştır. Kabul etmek gerekirki büyük başarılar da göstermişlerdir. RP'li avukat arkadaşlar arasında iktidarın bozucu etkisi hakkında şöyle laflar dolaşmaya başlamıştır; "Mücahit, müşahit ve müteahhitlik süreçlerinin peşinden bazılarımız ikinci eşleri olarak sekreterleriyle evlendiler!" Bu sebeble siyaset için şu önerme geliştirildi; "Dosta tavsiye edilmeyecek kadar tehlikeli, düşmana bırakılmayacak kadar da önemli!" Veya, belki dünyayı kazandıran ama ahireti kaybettiren bir zehirli bal. Yerken tatlı akibeti sancı.


 

Hz. Ömer ölüm döşeğindeyken; " Ya Ömer, sen öldükten sonra halife seçiminde yine kriz çıkacak, oğlun da idarecilikte yetkin biri, onu veiahd tayin etsen" denilmesi üzerine, bir aileden bir kurban yeter, oğlum bunu yüklenmesin" demiştir. Yani iktidar imkanına heves değil, vebalinden korkmak ağır basmıştır. Zaten kendisi iktidara, (hilafete) baştan talip olmuş da değildir. Ki, modern demokrasiler ile yüksek İslam ahlakı arasında önemli bir çelişki de budur. İnsanlar bu görevlere heves edip talip olur, Hz. Peygamber ise valiliğe talip olan sahabeye; "Bu iş talip olana verilmez" buyurmuştur. Yani bu işi, heves etmeyen, talip olmayan, makam ile gururlanmayacak olanlar yüklenmelidir ki, büyük bir hassasiyetle, titreyerek, kılı kırk yararak görevi ifa etsin!

Fakat bu acı tespitler ve bunun böyle kesin, keskin ifadesi, aynı zamanda, önemli boşluklar içeren ve yanlış anlamalara da yol açan netameli bir konudur.

İktidar böyle zararlı, bozucu bir şey ise, iktidar kimlere bırakılmalı? Bütün iyiler, müttakiler uzak dursunda, ortalık kötülere, laubalilere mi kalsın? Veya iktidarın bozmuş olduğu mesela hazır hükümet gönderilsin, ama yerine gelecek ve iyi olduğunu farzettiklerimiz de, öncekiler gibi iktidar bozulmasına maruz kalmayacaklar mı? Bunun bir çaresi var mıdır? Unutmayalım ki, bu tespit istisnai bazı iktidarlar için değil, tarih boyunca müşahade olunan iktidarların neredeyse tamamıyla ilgilidir! "Belki de bunlar bozulmaz!" zannetmek bir hüsn-ü kuruntudur. Katolik bir baron ile bir İslam aliminin hemfikir olmaları yetmez mi?


 

Bir başka boşluk ise şu değil midir? İktidar denince akla doğal olarak, hemen merkezi politik iktidar geliyor. Ancak, küresel emperyalist iktidar, ulusal iktidar, yerel iktidar, iktisadi iktidar, kültürel iktidar, bürokratik vesayet iktidarlar vs bir çok iktidar çeşidi, hatta bloku vardır! Birbirleriyle de çelişirler. İktidarların tek ve mutlak olma meyilleri kuvvetlidir çünkü!

Mesela TÜSİAD, hukuken, Türkiyedeki binlerce dernekten bir dernektir. Ama ideolojik, kültürel, Kemalist hassasiyet bakımından benzeştiği Ecevit hükümetini tam sayfa gazete ilanları ile düşürmüştür. Bir dernek ama hükümetten daha güçlü. Muhtıra ve darbelerle defalarca hükümet devirmiş silahlı memurlar da malum! Sağdan soldan pek çok partiyi kapatmış, iktidar partisini direkten döndürmüş mahkemeler! Büyük şehirler, diğer şehirler ve binlerce mahalli iktidarı seçimle kazanmış muhalefet partisi iktidarı! İstanbul tek başına yüz otuz ülke nüfusundan, ekonomisinden, jeopolitik konumundan daha büyük ve önemli bir kent. Türkiyede kültürel iktidar, dünyada olduğu gibi, Batıcı-Kemalist beyaz Türklere aittir. Tarkan konserine 50 bin tl ödeyebiliyorlar. Böyle bir ekonomik iktidara sahip olmasalar ödeyebilirler mi? İktidarsız bir 5 kişilik aile ise, o parayla 3 ay boyunca karınlarını doyurur. Sağlık, rahat geçim, hürriyet, bir araba ve ev sahibi olmak dahi, bir imkan, kolaylık ve psikolik zeminde olsun iktidar sahibi olmak anlamına gelebilir! Hasta ne der? Şu kısacık yolu yürüyecek iktidarım (takatim) yok. Cinsel iktidar ve iktidarsızlık da bu cümleden sayılabilir. Sevan Nişanyan haklıdır. "Siyasal iktidar, cinsel iktidarı tahrik eder." Ve Erdoğanın hanımefendiye sadakatini, bu esaslı kuralın hayret verici istisnası sayarak, "hiç yaramazlığı duyulmamıştır" diyerek över.


 

Türkiye özelinde resmi ideolojik iktidar, hukuken ve fiilen Kemalizme tahsis edilmiştir. Atatürk öldükten sonra dahi ülkesini yöneten tek liderdir. Onun tek partisi CHP'dir. CHP tüzüğüne göre de Mustafa Kemal CHP'nin halen ebedi genel başkanıdır. Özgür Özel de Atatürk'ün koltuğunda oturuyordu, boru değil! Atatürk aynı zamanda cumhurbaşkanı idi. Ama Erdoğanın oturduğu koltuk nedense Atatürkün koltuğu sayılmıyor!

Türkiye'de baştan öyle konsolide edilmiş, öyle kallavi bir (derin) devlet iktidarı vardır ki, DP, AP, ANAP, RP, ve AKPARTİ hükümet iktidarları, resmi ideolojinin muhalifi olarak kaldılar, gerçek bir iktidar sayılamadılar. Kemalist CHP ideolojisine göre hep üvey evlad muamelesi gördüler. Bu sebeble Türkiye Cumhuriyeti tarihi, muhtıra ve darbeler tarihidir. "Komutandan tokad gibi cevap", "Genç subaylar rahatsız", "411 el kaosa kalktı" "İrticaya karşı topyekün savaş" vs. tarihidir. Fiili darbe ve muhtıra zamanları dışında da, seçilmiş meşru hükümet iktidarları, hep diken üstündeydiler ve devamlı sırtlarında yumurta küfesi taşıdılar! Hep tehdid edildiler. Mevcud hükümetin son yıllarda bu fasit daireyi kırdığı ve artık gerçek bir iktidar olduğu temkinli olarak söylenebilir. Fakat 15 Temmuz darbesi erkenden açığa, millet de sokaklara çıkmasaydı, şimdilerde Fetöcü-Amerikancı bir askeri rejim altında olabilirdik!

İşte büyük problem burada başlıyor. Öncesinde muhtıra, sonra da silahlı/ kanlı darbe bastırıldığına göre, hükümet artık gerçek bir iktidar sayılabilir! Yani artık "iktidar bozar" sürecini yerliyerinde konuşabiliriz. Hükümetlerin beceriksiz ve zayıf kalıp iktidar olamaması, milletin emanetine sahip çıkamaması bir derd. Bunu başarıp da muktedir olması da bir başka dert!

İki tarafı keskin bıçak. Ya muktedir olunmayacak, ya da muktedir olunup iktidar bozması yaşanacak! Mevcud iktidar İsrail'e "one munite", küresel iktidara, "dünya beşten büyüktür" çekebilsin ama, içte tehdid eden hadsiz generale, "kes lan.." TÜSİAD'a "haddini bil.." diyemesin mi?


 

Burada "iktidar bozar" tespitinin bir başka açığını konuşmalı. Aslında iktidarsızlık da bir bozulma sürecidir. Milletin emanetini taşıyan seçilmiş sivil hükümetler, fiili devlet iktidarına karşı yaranma, takiyye ve rol yapma mecburiyetinde kalırlar. Başbakanlar; "Hükümetimiz ordumuzun emrindedir" demek zorunda kalır. Bir tuğ general, ekranlardan Başbakana, kadın satıcısı anlamına gelen hakareti yapar. Davul hükümetin boynunda ama tokmak Kemalist devlet iktidarının - asker sivil bürokrasinin - elinde olur. Hükümetler ve liderleri kendileri olamaz, başkası olur, en azından öyle görünmek zorunda kalırlar. Bu da bal gibi bir ahlaki bozulma (riyakarlık) değil midir?

Zenginlik, şöhret ve güç zehirlenmesi ve bozulması, tersinden, fakirlik, gariplik ve çaresizlik sebebiyle bir patrona, güçlüye, kendinden yardım umulana hoş görünme, memnun etme, psikolojisi doğurmaz mı?

Toparlarsak; CHP yıllardan beridir ana muhalefet partisidir. Ancak a- Devlet iktidarı resmi ideolojisi Kemalizmin taşıyıcısıdır, imtiyazlıdır, partilerden bir parti değildir, Atatürkün halen genel başkanı olduğu tek partidir. b- Küresel Batılı egemen ideoloji ile paraleldir. "Kardeş İngiliz iktidarından", meşru-resmi Türkiye iktidarına karşı yardım istemektedir. Ki, İngiltere ABD'den sonra küresel hakim iktidarın en önemli ikinci odağıdır. T.C.'nin kuruluşunda da çok önemli katkıları bilinmektedir! c- Yerel yönetimlerde de iktidardır. d- CHP, beyaz Türklerin kültürel iktidarının da en önemli temsilcisidir. Sekülerizm, laisizm, modernizm, balo, alkol, dans, Frengilik ondan sorulur! e- TÜSİAD ile beraber ekonomik iktidarın da, paydaşıdır. Türkiyenin en zengin ilçelerinde açık ara birincidir. Seçimlerde mahalli iktidarı da kaybedebilir ama, diğer iktidar alanları seçimlerden etkilenmeyen bir devamlılığa sahiptir. Halbuki hükümetler ancak seçimi kazandıklarında merkezi iktidara gelebilirler.


 

"İktidara gelmek" ile "muktedir olmak" bilhassa Türkiye'de çoğu zaman aynı şey değildir. Ama mevcud hükümetin merkezi iktidarı (muktedirliği de) kademeli olarak, 2010 anayasa değişikliği ve 2016 15 Temmuz kalkışmasından sonra artmıştır. a-Milli harp sanayinde muazzam gelişmeler b- FETÖ, PKK ve YPG, tasfiyeleri c- Suriyede 63 yıllık Baas

diktatörlüğünün Türkiye desteğiyle yıkılması ve Türkiye dostu bir rejim kurulması, bölgesel iktidara da ciddi katkı demektir. d- Türkiye'de milli gelirin son 23 yılda 5 kat artması da merkezi hükümetler için büyük bir iktidar (güç) zeminidir. Bu bakımdan AKPARTİ hükümeti bir devrim aktörüdür, figüranlık büyük ölçüde bitmiş gibidir. En azından TKP genel sekreteri, Taraf gazetesi yazarı Nabi Yağcı'nın deyimiyle _ müspet yönde_ "devrimsi bir durumdur."

Bitirirken tekrar edelim. İktidar bozar tespiti her iktidar çeşidi için geçerli olmakla birlikte, akla öncelikle merkezi iktidar, yani hükümetin gelmesi de gayet tabiidir! Bu konuya devam edeceğiz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23