Avrupa toplumsal yol ayrımında
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Fransa’da eğitim protestolarıyla başlayan, İtalya, Portekiz ve Arnavutluk’a yayılan toplumsal öfke, Avrupa’nın ekonomik ve sosyal modelini ciddi bir sınavla karşı karşıya bıraktı. Tarihçi ve Siyaset Bilimci Adem Taflan, "İçeride toplumsal bütünlüğünü koruyamayan bir Avrupa’nın dışarıda güçlü bir aktör olması zor" dedi.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Varlığını kan, gözyaşı ve sömürüye borçlu olan Avrupa’da sular durulmuyor. Fransa’da eylül sonunda öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar, barınma, yetersiz eğitim kaynakları ve bakımsız okul binalarına tepkiyle başlayan eylemler; Paris, Marsilya, Lyon, Lille, Nantes, Montpellier, Bordeaux, Toulouse ve Rennes’e yayıldı. Brüksel’de ise yaklaşık 100 öğrenci ve yetişkinin katıldığı gösterilerde eğitim reformları, kemer sıkma politikaları, kamu hizmetleri ve polis müdahaleleri protesto edildi.
Fransada başlayan öğrenci eylemleri bir diğer avrupa ülkesi İtalyaya sıçradı. Milano, Roma ve Torino başta olmak üzere kentlerde 16 Ekim’de başlayan gösterilerde öğrenciler okulları işgal etme, dersleri boykot etme, yürüyüş ve toplantılar düzenleme gibi yöntemlerle taleplerini dile getirdi. Portekiz’de ise diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak konut krizi ve hayat pahalılığına karşı gösteriler düzenlendi. Porto ve Coimbra ve Lizbon’da Coimbra’da CGTP’nin çağrısıyla başlayan gösterilerde on binlerce kişinin katıldığı bildirilen yürüyüşte ücretlerin ve emekli aylıklarının artırılması, kamu hizmetlerinin korunması istendi.
Avrupa ülkelerinde hayat pahalılığına karşı başlayan ateş tüm kıtaya yayılırken bir diğer kargaşa ortamı ise Arnavutluk’ta devam ediyor. İsrail ve ABD ile yakın ilişkileri olan Arnavutluk hükümetinin ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı İvanka Trump ve damadı Jared Kushner’in İsrail bağlantılı bir proje kapsamında Arnavutluk’un güneyindeki Zvernec kenti ve Sazan Adası’nda toprak satmak istemesi sebebiyle başlayan protestolar şiddetlenerek devam ediyor. Fransa, Arnavutluk, Belçika, İtalya ve Portekiz’de binlerce kişi meydanlara inerken, kıta genelinde toplumsal gerilim ve siyasi tartışmaları da beraberinde getirdi. Konuyla ilgili gazetemize konuşan uzmanlar, dünyada yeni bir düzenin kurulduğunu ve temellerinde kan ve gözyaşı olan Avrupa’nın da artık uykularının kaçtığını belirtirken, kıtanın ABD hegemonyasından kurtulamayacağını vurguladı.
AVRUPA TOPLUMSAL BİR YOL AYRIMINDA
Gazetemize değerlendirmelerde bulunan Tarihçi ve siyaset bilimci Adem Taflan, Avrupa’daki gelişmelerin yalnızca dönemsel siyasi hoşnutsuzluklarla açıklanamayacağını belirterek, ekonomik ve toplumsal modelin ciddi bir sınamayla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Hayat pahalılığı, konut sorunu, gelir dağılımındaki bozulma, göç, kamu hizmetlerine erişim ve gelecek kaygısının toplumların siyasi tercihlerini doğrudan etkilediğine işaret eden Taflan, Avrupa’nın uzun yıllar ekonomik refah, sosyal devlet, demokratik kurumlar ve siyasi istikrarla öne çıktığını hatırlattı. Küreselleşmenin beraberinde getirdiği eşitsizlikler, sanayideki dönüşüm, enerji maliyetleri ve artan güvenlik harcamalarının ise bu model üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti.
Avrupa’da aşırı sağın yükselişine de değinen Taflan, göç ve kimlik tartışmaları, ulusal egemenlik söylemi ve siyasi elitlere duyulan güvensizliğin bu hareketlere toplumsal destek sağlayabildiğini belirtti. Ancak Avrupa’daki bütün toplumsal itirazların aşırı sağın yükselişiyle açıklanamayacağını vurgulayan Taflan, “Buradaki temel sorun, Avrupa’nın dış politikada daha güçlü bir aktör olma arayışıyla içeride yaşadığı toplumsal sorunların birbirini nasıl etkileyeceğidir. Savunma harcamalarının artırılması ve sanayinin yeniden yapılandırılması için toplumdan fedakârlık istenirken vatandaşların gündelik sorunlarına yeterli çözüm üretilemezse Avrupa projesine yönelik destek zayıflayabilir. Bu nedenle Avrupa’nın geleceği yalnızca askerî kapasitesini artırmasına bağlı değildir. Sosyal devletin korunması, ekonomik fırsatların daha adil dağıtılması ve demokratik kurumlara duyulan güvenin yeniden güçlendirilmesi de stratejik bir zorunluluktur. İçeride toplumsal bütünlüğünü koruyamayan bir Avrupa’nın dışarıda güçlü ve bağımsız bir aktör hâline gelmesi son derece zor olacaktır” ifadelerini kullandı.