Asli Kurucu iktidar vesayetci zihniyet ve TBMM'nin yeni anayasa yapma kudreti: Tarihi hukuki ve siyasi bir tahlil
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Türkiye Cumhuriyeti’nin önünde duran en büyük yapısal ve siyasi pranga, milletin iradesini ve tarihî yürüyüşünü sırtında taşıyan 1982 Darbesi ürünü Anayasa’dır.
Av. Yurdal Kılıçer
Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri
On yıllardır bu vesayet metnini korumak, tahkim etmek ve millete dayatmak adına öne sürülen teorik argümanlar, gerçekte milletin özgür iradesine karşı çekilmiş muhkem hukuki duvarlardan başka bir şey değildir. Bu duvarların en sinsi ve en zehirli olanı ise yeni anayasa yapma yetkisini sadece darbe ve devrim gibi gayrimeşru ve olağanüstü dönemlere hasreden darbeci zihniyetin ta kendisidir.
Klasik anayasa hukuku kisvesi altında piyasaya sürülen ve akademik kürsülerde dahi zaman zaman dillendirilen “Anayasa ancak kurucu meclis tarafından değiştirilir” tezi, özünde son derece tehlikeli ve millete parmak sallayan bir kabule dayanmaktadır. Bu iddia, bir devletin anayasal düzeninin ancak ve ancak silah zoruyla, darbeyle ya da devrimle sarsılması sonucunda yenilenebileceğini savunmak demektir. Bu mantık zinciri takip edildiğinde ortaya çıkan tablo ibretliktir: Bin yıldır bu coğrafyada varlık gösteren, millî ve manevi değerleriyle yoğrulmuş bu aziz milletin serbest iradesiyle sandıktan çıkan Türkiye Büyük Millet Meclisi, sıfırdan anayasa yapma hakkından mahrum bırakılmakta; buna karşılık anayasa yapımı rejimi gasp eden cuntacıların ve vesayet odaklarının tekelinde gösterilmektedir. Bu yaklaşım, darbeleri sistemin meşru kurucu unsuru olarak parlatırken milleti temsil eden parlamentoyu gayrimeşru ilan etmeye varan bir zihniyet sapkınlığıdır.
Hukuk felsefesinin ve demokrasinin evrensel kaidesi şudur: Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir. Halk, hiçbir vesayet odağının ipoteği veya lütfu altında olmaksızın kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olan asli kurucu iradedir. Bu asli iradenin tek ve meşru tecelligâhı ise doğrudan milletin oylarıyla seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. TBMM, halktan aldığı bu yetkiyle temsilî kurucu iktidar vasfını tam anlamıyla haizdir. Günün ve zamanın şartlarına uygun, milletin inancına, tarihine ve geleceğine seslenen bir toplumsal sözleşmeyi yapma kudreti darbe mahfillerinde veya vesayetçi loncalarda değil ancak bu Meclisin çatısı altında mevcuttur.
Tarihsel süreç bize göstermiştir ki anayasa hukuku teorisini darbe mekaniğine mahkûm edenler aslında milletin kendi kaderine el koymasından korkanlardır. “Kurucu meclis” kavramını yalnızca olağanüstü rejimlerin devşirmesi olarak görmek milleti reşit kabul etmeyen vesayetçi aklın ürünüdür. Demokrasilerde kurucu irade halkın bizzat kendisidir; parlamentolar ise bu iradenin payitahtıdır. Halkın seçtiği meclisin yeni bir anayasa yapamayacağını iddia etmek, “Siz ne kadar oy alırsanız alın bu devletin kurucu kodlarına dokunamazsınız” diyen vesayetçi statükonun en net itirafıdır.
Parlamentonun yapacağı yeni bir anayasa metninin her türlü tartışmadan uzak, en yüksek meşruiyet zeminine oturmasının yolu da son derece berraktır: Kabul sayısı ne olursa olsun hazırlanan bu irade mutlak surette doğrudan halkın onayına yani referanduma sunulmalıdır. Asli kurucu irade olan halkın süzgecinden geçen bir metin vesayetçi odakların tüm ayak oyunlarını ve uydurma teorilerini boşa çıkaracak, doğrudan milletin rızasına dayanan en muhkem hukuki temel olacaktır. Temsili meclis taslağı hazırlar, asli kurucu olan millet ise son sözü söyler; bu mekanizma hem hukuki hem de siyasi meşruiyetin zirvesidir.
Bugün Türkiye, küresel sistemin sarstığı yeni bir jeopolitik ve siyasi eşikte kendi millî kodlarıyla yeniden ayağa kalkmaktadır. Yeniden Büyük Türkiye hedefi için atılacak adımları ve Türkiye Yüzyılı vizyonunu 1982 Darbesi’nin karanlık ürünü olan gayrimeşru bir anayasaya mahkûm etmek asla kabul edilemez. Milletin iradesini, millî iradenin kalesi olan seçilmiş meclisin yetkisini yok sayan hiçbir vesayetçi teorinin ve bu teorinin arkasına saklanan zihniyetin bu saatten sonra hukukî ve siyasî geçerliliği kalmamıştır. TBMM, milletten aldığı temsil yetkisi ve halkın onay şartıyla her zaman yeni ve sivil bir anayasa yapmaya muktedirdir; bu kudretin önünde ne vesayetçi barikatlar ne de uydurma teoriler durabilecektir.