Yeni Ceza Yasası, hükümlüleri ve tutukluları salıvermek istemiyor!
Ortalık hep korona haberleriyle çalkalanıyor. Ancak bir de Türkiye’nin gerçek gündemi var. Bu yüzden başka çok önemli bir konudan bahsetmek istiyorum.
2005 yılında yürürlüğe giren yeni Ceza Yasası, Alman ceza mevzuatından ithal edilerek hazırlanmıştır. AK Parti iktidarının erken döneminde hazırlanan bu Ceza Yasası maalesef özlenen ve beklenen muhtevada olamamıştır. AK Parti’nin hemen hemen tüm icraatlarına, kararnamelerine ve yasa çalışmalarına muhalif olan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yeni Ceza Yasasını, takdir ve sevinçle karşılayarak derhal noktasına, virgülüne dokunmadan onaylamasını manidar bulmamız gerekmektedir.
5237 sayılı yeni Ceza Yasasının yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye’de hükümlü/tutuklu sayısı 50.000 civarında iken 2020’de 300.000 sayısına ulaşmıştır. Cezaevlerinde doluluk oranı % 120’yi aşmıştır. Yeni yapılanlarla birlikte 355 cezaevi, akın akın gönderilen tutuklu ve hükümlülere yetmemektedir. Türkiye’deki hükümlü ve tutuklu sayısı, nüfusa oran itibariyle Avrupa ülkelerindeki hükümlü ve tutuklu sayısının 3 katını geçmiştir. Bu iç karartan veriler Türk halkının suça meyilli olduğunu göstermez. Sorun, ithal ceza kanununun uyarlaması ve uygulamasından kaynaklanmaktadır.
Ceza Yasası’nda suçlarda kanunilik ve belirlilik ilkesi muğlaktır. Suçlar karşısında verilen cezalar pek yüksektir. Ceza Usul ve İnfaz kanunu ile ½ olan cezaevinde kalma süresi 2/3 ve 3/4 oranına artırılmıştır. Aynı şekilde zamanaşımı süresi de yükseltilmiştir. Suç ve ceza siyasetinde amaçlanan; ıslah, caydırıcılık, tekrar topluma kazandırma ve sosyalleşme olması gerekirken maalesef bu sağlanamamıştır.
ZİNA / FUHUŞ YAPMAK ve KUMAR OYNAMAK suç olarak ceza mevzuatında yer almamasına karşılık sıradan fiil ve eylemlere ağır cezalar konulmuştur. Birkaç örnek vermek gerekirse;
Ceza kanunlarında suç olarak tanımlanması tartışmalı olan hakaret, 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır (kel, topal, şaşı vb. demek 2 yıla kadar hapis.) Kaldı ki 15 ülkede hakaret suç olarak tanımlanmamakta, sadece özel hukukta tazminat sorumluluğu bulunmaktadır.
Kişinin kendi mülkiyetindeki bağında, BAĞ ÇUBUĞUNU kesmesi halinde 4 yıla kadar hapis cezası! (TCK 152/1-C) verilmektedir.
Yaralama suçlarında tanım çok geniş ve muğlak tutulmuştur. Kişinin sadece acı hissetmesi veya kişinin psikolojisinin bozulmasına sebebiyet verilmesi (ki bunlar sübjektiftir, yani kişinin ifadesine bağlıdır) yaralama suçu olarak tanımlanmıştır. Cezası 3 yıla kadar hapistir!
Silahla tehdide 5 yıla kadar hapis cezası verilirken silahla yaralama 3 yıla kadardır. Diğer anlatımla, silahı göstermeye silahı kullanmaktan daha fazla ceza öngörülmüştür!
Evdesiniz; tartıştınız, eşiniz veya çocuğunuz gece yarısı evi terk etmek istedi, engel oldunuz. Eyvah ki eyvah! KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN bırakmış oldunuz. 7 yıla kadar hapis cezası alırsınız ve üstelik eşe/çocuğa karşı olduğu için bir kat artırılır.
6284 sayılı yasada 6 ay ve tekrarlanan sürgün cezaları (2 gün sokağa çıkma yasağına dayanamayanlar düşünsün.)
Cinsel suçlar kapsamı itibariyle ayrı bir yazı konusu olmasına rağmen, kadının beyanının esas kabul edilmesi, ispat külfetinin şüpheli/sanığa yükletilmesi hukuk piramidinin tersine çevrilmesidir. Evlilik içinde de cinsel suç düzenlenmiştir. Medeni kanunda eşler arasında karşılıklı yükümlülük olduğu yasal olarak düzenlenmesine rağmen, kadın “Kocam rızam dışında birlikte oldu…” şikâyetinde bulunduğu takdirde kocaya 12 YIL hapis cezası verilmektedir. Ceza yasası YATAK ODASINA GİRMİŞTİR.
Sadece cezaları artırarak suçları önlemek mümkün değildir. Suç ve ceza dengesi bozulduğunda karşımıza SUÇ MAKİNESİNE DÖNÜŞEN insan tiplerinin çıkması kaçınılmaz olur. Yalnızca kişinin yargılanıyor olması bile başlı başına maddi ve manevi bir kayıp iken, adil ve doğru yasalarla yargılama yapılmadan verilen ağır/yüksek cezaların telafisi imkânsız sonuçlar doğuracağı aşikârdır. Ülkemizde yargıya olan güven endeksi sürekli düşmektedir. Tutuklu ve mahkûmların duyguları “iftiraya uğradım’’ veya “haksız karar verildi’’ şeklindedir.
Yeni Ceza Yasası ile toplumu, 6284 sayılı yasa ile aileyi, sporda şiddet yasasıyla sporu ve çek yasasıyla ekonomiyi tahrip eden yasaların mimarını bilmek ve tanımak gerekiyor.
Genel ve özel ceza yasalarının mimarı İzzet Özgenç, hükümetimiz tarafından bir nebze dahi olsun yapılmaya çalışılan pansuman tedbirlere, mahkûm ve tutuklulara yönelik infaz kanununda yapılan değişikliklere dahi muhalefet etmektedir. AK Parti döneminde şahsına emanet edilen yasa çalışmalarının akıbetinden sorumlu olmasına rağmen, yeni düzenleme çalışmalarında görev verilmemesini ve devre dışı bırakılmasını içine sindiremediğinden kendi eserinin ortaya çıkardığı vahim sonuçları eleştirmesini hayretle karşılıyoruz.
Ülkemize ve insanımıza yazık oluyor. Yüz yıldır tercüme yasalarla topluma deli gömleği giydirilmeye çalışılıyor. Artık milletimizin, inanç değerlerine ve ahlakına aykırı olmayan yerli ve milli bir ceza yasasına ihtiyacı vardır.