• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Serdar Arseven
Serdar Arseven
TÜM YAZILARI

Recep Tayyip Erdoğan’a Hakaretler ve “Bizim”kiler!

22 Ocak 2016
A


Serdar Arseven İletişim: [email protected]

Mustafa Koç öldü.

 “Sesli nasihat Kur’an, sessiz nasihat ölüm!”

Beykoz Devlet Hastanesi’nde kalbi durmuş, Amerikan Hastanesi’ne götürülmüş.

Bütün müdahalelere rağmen kurtarılamamış.

Kabarık cüzdan dünyaya kaldı, hesaplar Ahiret’e.

Geziciler “iyi bilirdik” desin.

Ben bir şey demem.

“Sessiz nasihat ölüm!”

Neyse geçelim, kendi meselemize…

“Çukur herif”lerin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a hakaretlerine “bizim camia”dan verilen karşılıklara baktım.

Biri iyiydi, birkaçı idare eder gibiydi, çoğu topa girmedi.

Bir an düşündüm:

“Sayın Recep Erdoğan Cumhurbaşkanı iken, böylesine güçlü bir pozisyonda iken böyle yapıyorlarsa, oradan indikten sonra kim bilir neler yapılmaz!”

Bu işleri biliriz; 

Kimi “Dindarlar” rejimin zikzaklı yollarında ilerlerken “karakter aşınması”na uğradılar “kuş dili”yle konuşa konuşa “gönül dili”ni unuttular, vasıtalar birer hedef haline geldi.

 “Muhafazakârlık” denilen  “Süleyman Demirel” motifli ithal ideoloji nice “günah”a kılıf oldu.

Muhafazakarlık, “dünyevi çıkarların muhafazası!”

Bu ülkeye böyle bir tuzak kuruldu.

“Kusur”lara “dinî” kaynaklardan, çoğu zaman da “din haline getirilmiş geleneksel kaynaklardan” kılıflar bulundu.

“Konjonktürel” gelişmeler, beklentiler “yargı”mızın hükümlerini belirledi; değer hükümlerimizin yönünü politik ve iktisadi menfaatler tayin etti…

 “Karakter Aşınması” her kapının önüne dayandı, “laiklik” hastalığı “dindarların” evlerini de istila etti.

Paralel yapının “soru- cevap çalarak memur etme” ameliyesinde olduğu gibi…

Paralel yapının “fahişe tutarak ayak kaydırma” ameliyesinde olduğu gibi bütün sınırları parçalayan, bütün kırmızı çizgileri morartan sapkın yorumlar taban buldu!..

Bu kirli yapı ile mücadele etme iddiasındaki kesimlerin öncü takımında da nice arızalı tip çıktı; bir zamanlar “aynı safta” namaz kılan insanlar birbirlerine saldırmak için malzeme bulmakta hiç zorlanmadı! 

Bütün bunlardan çıkan “nasihat” ne olmalı?

Şu değil mi acaba:

“Bizler, inandığımız gibi yaşamazsak yaşadığımız gibi inanmaya başlarız. İnanırız. Ve bu yaşantımıza uydurduğumuz inancımızı da, ruhsatları kanırta kanırta kullanırız!..

Ey Mü’min; inandığın gibi yaşa!

Dik dur, adam ol!..

İnsan ol!”

Müslüman, “hesap gününe” imanından dolayı çok daha cesur, çok daha kararlı olmalı değil mi?

Bir kardeşine yönelen saldırıyı kendisine yönelmiş telâkki etmeli ve saldırıya uğrayan kardeşinin yanında yer almalı değil mi?

Ben, “dindar çevrelerle” yakınlaşmazdan önce…

Namazla buluşmazdan önce, “dindar” çevreleri çok daha cesur, çok daha kararlı zannederdim!

Baktım ki, çok daha ürkek, çok daha endişeliler.

Endişeli laiklerden bile endişeliler!..

Yıllar yıllar önce…

“Darbeci” Talat Aydemir’in “ipe gitme” yolunda söylediklerini okumuştum.

Diyordu ki Mahkeme Heyeti’ne:

“Ben bir fikre, bir ideale inandım. Bunun da sürükleyicisi idim. İnandığım bir dava olduğu için 1956 senesinde baş koydum. Artık o başı verme zamanı gelmiştir! 

Bu şartlar altında yaşamayı fuzuli görüyorum. Ölümden hiçbir zaman korkmadım! Şimdi de korkmuyorum. Hayatta şerefimle yaşadım. Şerefimle mücadele ettim. Yılmadım. Evlatlarıma bırakacağım en güzel miras da eğilmeden, şerefimden kaybetmeden ölmektir. Onun için Mahkeme Heyeti’nden hiçbir talepte bulunmayacağım. Gayet samimi ve açık olarak hissiyatımı bildirdim. Verilecek her türlü ceza beni memnun edecektir!”

Birileri “batıl” davasında böylesine cesurken “Hak” davasına gönül verdiğini iddia eden nice kuldaki bu hal nedendir?

Yakışmıyor.

Her “karşı taraf” tepkisinde “yavşamak” hiç yakışmıyor.

Cumhurbaşkanı’mızın verdiği büyük “kurtuluş” ve “diriliş”   mücadelesinden “kıvrak figürlerle” kaçmaya çalışan “bazı” kardeşlerimize bir “mesaj” atayım dedim.

Ola ki bu yazı onlara ulaşır!.. 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23