28 Şubat'ta neler olmuştu? “Kafalarını kıracağız”
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Anılarını kaleme alan gazeteci Emin Pazarcı, 28 Şubat’ta şahit olduğu bir olayı paylaştı. Pazarcı, dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak’ın Refahyol Hükümeti için, “Kafalarını kıracağız” dediğini aktardı.
yeniakit.com.tr
Milli Görüş’ün efsane lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın, demokratik bir seçimle halk tarafından Başbakan seçilmesinin ardından Müslümanların söz sahibi olmasını kaldıramayan maşalar, 28 Şubat darbesine kadar Refahyol hükümetine zulmetti. 28 Şubat’ın ardından da Müslüman kesime düşmanlığı son bulmayan darbeciler ve maşaları, kendilerini adeta ülkenin sahibi olarak görerek başörtüsü yasağından imam hatip öğrencilerine yönelik katsayı zulmüne kadar türlü rezilliklere imza attı.
28 Şubat döneminde halkın yanında yer alan gazetecilere de zulmeden darbecilerle ilgili yeni bir detay dikkat çekti.
Gazeteci Emin Pazarcı, “Kara Kutu” isimli kitabında, 28 Şubat sürecinde yaşadığı bir olayı anlattı.
“Kafalarını kıracağız”
Kitabın ilgili bölümü şu şekilde:
28 Şubat Darbe günlerinde Akşam Gazetesi’nden bir ekip Genelkurmay karargahında akşam yemeğine davet edildik. Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak konuşuyor biz dinliyorduk. Tümgeneral Erol Özkasnak, “Refahyol Hükümetinin Türkiye'nin başına gelmiş çok büyük bir bela olduğuna bizi inandırmak için” çırpınır gibiydi.
Üslubu alabildiğine sert ve çirkindi. Kendisini ve Silahlı Kuvvetleri seçilmiş insanların üzerinde görüyor, “Türkiye'nin asıl sahibi biziz” mesajı veriyor, saldırgan ifadeler kullanıyordu. Konuşmasının sonuna doğru kullandığı üslup iyice sertleşti ve “Kafalarını kıracağız” sözlerini bile sarfetti. Ben Erol Özkasnak’a “Kafa kırmakla bir sonuç alınabileceğini düşünmüyorum” dedim (Pazarcı,2020:131-133)
Sonuçta Genelkurmay Kararagahı’nda test edilmiş ama onaylanmamıştık. Artık Akşam, Genelkurmaydaki hiçbir faaliyette davet edilmiyordu. Asker tarafından yayın organı olarak görülmüyorduk. Telefonlarım dinlenmeye alınmıştı. Ahizeyi kaldırdığımda anlaşılıyordu bu. Zaman zaman da yaptığım görüşmeler “ayağını denk al” mesajı vermek için bana aktarılıyordu.
Ciddi bir baskı altındaydım. Milli iradeden yana tavır almak suçtu o günlerde. Hem de büyük bir suç (Pazarcı, Kara Kutu: 134)

