Bu yasalardan kurtulmazsak sonumuz Batı gibi olur!
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
CHP, HDP, İP ve avaneleri ile Mor Çete’nin ısrarla savunduğu İstanbul Sözleşmesi ile 6284 sayılı kanun, çocuk haczi ve süresiz nafaka gibi dayatmaların aileleri enkaza çevirdiğini belirten aile STK’ları, “TÜİK’in verileri ortada. Nüfus hızımız giderek düşüyor, evlilik ve doğurganlık yaşı yükseliyor. Bu yasaları ve kalıntılarını temizlemezsek 2050’li yıllarda yaşlı nüfusa sahip, iş gücüne muhtaç bir ülke konumuna geleceğiz” dedi.
TÜİK’in açıkladığı nüfus, doğum ve evlilik verileri, ülkemizdeki doğurganlık hızının önlenemez şekilde düştüğünü ve genç nüfus oranının tehlikeye girdiğini gözler önüne seriyor.
CHP, HDP, İP ve avaneleri ile Mor Çete’nin başını çektiği feminist oluşumların “yaşatır” diyerek savunduğu İstanbul sözleşmesi gibi aile yapımızın ruh kökünü dinamitleyen Batı menşeli yasalar temizlenmezse, Türkiye 2050’lerde Avrupa gibi yaşlı ve dışarıdan gelecek iş gücüne muhtaç bir ülke olma riskiyle karşı karşıya. Yaklaşmakta olan tehdide dikkat çeken aile STK temsilcileri gazetemize önemli açıklamalarda bulundu:
Anneye değer verilmeli
Aile Bilim Kültür ve Eğitim Derneği Başkanı Adnan Kalkan; İstanbul sözleşmesi, kadının beyanını esas alan 6284 nolu yasa, süresiz nafaka ile ailenin altına konan feminizm, LGBTQİP+ gibi dinamitler ailemizi yıkmakta, nüfusumuz eritmekte, çocuk doğumunun önüne geçmektedir. Yaşlı nüfus artarken, genç nüfusun azalması sonucu 20-30 yıl sonra Türkiye’nin iş gücü anlamında muhtaç bir ülke haline gelmesi kaçınılmaz görünüyor. Bir an evvel gerekli kanuni düzenlemeler yapılarak itibarsızlaştırılan annelik onuru ve aile müessesesi yeniden hak ettiği değeri görmelidir” ifadelerini kullandı. Ailemiz üzerine son 200 yıldır operasyonlar çekildiğini ifade eden Kalkan, “Feminist akımlar kadını koruma adı altında kadını yuvasından ve annelikten uzaklaştırıp modern köle haline getirip çocuk doğumunun önüne geçtiler. Bu da nüfusun ciddi şekilde düşmesine sebep oldu” açıklamasında bulundu.
Aile ihya edilmeli
İstanbul sözleşmesinin yürürlükten kaldırılmasının yetmeyeceğini, 6284 nolu yasa gibi geriye kalan kalıntıların da ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyen başkanı Adnan Kalkan sözlerine şöyle devam etti: “Dünyanın en ilkel toplumunda dahi kadın ya da erkeğin beyanı esas olamaz. Kadının beyanının esas alınması birçok erkeğin iftira ile hapse atılmasına veya mağdur edilmesine neden olmuştur. Bu durumdan mağdur olan erkekler evlilik kurumundan uzaklaşmış ve gerek aile gerekse nesil ciddi anlamda zarar görmüştür. Ayrıca süresiz nafaka ciddi oranda mağduriyet meydana getirmiştir. Süresi belli olan nafaka düzenlenmeli ve boşanmaların önüne geçecek projeler yapılmalıdır. Devlet ve sivil toplum kuruluşları el ele vererek aileyi toplumun merkezine almalı ve korumalıdır. Aileye karşı yapılan operasyonlara topyekûn dur demelidir. Bu günü ihyâ yarını inşa etmeye çalışarak kadim medeniyetimizi şahlandırmalı ve bunu yapacak nesli yetiştirmeliyiz.”
Veriler korkutuyor
Türkiye Aile Birliği Sözcüsü İlhan Ergincan ise, “TÜİK’in verileri, İstanbul sözleşmesi, kadının beyanını esas alan 6284 sayılı kanun, süresiz nafaka, çocuk haczi, boşanma davalarının uzun sürmesi gibi ailemizi hedef alan etkenlerin ülkemizde evlilik yaşını 30’a çıkardığını ve çocuk sayısını da hızla düştüğünü açıkça göstermektedir. İstanbul sözleşmesi kalktığı halde feministlere şirin gözükmek adına 6284 kadının sözlü beyanının yürürlükte durması, evliliklerin azalmasının önünde ki en büyük etkendir. Ayrıca süresiz nafaka ve çocuk haczi adaletsizlikleri gören gençler evlilikten uzaklaşmaktadır” dedi. Erdoğan’ın genç neslin devamı için 3 çocuk isteğinin artık gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını kaydeden Ergincan şöyle devam etti: “Evlilik birliğinin daim olması ve Ailenin korunması için 6284 kadının sözlü beyanı derhal kaldırılmalı, süresiz nafakaya 1-3 yıl gibi alt ve üst sınır getirilmeli ve çocuk haczi derhal sonlandırılmalıdır. En temel taşımız olan ailemizi Avrupa’nın ve azgın feministlerin isteklerine boyun eğerek değil aileyi korumaya yönelik politikalar gerçekleştirilerek koruyabiliriz. Ailemiz ve gelecek neslimiz yok olmadan derhal somut adımlar atılmalıdır. Kendi dini yaşantımıza, örfümüze ve adetlerimize uygun politikalar yürütülmelidir.”