• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

29 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
29 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (29 Eylül 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٩٩) حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ
(١٠٠) لَعَلّٖٓي اَعْمَلُ صَالِحاً فٖيمَا تَرَكْتُ كَلَّاؕ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاؕ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” der.

Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir.

Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.

(Mü'minûn Suresi, 23/99-100)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


TEFSİRİ:

"Onlar”dan maksat, özellikle öldükten sonra tekrar dirilmenin imkânsız olduğunu savunan inkârcılardır. Âyette, hayatları son bulup dünya ile ilgili bütün bağları kopan, arzu ve tutkuları tükenen ve ancak bu noktada akılları başlarına gelen inkârcıların ümitsizlikleri, tükenmişlikleri ve pişmanlıkları dile getirilmektedir. Fahreddin er-Râzî’ye göre böyleleri, ölümleri esnasında (veya zayıf bir görüşe göre âhirette cehennemdeki yerlerini görünce), aslında geri dönüşün imkânsız olduğunu bilseler de, sırf inkârcı olarak bu dünyadan göçmelerine üzülüp pişman oldukları için bu duygularını ve ümitsizliklerini ifade etmek üzere bu şekilde yakarırlar (XXIII, 119-120).

99-100. âyetler, temeli eski Hint dinlerine ve Eflâtun felsefesine kadar uzanan, zaman zaman günümüzde bile bazı kişiler ve sözde ilim adamları tarafından savunulan reenkarnasyon (tenâsüh) inancını açıkça reddetmektedir. Bu inanca göre kötü ve günahkâr insanlar ölünce bunların ruhları, dünyada günahlarından kurtulup arınıncaya kadar bedenden bedene dolaşacak, ancak günahlarından temizlendikten sonra Tanrı’nın huzuruna dönebileceklerdir.

Eğer günahkârların ruhlarının başka bedenlere geçmesi mümkün olsaydı, âyette belirtildiği şekilde pişmanlık duygularını dile getirerek yanlışlarını düzeltmek maksadıyla yeniden dünyaya gönderilmeleri için yakaran kullarının dileğini Allah reddetmezdi. Oysa burada böyle bir dönüşe asla izin verilmeyeceği belirtilmektedir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 45



HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

"Sadaka zengine helal değildir; sağlığı yerinde güç kuvvet sahibine de helal değildir.

O, sersefil edici, fakre düşen, haysiyeti kırıcı borca giren, eleme boğan kana bulaşan kimseler dışında hiç kimseye helal değildir.

Öyleyse, kim malını artırmak için insanlara el açarsa, bu, kıyamet günü suratında cırmalama yaralarına ve cehennemde yiyeceği kızgın taşlara dönüşür.

Öyleyse (buyursun) dileyen azla yetinsin, dileyen de çoğaltmaya çalışsın."


[Tirmizî, Zekat 23, (653)]
 

GÜNÜN SÖZÜ:




GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Ruhun İklimi ve Maskelerin Ağırlığı: Arkadaşlık Seçiminde Ahlaki Sınırlar ve Toksik İlişkilerden Dürüstçe Uzaklaşma Stratejileri! İnsanın bu dünyadaki en büyük ve en sinsi imtihanı, farkında olmadan çevresindeki insanların rengine bürünmesidir. Sosyal bir varlık olarak her birey, içine girdiği iklimin, oturduğu meclisin ve paylaştığı dostluğun kokusunu taşır. Dolayısıyla günlük hayatta kimlerle arkadaşlık kurulacağı ve bu ilişkilerin sınırlarının nasıl çizileceği sorusu, sıradan bir sosyal tercih değil; insanın kendi karakterini, zihnini ve ahlaki geleceğini inşa etme meselesidir. Kendini korumayı başaramayan, her esen rüzgara yelken açan ve fıtratına uymayan iklimlerde pinekeleyen ruhlar, zamanla kendi hakikatlerine yabancılaşmaya mahkumdur. Gerçek bir arkadaşlık ilişkisinde aranması gereken ilk ve en temel ölçü, şüphesiz ki ahlaki dürüstlük ve pürüzsüz bir samimiyettir. İçinde hiçbir alt metin, gizli tehdit, alay veya ironi barındırmayan; dili ile kalbi bir atan insanlar günlük hayatın en güvenli sığınaklarıdır. Gelişmiş ve olgun bir kişiliğe sahip olan bireyler, dostluklarını sahte nezaket maskelerinin arkasına saklamazlar. Kendi kusurları ve eksikleriyle korkusuzca barışabilmiş bu karakterler, karşısındaki insana da yapay övgüler sunmak yerine her zaman yalın ve çıplak gerçeği fısıldarlar. Kelimelerin yalan söylemediği, güven hissinin süslü cümleler arasında ezilip yok olmadığı dürüst dostluklar, insanın iç dünyasındaki en sarsılmaz pusuladır. Bu yüzdendir ki, hayat yolculuğunda net bir vizyonu, üretken bir derdi ve sarsılmaz değerleri olan bireyleri aramalıyız. Tıpkı coşkuyla akan berrak bir dere gibi, sürekli hareket halinde olan, çalışan, üreten ve toplumsal faydayı gözeten insanlar iç dünyalarında pas ve kir barındırmazlar. Onların meclisinde siyasi ihtirasların, bencil çıkarların veya yapay şatafatların yeri yoktur; aksine samimi bir muhabbet, ilmi bir derinlik ve hayata değer katma iradesi vardır. Karakteri sağlam, ahlaken eğitilmiş ve teslimiyet ehli bir dost, zor zamanlarda sırtınızı yaslayabileceğiniz vakur bir dağ gibidir. Günlük hayatta mesafe konulması ve adeta tecrit edilmesi gereken en tehlikeli kitle ise kendi ruhundaki yosun kokusunu başkalarının açıklarında arayan, gıybet ve dedikodu bataklığına saplanmış insanlardır. Bir insanın gıybeti hayat tarzı haline getirmesi, gıybeti "yanında olmayan bir kişiyi, duyduğunda hoşlanmayacağı şekilde anmak" olarak tanımlayan o kadim ahlak kuralını çiğnemesi, onun iç dünyasındaki derin bir kurumsal çürümenin ve üretememenin nişanesidir. Kendi hayatında büyütecek, yeşertecek ve topluma fayda sağlayacak hiçbir ulvi amacı, zanaatı veya derdi olmayan durağan zihinler, tıpkı terk edilmiş kirli bir kuyu gibi çevreden uçuşan tüm dedikoduları ve çöpleri içine toplar. Gelişmiş bir şahsiyet, başkalarının hayatını didik didik ederek, insanların gizemleri üzerinden yapay bir tatmin duygusu devşirmez. Bir başkasının gıybetini önünüze getiren kişinin, ilk fırsatta sizin de hakikatinizi başkalarına meze yapacağı rasyonel bir gerçektir. İşte bu noktada, ilişkilerde nezaket adı altında sürdürülen her yapay bağ, insan ruhuna giydirilmiş ağır bir prangaya dönüşür. Dost görünümlü asalakların, gıybeti bir yaşam tarzı haline getirmiş durağan zihinlerin ve sürekli manipülasyon üreten karakterlerin hayatımızda kapladığı alan, kişisel huzurumuzun önündeki en büyük barikattır. Gelişmiş bir kişiliğin en temel gereği, ahlaki erozyona uğramış bu toksik yapıları fark ettiği an araya sarsılmaz duvarlar örebilmesidir. Bu arınma sürecinde uygulanacak dürüstçe uzaklaşma stratejileri, korkakça bir kaçış değil, vakur ve karakterli bir duruşun tezahürüdür. Bu doğrultuda hayata geçirilmesi gereken ilk strateji, kelimeleri bükmeden, net ve dolaysız bir ahlaki beyanda bulunmaktır. Pasif-agresif oyunlara başvurmak, ima etmek ya da bahanelerin arkasına sığınmak, muhatap olunan toksik karakterin manipülasyon alanını daha da genişletir. Kişi, kendi değer dünyasıyla bağdaşmayan, sürekli gıybet üreten veya bencil hırslarıyla etrafını zehirleyen bu insanlara karşı duruşunu dürüstçe ortaya koymalıdır. "Seninle olan bu iletişimimiz benim hayata bakışımla, ahlaki ilkelerimle ve aradığım huzurla örtüşmüyor; bu yüzden bu hukuku sürdürmeyi doğru bulmuyorum" şeklindeki keskin ve net bir cümle, karşı tarafa manipüle edecek bir açık kapı bırakmaz. Dürüstlük, törpülenmeye ve ambalajlanmaya gelmeyen çıplak bir realitedir; bu realiteyi eğip bükmeden muhatabın yüzüne bir ayna gibi tutmak, ilişkiyi ahlaki bir üstünlükle nihayete erdirir. İkinci aşama, iletişim kanallarını "tabana kuvvet kaçan" korkaklar gibi aniden ve sessizce engellemek yerine, vakur bir kayıtsızlık zırhına büründürmektir. Yüzleşme anında arkasına bakmadan kaçan karakterler, rüştünü ispat edememiş zayıf ruhlardır. Olgun bir birey ise kaçmaz; mesafesini net bir sınırla belirler ve o sınırın arkasında mutlak bir kayıtsızlık sergiler. Toksik insanın ürettiği dedikodulara, attığı iftiralara ya da kurduğu tuzaklara cevap vermemek, onları kendi laçkalıklarıyla baş başa bırakmak en tesirli cezalandırma yöntemidir. Çünkü bu tip durağan zihinler, ancak çevrelerindeki insanlardan aldıkları tepkilerle ve kaosla beslenirler. Onlara sunulan mutlak bir sessizlik ve kayıtsızlık, beslendikleri damarı kökünden keser. Bir diğer hayati strateji, ortak çevrelerin getirdiği sosyal baskılara karşı toplumsal bir tecrit mekanizması işletmektir. Akraba meclislerinde, mahallede ya da iş ortamlarında "Ayıp olur", "Medenice idare et" baskılarına boyun eğmek, kurumsal çürümeye ortak olmaktan farksızdır. Devletlerin kamu sağlığını tehdit eden tehlikeli ve bulaşıcı hastalık taşıyanları toplumdan tecrit etmesi nasıl hukuki ve sıhhi bir zorunluluksa, bireyin de kendi ruh sağlığını korumak adına ahlaki dejenere olmuş kişileri sosyal çevresinden tecrit etmesi öyle doğal bir haktır. Ortak alanlarda bu kişilerle sadece resmiyet sınırları içinde kalmak, samimiyet taleplerini buz gibi bir ciddiyetle geri çevirmek ve onların dahil olduğu ortamlarda ahlaki mesafeyi milim esnetmemek gerekir. Tüm bu radikal arınma hamlelerinin yanında, asıl çetin sınav iş hayatı veya akrabalık bağları gibi tamamen koparılması hukuken ve sosyal olarak mümkün olmayan zorunlu alanlarda verilir. Bağların tamamen koparılamadığı bu ücra dehlizlerde ucu açık bırakılan zorunlu ilişkileri yönetmek, tavizkar bir müsamaha göstermek anlamına gelmez; aksine ahlaki sınırları daha kalın çizgilerle çekmeyi zorunlu kılar. Bu zorunlu iklimlerde uygulanacak en rasyonel strateji, ilişkiyi tamamen işlevsel ve mekanik bir zemine indirgemektir. Muhatap olunan toksik akraba veya iş arkadaşıyla paylaşılan zemin, sadece ve sadece o anki somut görevle veya asgari nezaket kurallarıyla sınırlandırılmalıdır. Kişisel hayata, değer yargılarına ya da üçüncü şahıslara dair hiçbir öznel konunun bu sığ sulara taşınmasına izin verilmemelidir. Ortama bir gıybet fısıltısı ya da manipülatif bir hamle sızdığı an, konuyu buz gibi bir ciddiyetle kesmek, resmiyeti bir zırh gibi kuşanmak ve muhataba ruhsal dünyanızın kapılarının ardına kadar kilitli olduğunu hissettirmek gerekir. Zorunlu sosyal alanlarda koparılamayan bağlar, samimiyet maskesi takılarak sürdürülmek zorunda değildir; ahlaki duruşu milim esnetmeden konulan o keskin resmiyet mesafesi, habis ruhların hayat alanınıza sızmasını engelleyecek yegane settir. Nihayetinde, toksik ilişkilerden dürüstçe uzaklaşmak, kişinin kendi karakterine duyduğu öz saygının bir gereğidir. Arkasından konuşulan insanların hukukunu korumayan, gıybet bataklığında gün tüketen ve hayatı sadece sığ dedikodulardan ibaret gören bu insanları hayatından ayıklayan bir ruh, sırtındaki lüzumsuz bir bagajı fırlatıp atmış demektir. Hayat, ağır maskelerle yürünemeyecek kadar engebelidir. Rotasını dürüstlüğe, pusulasını içtenliğe çeviren bir ruh, dışarıda fırtınalar kopsa bile kendi limanında mutlak bir dinginliğe kavuşur. Çünkü bu gök kubbenin altında zamana yenilmeyen tek miras, maskelerden arınmış, kendi hakikatiyle barışmış hür ve dürüst bir karakterdir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23