• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
  • VAV TV CANLI YAYIN

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ABD ve Batılı ülkelerin Mısır’daki askerî müdahaleye darbe bile diyememesini eleştirdi ve “Bu apaçık bir demokrasi münafıklığıdır. Tarih, zulüm yaşanırken başını kuma gömenleri utançla anacaktır” dedi

Yeniakit Publisher
2013-09-02 11:17:17 - 2013-09-02 11:40:10
Hüseyin Kulaoğlu ile PAZARTESİ SOHBETLERİ

Ülkemizin hemen yanıbaşındaki Suriye ve Mısır’da masum insanlar, zalimler tarafından katlediliyor. İnsanların üzerine keskin nişancılarla ateş açılırken, kimyasal silahlarla da bebekler dahil katlediliyor. Suriye ile Mısır’da yaşanan söz konusu katliamlara Avrupa’nın duyarsız kalması sert tepki çekiyor. Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile özellikle Avrupa’nın bu tutumunu değerlendirirken; diğer yandan Gezi Parkı olayları ve Ergenekon davası gibi konularla ilgili konuştuk. İşte, Bakan Egemen Bağış’ın samimi şekilde sorularımıza verdiği cevaplar…

Öncelikle Mısır’da 3 Temmuz’da gerçekleşen yönetim değişikliği hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Mısır’da bir “askeri darbe” mi gerçekleşmiştir?
Mısır’da olan apaçık bir askeri darbedir. Bunun aksini iddia eden veya dile getiremeyenler, vicdanlarının sesini boğmayı tercih etmişlerdir. Menfaat gereği veya baskı sonucunda darbeye ‘Darbe’ diyemeyenler bunun utancını ilelebet yaşayacaklardır. Mısır’da ve Suriye’deki durum 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana modern demokrasinin karşılaştığı en büyük sorunlardan biridir. Halkların meşru demokrasi taleplerine kurşun ve bomba ile cevap verenlere zalim ve darbeciden başka ne denir ki? Menfaatler uğruna kavramlarımızı ve kırmızı çizgilerimizi değiştirirsek, insanlığımızdan geriye ne kalır? Mısır’da bugün tam bir demokrasi tecavüzünün yaşandığını görüyoruz. Mısır’ın yedi bin sene sonra seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı hapisteyken, kanlı diktatör Mübarek salıverildi. Akıl alacak gibi değil.
Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), Arap Birliği ve İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi uluslararası kuruluşların Mısır’daki darbeye ‘Darbe’ bile diyemeyişini nasıl buluyorsunuz?
Ne yazık ki günümüzde bazı kurumların politize edildiğini veya etkilerinin sulandırıldığını görüyoruz. AB ve BM’deki suskunluğu, Mısır ile olan çıkarlarının zedelenmesi ihtimaline bağlıyorum. AB gibi demokrasinin amiral gemisi konumundaki bir kurumun sesi daha gür çıkmalıydı. Hem demokrasinin beşiği olduğunu iddia edeceksin, hem de ne darbeye darbe, ne de vahşete vahşet diyebileceksin... Ben iddia ediyorum; Türkiye eğer AB üyesi olmuş olsaydı, eğer rahmetli Bülent Ecevit, Yunanistan üye olurken, yapılan teklifi reddetmemiş olsaydı ve Türkiye o zaman Avrupa Birliği üyeliğini kabul etmiş olsaydı, bugün Avrupa, Suriye karşısında da, Mısır karşısında da kör, sağır ve dilsizi oynamazdı. Bu zarardan bir an evvel dönebilmesi için de AB’yi uyarma görevimizi biz yerine getiriyoruz. Bundan sonraki süreci de yakından takip edeceğiz ama AB bunun vebalinden kolay kolay kurtulamaz.
Bu apaçık demokrasi münafıklığıdır
Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Mısır’daki askerî müdahaleyi bir bakıma destekler şekilde pozisyon almalarını nasıl görmeliyiz?
Ülkeler artık darbeleri ‘iyi darbe, kötü darbe’ diye sınıflandırmaya başladı. Eğer darbe neticesinde sana yakın ve senin çıkarlarını gözeten biri gelmişse, o iyi darbe oluyor. Aksi halde kınanması gereken, hatta müdahale gerektirir hale geliyor. İşte dünyanın geldiği durum budur. Bu ikiyüzlülük bir ülkeye de has bir şey değil, birçok ülkede görebiliyoruz. Demokrasi ve demokratik kazanımlar bu kadar ucuz olmamalı. Böyle zamanlarda dik bir duruş sergileyemeyeceksek, kimse kusura bakmasın ama normal zamanlarda demokratlık taslamanın hiçbir geçerliliği yoktur. Bu apaçık bir demokrasi münafıklığıdır. Tarih, zulüm yaşanırken başını kuma gömenleri utançla anacaktır.
Mısır’da 3 Temmuz’da yaşanan askerî müdahale ile Arap Baharı şu anda hangi aşamada bulunuyor. Arap Baharı tamamlandı mı, durakladı mı, yoksa sona mı gelindi?
Arap Baharı sürecinde fitil bir kez yakıldı. Güneşin doğmaya başladıktan sonra geri çekildiği görülmüş müdür? Bu yaşananlar gösteriyor ki; Arap devrimleri günübirlik bir heves değil, halkın uğruna canını vermeye hazır olduğu bir uyanıştır. Böyle bir uyanışa hangi kurşun işler? Önemli olan inancın ve ümidin kaybedilmemesidir. İnanıyorum ki; bu ateşlerin içinden Ortadoğu milletleri küllerinden tekrar doğacaktır. Her gecenin elbet bir gündüzü, her kışın bir baharı olacaktır. Mısır ve Suriye halkları kendi Çanakkale’lerini, kendi Kurtuluş Savaşlarını yaşıyorlar. Ve eminim ki; en güzel destanı yine onlar yazacaktır. Bize düşen bu mücadelede kardeşlerimizin yanında durabilmektir. Türkiye tavrını günlük manşetlere ve gündeme göre belirleyen bir ülke değildir. Türkiye, hakkın ve haklının hemen yanıbaşındaki yerini muhafaza edecektir.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in; Mısır’daki yeni yönetimi maddi ve manevi olarak desteklemesinin sebebi nedir?
25 Ocak devrimleri tahtlı diktatörlere bir şeyi çok açıkça gösterdi. Artık halkın iradesinin merkezde olduğu bir yönetim şekli bütün Ortadoğu’da benimseniyor. Sıranın kendilerine geleceğinden endişe edenler tabiî ki Mısır’daki özgürlük ateşini söndürme yoluna gittiler. Bu durumlarda hesap içinde hesap var. Onların akıllarında 40 tilki gezer de, kırkı da birbirinden habersizdir. Saltanatlarını devam ettirmek uğruna binlerce masumun katledilmesine göz yumanlar, bunun bedelini her iki dünyada da ödeyeceklerdir.
“davasına inanmış halkı
asla yenemezsiniz”
Mısır’da bundan sonra neler olur?
Mısır’da Adeviyye Meydanı’nı dolduran, gece-gündüz nöbet tutan, göğüslerini mermilere siper edenler oldukça, demokrasi ümidi tükenmeyecek. Halkı katledebilirsiniz ama davasına inanmış bir halkı asla yenemezsiniz. Bugün Mısır’da hiç olmadığı kadar Mursi ve demokrasi taraftarı var. Bunun nedeni sadece darbecilerdir. Kendilerine bir kısır döngü oluşturdular. Onlar baskı uyguladıkça demokrasi sevdalılarının sayısı artacak. Onlar, yaptıklarının yanına kâr kalacağını sanabilirler; fakat geçmişte Firavun’ların, Nemrut’ların düştüğü durum bellidir. Zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Adeviyye Meydanı’ndaki acı çığlıklarının, sevinç çığlıklarına dönüştüğü günleri umarım hep birlikte göreceğiz. Bugün Mısır’da Mursi’yi ve demokrasiyi zindana attıklarını zannedenler, aslında o zindana kendilerini hapsetmişlerdir.
Türkiye’deki Gezi Parkı olayları ile Mısır’da darbeye götüren süreçteki Tahrir Meydanı’ndaki gösteriler arasında bir bağlantı olduğunu düşünüyor musunuz?
Gezi olaylarından birkaç ay sonra geri dönüp baktığımızda, Taksim ve II. Tahrir’in senaryolarının aynı kalem tarafından yazıldığını görebiliyoruz. Bu eylemler planlı ve kasıtlı şekilde yapıldı. Bölgeyi istikrarsızlaştırmak, Türkiye’nin yükselen sesini kısmak, bölgenin yükselen yıldızı haline gelen ülkeleri istikrarsızlaştırmak adına kirli planlar devreye sokulmuştur. “Mesele Gezi Parkı değil” diye kendileri itiraf ettiler. Gezi Parkı’ndaki birkaç ağaç için ortalığı ayağa kaldıranlar, sonra “3. Köprü’yü yapmayın, 3. Havalaanı’nı yapmayın, Hızlı Tren Hattı, Kanal İstanbul’u yapmayın” demeye başladılar. Mısır’da da durum bundan farklı değil. Dikkat edin; Mısır’da aylardır devam eden elektrik ve gaz sorunları darbeden hemen sonra birden bitiverdi. Bunlar neyin işareti? Ortada planlanmış, daha önceden yazılmış bir senaryo yok mu? Ama hamdolsun Türkiye’de “Başbakanımızı yedirtmeyiz” diye iradesine sahip çıkan milyonlar bu oyunu bozdu. Mısır’da da demokrasi için kendini feda eden halk bu oyunu bozacaktır. Esma’nın şehadeti ve babasının ona yazdığı mektup, Mısır için yazılacak yeniden diriliş destanının manifestosu olacaktır.
paşa paşa geldiler, özür
dilemek zorunda kaldılar
CNN ve BBC gibi uluslararası basının bir yandan Türkiye Gezi Parkı olaylarını abartması, diğer yandan ise Mısır Adeviyye Meydanı’nı neredeyse görmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Taksim’e savaş muhabirlerini gönderip 8 saat aralıksız canlı yayın yapanlar, Adeviyye’yi görmezden gelerek zaten neyin tarafında olduklarını ilan ettiler. Hatırlarsanız, sadece 8 saat canlı yayın yapmadılar. Kazlıçeşme’de 1.5 milyon vatandaşın Başbakanıyla kucaklaşmasını da bir Hükümet protestosu olarak verdiler. Sonra paşa paşa geldiler, özür dilemek zorunda kaldılar. Dileyecekler. Özür dileteceğiz. Öyle kimseye pabuç bırakmak yok. Demokrasi münafıklığı yapan kim varsa, onlara bunun bedelini ödettirmek bizim boynumuzun borcu. Dilin kemiği yok diye boşuna dememişler. Her yöne dönüyor. Ama bunların kalemlerinin de namusu yok.
yenilen pehlivan güreşe doymaz
Gezi Parkı olayları sona erdi mi, yoksa seçim zamanı yeni olaylar çıkar mı?
Milli İradeye Saygı Mitingleri, Gezi Parkı’nın arkasındaki karanlık odakları sendeleten bir kroşe oldu. Şimdi bu kroşenin etkisiyle daha sert saldırmak isteyeceklerdir. İkinci raunt için mutlaka geleceklerdir. Çünkü yenilen pehlivan güreşe doymaz. Ama ne zaman gelirlerse gelsinler, ne yaparlarsa yapsınlar, enselerinde yine milletin tokadını bulacaklardır. Biz bunlara Hükümet olarak tedbirlerimizi aldık. Silivri’yi hatırlayın. Silivri’yi Bastille’e dönüştüreceklerdi. Silivri üzerinden yeni bir kalkışma yapacaklardı. Ne oldu?..
Barış ve adaleti savunanlar
asla yalnız değildir
Türkiye’nin Suriye ve Mısır’a karşı izlediği politika ile uluslararası alanda yalnız kaldığı şeklindeki yorumlar ne kadar doğru?
Türkiye’nin yalnız kaldığı yönündeki tezler nedense son dönemde çok pompalanmaya başlandı. Türkiye bundan 10 sene öncesinden daha mı yalnız? Birileri Türkiye’nin gelmiş olduğu mesafeyi ve tarihini hafife alıyor. İnsan kendi evinde yalnız olabilir mi? Bugün Saraybosna’dan Kahire’ye, Bakü’den Mogadişu’ya kadar Türkiye’nin etkisini görmek mümkündür. Bütün bunlara rağmen ‘Türkiye yalnızdır’ safsatası palazlandırılmak isteniyorsa, bunun altında iyi niyet arayamayız. Türkiye’nin yalnız adamı oynadığına dair yürütülen senaryolar, kamuoyu oluşturmak için yapılıyor. Kimse merak etmesin, Türkiye mazlumların yanındaki duruşunu hangi şartta olursa olsun bozmayacaktır. Barışı ve adaleti savunanlar asla yalnız değildir. Demokrasiden, milletten yana tavır koyanlar değil, zalimden ve zulümden yana tavır koyanlar yalnızdır.
Suriye diktatörü Beşşar Esad’ın kimyasal silah kullanmasının ardından Amerika’nın öncülüğünde uluslararası güçlerin Suriye’ye müdahale etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye’deki zalim, geçilmemiş hiçbir kırmızı çizgi, tecavüz edilmemiş hiçbir insani sınır bırakmadı. Kendi halkına karşı kimyasal gaz kullanımı, bardağı taşıran son damla oldu. Dünya kamuoyunun vicdan alıcılarını Suriye’den tarafa çevirmeleri için ille de bu eli kanlı diktatörün kimyasal silah mı kullanması gerekiyordu? Binlerce insanın katledilmesi mi gerekiyordu? Bizim anlatmaya kelime bulmadığımız bu vahşete suskun kalanlar adeta tasdik ediyor. Mısır ve Suriye, dünya demokrasisi için adeta bir turnusol oldu. Artık kimin ne renk olduğu iyice ortaya çıktı. Dünyanın geç de olsa Suriye’deki vahametin farkına varması önemlidir ama bu asla yeterli değildir. Vakit kazanmak için veya durumu geçiştirmek adına anlık açıklamalar yapmak ,bu ülkelerin vebalini ortadan kaldırmaz.
Özellikle BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin, ortaya güçlü ve kararlı bir irade koymaları lazım. Kimyasal silah kullanımına sessiz kalanların, bir gün kendilerinin de kimyasal silaha, bu tarz vahşetlere maruz kalabileceklerini hesap ederek hareket etmeleri gerekir. Bir kişinin dahi güvende olmadığı bir dünyada, hiç kimse güvende değildir. Türkiye’nin derdi, sınırında akan kanın ve mazlumların feryatlarının bir an önce dinmesidir. Biz isterdik ki durum bu noktalara gelmeden AB veya BM’den güçlü bir irade çıksın, ama olmadı.
Suriye halkından yana
duruŞuMUZ devam eDecek
Türkiye bu operasyonun neresinde yer alacak? Müdahaleye dahil olacak mı, yoksa lojistik destek sağlamakla mı yetinecek?
Biz Türkiye olarak başından beri uluslararası toplumu göreve çağırma, bu zulme ortak tepkiye davet etme seçeneğini kullandık. Esad zaliminin yapabileceği daha ileri katliamlar konusunda uyarılarımızı yaptık. Keşke Türkiye olarak biz yanlış olsaydık. Bir politikacı olarak hiç bu kadar yanılmış olmak istemezdim. Ama haklıydık ve korktuğumuz oldu. Dünyanın gözü önünde ve kendi iradesiyle Suriye’de bebeklerin de aralarında bulunduğu binden fazla kişi kimyasal gazla zehirlenerek katledildi.
Şimdi kendimize şunu sormamız gerekiyor: Dünyada barış ve demokrasiyi temsil eden ülkeler bu işleri sadece dostlar alışverişte görsün diye mi yapıyor? Yani evrensel insan hakları, barış ve demokrasi gibi mefhumlar, bu ülkelerin kendi seçkinler kulüplerinde sürdürdükleri birer hobi mi? Bugün bile operasyona dâhil olan ülkelerin parlamentolarından aldıkları veya alacakları ret kararları tartışılıyor. Esasen az önce dediğim gibi BM Güvenlik Konseyi bugün bile, geç de olsa ortaya kararlı bir irade koyduğu takdirde, müdahaleye bile gerek kalmadan durum tersine çevrilebilir. Türkiye’nin bu noktada alacağı rol, ilgili komuta kademelerimiz ve Hükümetimiz tarafından belirlenecektir. Türkiye, bu onurlu bağımsızlık ve insanlık mücadelesinde Suriye halkından yana duruşunu devam ettirecektir. Mazlumların umudu, zalimlerin kâbusu olan Türkiye’den, kimse başka bir tavır beklemesin.
Ergenekon davası bir milattır
Türkiye’deki Ergenekon davasının bitmesiyle beraber, İtalya’daki Gladio gibi Türkiye’deki derin devlet diye tabir edilen yapı da sona ermiş midir?
Bu tür antidemokratik ve hukuk dışı yapılanmalar öyle kolay kolay sona ermiyor. Buzdağının görünen yüzü var, görünmeyen yüzü var. Bunlarla çok çetin ve uzun soluklu bir mücadelenin ortaya konması gerek. Ergenekon davası, Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi adına bir milattır. Mahkeme kararlarını açıklamıştır, ancak temyiz süreci devam etmektedir. Yargı süreci tamamen nihayete erdiğinde, hangi karar çıkarsa çıksın, Türkiye’nin bu süreçten alnının akıyla çıkması, demokrasinin daha derinlere kök salmasına vesile olacaktır.
Bu dava bize bir şeyi çok net gösterdi. Artık halkına karşı silah kuşanmaya çalışanlar, bir değil on defa düşünecek. Herkes kendi işine bakacak. Asker askerliğini, siyasetçi siyasetçiliğini, öğretmen öğretmenliğini, şoför şoförlüğünü en iyi şekilde yaptığı zaman; Türkiye de güçlenmeye devam edecek. Devletin derini-sığı yoktur. Bir tane devlet vardır, o devletin özellikleri ve yapısı da Anayasa’da belirlenmiştir. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devletlerinde de paralel yapılanmalara, demokrasi dışı arayışlara yer yoktur. Bu arayışlara tevessül edenler de hukuk çerçevesinde bunun bedelini ödemek durumundadır.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23