AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hasan Arslan: Bir ihanetin ve direnişin analizi
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
15 Temmuz 2016, yalnızca askeri bir darbe girişiminin bastırıldığı gün değil; devletimizin damarlarına sızmış, kırk yıl boyunca kendini gizlemiş sinsi bir ihanet şebekesinin milletin iradesiyle tasfiye edildiği tarihi bir dönüm noktasıdır.
Bu yıl “İrade Bizim, Zafer Bizim” temasıyla idrak edeceğimiz anlamlı günde karşımızdaki yapının sıradan bir illegal oluşum veya klasik bir dini cemaat olmadığını aksine sosyolojik, dini ve siyasi sınırları aşan çok katmanlı bir istihbarat ve şer örgütü olduğunu yeniden idrak etmek ve anlatmak zorundayız.
FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü), tek bir şablonla veya sadece “mütedeyyin” bir örtüyle açıklanamayacak kadar karmaşık, küresel metotları yerel hırslarla harmanlayan bukalemunsu bir organizasyondur.
Tarihsel ve Siyasi Sızma: Solun İçindeki Bukalemun
Örgütün en sinsi özelliklerinden biri, kendini sadece muhafazakâr veya mütedeyyin alanlarla sınırlamamış olmasıdır. Özellikle 1980 ihtilali sonrası oluşan siyasi boşlukları, toplumsal kırılmaları ve kamplaşmaları çok iyi manipüle etmiştir. Zaman içinde güç kazanmak adına her renge bürünmüş, girdiği kabın şeklini almıştır.
Siyasi tarihimize bakıldığında, örgütün menfaatleri uğruna ideolojik olarak taban tabana zıt yapılarla bile iş birliği yapmaktan çekinmediği görülür. 1990’lı yıllardaki SHP ve Halkın Emek Partisi ortaklığı sürecinde yaşanan siyasi geçirgenliklerden, ittifaklardan ve devlet içindeki denetim boşluklarından sinsice faydalanmış; adeta görünmez bir virüs gibi bürokrasinin en kılcal damarlarına kadar yerleşmiştir.
Bu sızma hareketi o kadar ileri gitmiştir ki, kendisini “sol”, “ulusalcı” veya “ilerici” olarak tanımlayan pek çok yayının, derginin ve sivil toplum kuruluşunun içine dahi yerleşmişlerdir. Nitekim ilerleyen yıllarda yapılan operasyonlar ve hukuki süreçler, örneğin “Türk Solu” gibi dergilerin genel yayın yönetmenlerinin ve kamuoyunda sol kimliğiyle bilinen birçok figürün aslında kripto birer FETÖ mensubu olduğunu, örgütsel talimatlarla kamuoyu algısını yönettiklerini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Rehavete kapılmamak gerek
Bu durum, Yeşilçam döneminde dindar karakterlerin cahil, çıkarcı veya yenilik karşıtı olarak karikatürize edilmesine benzer bir şekilde Türkiye’deki samimi mütedeyyin kesimi haksız yere zan altında bırakmayı amaçlayan sinsi bir stratejinin parçasıydı. Kendini her ideolojinin içinde yeşertebilen, filizlendiren bu bukalemun yapı bize göstermiştir ki; hiçbir siyasi parti, hiçbir sivil toplum kuruluşu “Bizim içimize sızamazlar” rehavetine kapılmamalıdır. Sırf günü kurtarmak, koltuğu garantiye almak veya kısa vadeli ittifaklar kurmak adına “ne idüğü belirsiz” kişi ve yapılara göz yummak, gelecekte devletin ve milletin bekasına kastedecek canavarlar beslemek demektir. Her bir kurum bu hassasiyeti en üst düzeyde korumakla mükelleftir.
Teolojik Sapma: İslâm’ın Temel İlkeleriyle Çelişen Yapı
Örgütün en büyük tahribatlarından biri de şüphesiz yüce dinimiz İslâm’ın inanç esasları üzerinde gerçekleştirmeye çalıştığı erozyondur. FETÖ, İslâm’ın ana kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeyi esas almak yerine, örgüt liderinin hezeyanlarını, rüyalarını ve çarpık yorumlarını mucizeler lafsı ile mutlak dini ölçü haline getirmiştir. Bu durum, İslâm’ın özüyle ve tevhid inancıyla kökten bağdaşmamaktadır.
Fetullah Gülen, mensuplarına sıradan bir din âlimi gibi değil; hatasız, günahsız ve mutlak bir otorite (la yu’sel) olarak pazarlanmıştır. Örgüt içinde akıl, mantık ve muhakeme devre dışı bırakılmış, iradeler sözde lidere teslim edilmiştir.
Zafer necip milletindir
Bugün 15 Temmuz’un yıldönümünde “İrade Bizim, Zafer Bizim” haykırışıyla meydanları doldururken, sadece geçmişteki bir tehlikeyi anmıyoruz; geleceğe dair sarsılmaz bir kararlılık sergiliyoruz. Kendi menfaatleri ve ikballeri için her kılığa giren, solun da sağın da muhafazakarlığın da içine sızabilen bu ajan şebekesine karşı her tür görüşe sahip milli duygular besleyen vatandaşımızın uyanık olması, şehitlerimize ve gazilerimize olan namus borcumuzdur.
Milletimiz, 15 Temmuz gecesi çıplak elleriyle tankları durdururken iradesine sahip çıkmıştır. Bugün bizlere düşen görev ise hem devlet bürokrasisinde hem sivil toplumda hem de inanç dünyamızda bu uyanıklığı sürdürmek, dinimizi istismar edenlere de irademizi gasp etmek isteyenlere de asla geçit vermemektir. 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor; aziz milletimizin Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nü saygıyla selamlıyoruz. Zafer, iradesini satmayanların; zafer, bu necip milletindir!