• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

28 Ağustos 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
28 Ağustos 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (28 Ağustos 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(١٦) اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فٖي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(1) İnsanların hesaba çekilecekleri gün iyice yaklaştı; halbuki onlar gaflet içinde haktan yüz çevirmektedirler.

(Enbiyâ Suresi, 21/1)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı) 


 TEFSİRİ:

Yüce Allah dünyayı, hayatı ve ölümü imtihan için yani kimin daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için yaratmış, dünyada insana sayılamayacak kadar çok nimet vermiştir. Bu nimetlerin karşılığında ondan kendisine şükretmesini, emirlerine itaat edip yasaklarından sakınmasını istemektedir. Âyet-i kerîmede, insanların bu nimetlerden bir gün hesaba çekileceği ve o günün yaklaştığı haber verilerek uyarılmakta, o gün için hazırlıklı olmaları istenmektedir. Ancak imtihan için yaratılan insanoğlu, bu uyarılara rağmen hürriyetini yanlış yönde kullanarak nefsinin isteklerine uyup gerçeklere sırt çevirebilmekte ve kendine verilmiş olan bu sınırlı ömrü gaflet içinde geçirebilmektedir.

Müminin gaflette bulunması, âhiret gününe iman ettiği halde orası için gereken hazırlığı yapmadığı, günahlardan sakınmadığı, tövbe edip Allah’a kulluk görevlerinde gereken hassasiyeti göstermediği ve iyi işler yapmadığı anlamına gelir. İnkârcının gaflette bulunması ise kendini yaratan bir aşkın kudretin bulunduğunu, başı boş bir varlık olarak yaratılmış olmadığını, dünyada yaptığı iyiliklerden de kötülüklerden de sorumlu olduğunu düşünmemesi, peygamber ve ilâhî vahiy tarafından uyarıldığında da bunlara sırt çevirmesi ve kulak tıkamasıdır. Oysa hesap günü kesinkes geleceği için âyette geçmiş zaman şekli kullanılmıştır (gaflet hakkında bilgi için bk. Süleyman Uludağ, “Gaflet”, DİA, XIII, 283).

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 665-666 

 

HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)  

"Kur'an'ı okuyan ve ezberleyenlere hürmet edin. Onlara hürmet eden, bana hürmet etmiş olur."

Kaynak: Feyzü'l-kadir, II/91, no: 1420 


GÜNÜN SÖZÜ:

 


GÜNÜN FOTOĞRAFI:



Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

İnsan Onuruna Suikast: Namuslu İnsanlara İftira Atmanın Ahlaki ve Dini Boyutları! İnsan onuru ve haysiyeti, bireyin toplum içindeki varoluşunun ve saygınlığının en temel dayanağıdır. Toplumsal huzur, adalet ve güven ortamı, bireylerin birbirlerinin haklarına, canlarına ve özellikle de namuslarına gösterdikleri saygı nispetinde ayakta kalır. Ancak insanlık tarihi boyunca bu güveni kökünden sarsan, masum hayatları yıkıma uğratan en sinsi ve yıkıcı ahlaki hastalıklardan biri hiç şüphesiz iftira olmuştur. Özellikle hayatını dürüstlük, iffet ve erdem üzerine kurmuş, lekesiz bir geçmişe sahip namuslu insanlara atılan iftiralar, sadece o şahısları değil, toplumsal vicdanı ve bir arada yaşama iradesini de hedef alan ağır bir suikast niteliğindedir. Kıskançlık, haset, intikam duygusu veya kişisel menfaat devşirme hırsıyla hareket eden müfteriler, "çamur at, izi kalsın" mantığıyla temiz sineleri karalamaya çalışırlar. Bu kirli eylem sonucunda, iftiraya uğrayan kişinin suçsuzluğu adli ya da sosyal olarak kanıtlansa bile, toplum hafızasında bırakılan şüphe kırıntıları masum insanların hayatını karartmaya devam eder. Toplumdan soyutlanma, derin psikolojik çöküntüler ve parçalanan yuvalar, iftiranın geride bıraktığı kalıcı enkazın sadece birkaç somut örneğidir. Dürüstlüğün ve iffetin haksız yere lekelendiği bir vasatta, toplumsal güven yerini derin bir şüpheye, dostluklar düşmanlığa ve adalet ise kaosa bırakır. İslam dini, insan onurunu ve şerefini her şeyin üzerinde tutmuş, bireyin dokunulmazlığını kutsal sayarak onu çok sıkı hukuki ve ahlaki kurallarla koruma altına almıştır. Bir insanın namusuna, iffetine ve haysiyetine asılsız iddialarla dil uzatmak, İslam ahlak nizamında en ağır büyük günahlar (kebair) arasında zikredilir. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim’de bu çirkin fiili işleyenlerin akıbetini Nûr Suresi 23. ayet-i kerimesinde çok sert bir dille beyan ederek, iffetli ve hiçbir şeyden habersiz mümin kadınlara iftira atanların hem bu dünyada hem de ahirette lanetlendiğini ve onlar için çok büyük bir azap olduğunu bildirmektedir. İslam, iftirayı sadece manevi bir günah olarak görmemiş, toplumsal düzeni korumak adına ona dünyevi cezalar da öngörmüştür. Nûr Suresi 4. ayette, namuslu insanlara zina isnadında bulunup da bunu dört adil şahitle ispat edemeyen kişilere seksen değnek vurulması ve bu müfterilerin şahitliklerinin ebediyen kabul edilmemesi emredilmiştir. Bu ceza, kulaktan dolma fısıltılarla, zandan ibaret iddialarla insanların şerefini ayaklar altına almanın toplumsal bir suç olduğunun ve cezasız kalmayacağının en açık kanıtıdır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde iffetli insanları karalamanın manevi tehlikesine sık sık dikkat çekmiş ve bir mümin hakkında onda olmayan bir şeyi iddia eden kişinin, bu iftiranın cezasını çekene veya tövbe edip hakkı iade edene kadar cehennem eritintilerinin aktığı Raddetü'l-Habal'de kalacağını haber vermiştir. Bu doğrultuda iftira, doğrudan doğruya bir kul hakkı ihlalidir. İslam inancına göre kul hakkı, hakkı çiğnenen kul helal etmediği müddetçe Allah Teâlâ’nın affetmeyeceğini beyan ettiği en hassas sınırdır. Ahiret gününde asıl hüsran, dünyada namuslu insanlara iftira atıp onların haklarını gasp edenlerin, kendi sevaplarını o temiz insanlara vermek zorunda kalmalarıyla başlayacaktır; şayet sevapları yetmezse, iftira attıkları masumların günahlarını yüklenecek ve ebedi bir zarara uğrayacaklardır. Sonuç olarak, namuslu insanlara iftira atmak sadece bireysel bir zafiyet değil, bir toplumun vicdanını, adalet duygusunu ve geleceğini yok eden kitlesel bir zehirdir. Temiz ve huzurlu bir toplumun inşası, dedikodu, suizan ve iftiraya karşı topyekün amansız bir duruş sergilemekle mümkündür. İlahi kelamın Hucurât Suresi 6. ayetinde emrettiği üzere, bir topluluk veya birey hakkında bir haber ulaştığında onu araştırmadan hüküm vermemek, insanları zan altında bırakmaktan kaçınmak her erdemli bireyin ve her müminin en temel vazifesidir. Unutulmamalıdır ki, başkalarının namusunu ve şerefini kendi canımız gibi korumak, aslında kendi insanlığımızı, toplumsal huzurumuzu ve geleceğimizi güvence altına almaktır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23