• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
TÜM YAZILARI

Hayranlık veren hafızamızın işleyişi ve ruh

13 Haziran 2020
A


Sefa Saygılı İletişim: [email protected]

İnsana bahşedilen hafıza (bellek) sistemi mükemmeldir ve hayranlık verir. Hafızamızda depolama ve buradan çekip çıkarma yeteneğimiz şaşırtıcıdır.

Hafızamızla elde ettiğimiz beceriler o kadar fazladır ki listesini yapmak güçtür. Oysa her birimiz adlarını tam hatırlamasak bile binlerce yüzü, yeri, sesi, kokuyu bilir, ayırt ederiz. Daha önce bir filmi (sayısız görüntüsüne rağmen) gördüğümüzü, bir espriyi duyduğumuzu veya bir yazıyı okuduğumuzu hemen söyleyebiliriz.

Her insan genellikle benzer özelliklerin (biraz saçın, iki gözün, iki kaşın, bir burnun, bir ağzın, bir çenenin, bir ten renginin) biraz değişikliklerle yeniden düzenlemesidir. Ancak, insanların yüzü bir telefon numarasından daha iyi hatırlanır. Bir oda, bir resim ve bir sokak da böyledir. Buralarda bir şey değişmişse neyin değiştiğini söylememiz güç olsa bile, değişmeyi hemen fark ederiz. Bunlar pasif hafıza faaliyetine dayanır. Bir de tecrübe ile kazanılanlar (nasıl konuşulacağını, nasıl davranılacağını, nasıl yemek pişirileceğini veya bir işin nasıl yapılacağını bilmek) vardır.

Hafızada depo edilen bir bilgiyi çekip çıkarma daha da şaşırtıcıdır. Eğer hafıza daha çok bir kitaplık gibiyse ihtiyaç duyulan bir bilgiyi hemen bulup ortaya çıkarmada beyin bu kadar olağanüstü yetenekte nasıl olabilir? 

Hafıza deposundan devamlı olarak uygun kelimeleri çekip çıkararak yapılan konuşmanın kendisi de şaşırtıcıdır. Cümleler, yazıldığından çok daha hızlı olarak söylenebilir. Hızlı bir konuşmacı saniyede üç kelime kullanırken bütün bunlar dilbilgisine uygun ve anlam dolu bir şekilde ağızdan dökülürler. Gerçekte aynı anda başka bir konuşmacının sözleri de bu konuşmacının kulağına gelir; o da uygun cevap verebilmek için düşünmek, yeni cümleler hazırlamak ve yeniden konuşmak üzere bu seslerin yorumunu yapmak zorunda kalıyor olabilir. Hafızadan bilgileri çekip çıkarma bir kitaplık görevlisinin o kaynaktan bu kaynağa koşuşturup durması şeklinde değil, sakin bir şekilde çalışarak; randımanlı, etkili ve şaşırtıcı bir hızla gerçekleştirilir. Bu faaliyet bir yerde tökezler ve bir kelime yerine başka bir kelime söyler veya belli bir adı hatırlamakta başarısızlığa düşersek hemen kendimizde kabahat bulup mahcup oluruz. Oysa kendi beyin gücümüze devamlı şaşkınlık duymamız gerekir. Hepsini 1400 gramlık beynimizle gerçekleştirmek üzere, (hemen hemen) hiç hata yapmadan konuşur, hatırlar, tarif eder ve hafızamızdaki bilgileri çekip ortaya çıkarırız. 

Hafızanın hayranlık uyandıran bir başka özelliği de kalbur gibi delikli olmasıdır. Beyin bilgiyi tutmalı ama gitmesine de izin vermelidir. Çünkü unutmak da bir nimettir. Kalburun üstünde kalanları hatırlamak, gerekmeyenleri ise hafızadan göndermek önemli bir yetenektir. Gerçekten de bize ulaşan bütün duyusal mesajların yüzde 99’dan fazlası, önemsiz bulunarak bir yana atılmaktadır.

Beynin hayranlık verici bir özelliği de bizim hissedemediğimiz ve hiç kullanmayacağımız bilgileri de kendisi için depo etmesidir. Bir insan her gün inip çıktığı evinin merdivenlerinin sayısını bilmeyebilir, ancak beynimizde bu sayı ve merdivenlerin gözle görülür en ince ayrıntıları kaydedilmiştir. Kişi ne zaman kendisini yeni bir iş için hazırlayacak olsa, beyin, insanın haberi olmadan birçok alt sistemi çalıştırarak kullanıma hazır hale getirir.

Beynimiz 25 milyon cilt kitaba eşit bilgiyi içinde barındırabilmektedir. Bu yaklaşık 2.5 trilyon kelimeye eşittir. Beynin böyle muazzam bir bilgiyi kapsayan bir hafızası vardır. Gördüğümüz simalar, telefon numaraları, konuştuğumuz lisan, evimiz, adresimiz, arkadaşımız, yaşadığımız yılların neredeyse tamamına ait hatıralarımız, akrabalarımız, okuduğumuz kitaplar, okullarda öğrendiğimiz bilgiler, o gün gazete ve televizyonda gördüklerimiz, telefon sesinden bile ayırt edebildiğimiz yüzlerce insan ve burada genelleme yaparak dahi bitiremeyeceğimiz kadar çok bilgi, beynimizde depolanmıştır. Ve biz istediğimiz an bilgilerden istediğimize ulaşabilmekteyiz. 

Peki, sinir hücreleri bunu nasıl yapmaktadır? Yağ, lipit ve karbonhidrattan oluşan bu yapıların bilgileri depo edip saklamaları, istenilen bilgiyi anlayıp, trilyonlarca kelime arasından arayıp derhal bulmaları ve ilgili yere iletmeleri nasıl mümkün olabilir?

Yağ ve proteinlerin oluşturduğu, cansız ve şuursuz atomların birleşimi ile meydana gelen sinir hücrelerinin akıl, bilgi ve şuur sahibi olmaları, hatırlamaları, hatırlatmaları imkânsızdır. Bu yetenekler, sinir hücrelerinin ve beynin ötesinde bir varlığa ait olmalıdır. Hatırlayan, bilgi sahibi olan, unutan, sevinen, üzülen, heyecanlanan, ezberleyen, akılda tutan, zevk sahibi olan, gören, dokunan, hisseden, duyan, meyvenin tadını ve en azından son merhalede bütün bunları anlamlı kılan varlık; Allah’ın insana üflediği ruh’tur.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

H.Y.E

"Ateistler akıl hastasidir."diyor Prof.Huseyin Hatemi.Ne kadar doğru.Sadece beynin sırlarını anlasa ve düşünse Allah'i inkar edemez.Ama kendine bilim adamı,aydın diyip ateist olan bir sürü yarattık dolaşıyor aramızda.

harika bir yazı

elinize yureğinize sağlık hocam,islam adına surekli insanları ayrıştırıp, duşmanlık uretip, cahilce yaşamlarını din gibi göstererek insanları dinden, islamdan soğuttular.sizin gibi akla uygun, bilimsel yazarlar ancak deizme ateizme savrulun memlketin zavallı genclerine allhı anlatabilir. ötekilerin yaptıkları sadece siyaset sadece duşmanlık. ali karahasanı okuyup da islama sempati duyan, allahı sevmeye başlayan tek bir insan var mıdır. aksine insanları islamdan nefret etirir duruma getirdiler
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23