Şifayı veren
Maalesef Konya’da Ekrem Karakaya adındaki değerli hekim kardeşimiz katledildi. Cenazesinde konuşan kardeşi, ‘Kardeşim Ekrem’e menfur bir saldırı sonucu devlet erkânı şehitlik mertebesi verdi. İnşallah kardeşimiz şehittir. Bir şey hatırlatmak istiyorum. Tedavi etmek ve şifa vermek farklı şeyler. Doktor tedavi eder, şifa veren Allah’tır. Ekrem kardeşim saldırganın annesini tedavi etmiş. Anjiyo tehlikeli hastalıklar. Annesi vefat etmiş. Ancak oğlu, annesi vefat ettikten sonra şifayı Ekrem’de aramış ‘senin yüzünden vefat etti, seni öldüreceğim’ demiş.
Biz bunu lanetliyoruz. Ekrem kardeşim her doktor gibi hastasını muayene etmiş, onunla en güzel şekilde ilgilenmiş ve doktorluk şahsiyetini en yükseklere taşımıştır. Ekrem kardeşim 23 yıldır doktorluk yapıyordu. İnanın kendisiyle 1 hafta 10 gün birlikte tatil yapmadık. 7/24 çalışmıştır. Şahidim’ diye konuşmuş.
Şifa Allah’tan
Söyledikleri çok isabetli. Gerçekten hastalığa yakalanmak gibi iyileşmek de birçok faktörün bir araya gelmesine bağlıdır. Falan ilacın veya falan tedavi yönteminin filan hastalığın iyileşmesine sebep olduğu söylenebilse de, şifa bulmak, bugün tıp âleminin sırrını tam olarak çözemediği bir muammadır.
Bazen çok ağır bir hasta mucizevî bir şekilde iyileşmekte, bazen de basit bir nezle umulmadık sonuçlara yol açabilmektedir. 40 yılı bulan hekimlik hayatımda bunun sayısız örneklerine şahit oldum. ‘Ömür boyu sürer’ denilen akıl hastalıklarının düzeldiğine veya basit görülen bir ruhsal bunalım yüzünden üstelik ihtimamla yapılan tedavi girişimlerine rağmen akli dengenin tamamen yitirildiğini gördüm.
Psikiyatri dünyasının saygın dergilerinden birinde yer alan bir araştırma, hastalıklardan iyileşmenin farklı bir boyutunu daha ortaya koydu: Beyin, yaratılışı gereği, dış bir sebebe bağlı kalmaksızın iyileşmede önemli bir rol oynamaktaydı.
Araştırmacılar, depresyon ilacı aldığına inanarak etkisiz bir maddeyle (plasebo) düzelen hastalardan yola çıkarak, şu sonuca varıyorlardı: Hepimizin beyninde kendi kendini iyileştirme yeteneği vardır.
Gerçekten şifa, hiç tahmin etmediğimiz pek çok faktöre bağlı olarak ortaya çıkan esrarengiz bir olaydır. İster ağır isterse sıradan bir hastalığımız olsun, iyileşmenin gizli formülü ilaç prospektüslerinde değildir. Ne doktorlar, ne modern hastane donanımları, ne de sık sık öncekinden daha etkili olduğu iddiasıyla bir yenisi piyasaya sürülen ilaçlar, hastalıktan şifa bulmanın yeterli sebebi olmamaktadır.
İyileşme, en iyi şekilde, yaralanmış veya hasar görmüş bir organın sağlıklı hale gelme süreci (olayı değil) olarak tanımlanabilir. Çoğumuz küçükken mutlaka en azından birkaç kere düşüp dizimizi yaralamışızdır. Ayağa kalkıp biraz ağladıktan ve üzerimizi silkeledikten sonra mucizevi bir şey olmaya başlamıştır. Bu, iyileşme sürecidir. Kendimizi iyileştirmemişizdir, ne kadar sürdüğünü de bilmeyiz. İyileşme süreci, yaşamanın tabiatına yerleşmiştir. Hiçbir cerrah, doktor veya şifacı bir hastayı iyileştiremez. Daha çok tedavi süresinin oluşması için en uygun ortamı sağlar.
Dizimizdeki yara zaman içinde şifa bulur, ama işlem bizim davranışlarımızla bağlantılıdır. Eğer yarayı antiseptikle temizlersek, mikrop kapmasını önleriz. Eğer kemikleri hareket ettirmezsek veya yarayı kaşımazsak yara tekrar açılmaz. O halde, prensip olarak iyileşme, kendi tavrımız ve tutumlarımızla sağlanır.
Ruhsal açıdan iyileşmek, kararlı bir şekilde enerji harcayıp geçmişte neden bazı yaralar alındığını anlamak ve buna uygun koruyucu tedbirler almaktan, moralimizi ve şifa bulacağımıza inanmaktan geçmektedir.
‘Doktor Tedavi Eder, Şifa Veren Allah’tır’
Mehmet Akif’in mısraları doğruyu göstermektedir:
“Hekim ilaçları oğlum, bütün tesellidir
İlaç yiyip iyi olmak, o bir tecellidir”
Hekim Teselli Eder
Burada rahmetli hocam Ayhan Songar bir yazısında şöyle diyordu:
“Hekim nadiren şifaya kavuşturur, sık sık teskin eder, ama daima “teselli eder” diye boşuna söylememişler. Hekimin tedaviden önce gelen vazifesi ve sanatı “tesellî”dir. Yoksa Nidâî’nin dediği gibi,
Deme kim sağalttım (şifa verdim) ben filânı
Eğer edersem gerçektir yalanı
Veren derdi Huda, derman onundur
Ne dilerse eder, ferman onundur.”
Kötü Niyetlileri Kınıyoruz
Ana muhalefet lideri ve bazı kötü niyetli kişi ve örgütler, bir hekimi katledip sonra intihar eden meczup hadisesinden Sağlık Bakanımızı sorumlu tutarak haksız laflar ediyorlar. Bunları kınıyorum. Çünkü Fahrettin Koca sayısız başarısının yanı sıra pandemi belasını başarıyla yönetmiş oldukça gayretli bir bakandır.
Tüm okurlarımızın mübarek Kurban Bayramını tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyoruz.