Sayın Erdoğan ile Abdülhamid Han Hazretlerinin benzerliği

10 Ekim 2017 Salı

“Osmanlı Devleti en kritik süreçlerde otuz yılını nasıl sesiz sedasız bir devrimle sürdürdü?” Gelin bir analiz yapalım. Abdülhamid Han için çok ağır ithamlarda bulunulan dönemde Avrupa çizgisinde soytarılık sevdalıları gün geçtikçe artmaktaydı ve Avrupa’da hızla Abdülhamid Han karşıtı düşmanca bir cephe oluşmaya başlamıştı. Neredeyse her gün Avrupa’nın gündeminde olan, lâkabı Kızıl Sultan’a çıkartılmak istenen Abdülhamid Han, Avrupa’nın kâbusu olmuştu. Sebebi ise Osmanlı’nın tam da çöküşü sırasında Abdülhamid diye bir padişahın Osmanlı’yı toparlamaya çalışmasıydı. İşte konu tam da burada başlıyor. Abdülhamid Han, Osmanlı gibi dev bir medeniyetin varisi olarak aslında sorumluluğun ne olduğunu ve kendisini nasıl bir bedelin beklediğini iyi bilmekteydi. Batının dışladığı ve ipini çekmek için gün saydığı Abdülhamid Han, bütün Avrupalıların hevesini kursağında bırakarak, umutlarını geciktirerek; bilimde, eğitimde, kültürde, sanatta, mimaride, askeriyede, devlet teşkilat sisteminde ve dönemin teknolojik bütün alanlarında ilerlemeler kayda geçiren bir Osmanlı hanedan evladıdır.

Abdülhamid Han hazretleri dönemin misyon ve devlet adamları tarafından taktir edilen ve gıptayla bakılan bir devlet adamı olarak anılmaya başladığı zaman kahpeler sürüsünün de içeride boş durmadıkları görülmektedir. Bugün halen o kahpe sürülerinin varlıklarını sürdürdüklerini unutmayalım, sizler benden daha iyi bilirsiniz. Abdülhamid Han’ın etrafı ihanetçiler tarafından kuşatılmış, her gün topraklar üzerine pazarlıklar yapılmaktaydı. Akl-ı selim bazı Avrupalı misyonerlerin bile içimizdeki bu soytarıların hain olduklarını ifade ettikleri bilinmektedir.

Zamanın Alman Başbakanı Bismarck; “Sultan Abdülhamid, Avrupa’da bir hasta olarak ele alınmaktadır. Fakat bana göre o, Haliç kıyılarında bulunanların hepsinden daha yüksek iradeye sahip bir diplomattır. Ona karşı âdilâne hakkının verilmediği kanaatindeyim” demiştir.

İttihat ve Terakki’nin lideri Enver Paşa, memleketi terk ederken Talat Paşa’ya şu büyük itirafta bulunmuştu: “Sultan Abdülhamid’e ihanet etmekle hayatımızın en büyük hatasını işledik. Kendisini çok yanlış anlamışız.”

Yunan Kraliyet ailesinden Michel de Grèce: “Genç yaşta tahta çıktığı zaman öylesine mücadele eder, öylesine saldırılara göğüs gerer ve öylesine vuruşur ki sonunda Avrupa devletleri tahtta Sultan Abdülhamid bulunduğu müddetçe Osmanlı Devleti’ni yok edemeyeceklerini anlarlar. Bu yüzden Sultan Abdülhamid’i devirmek için içerden ve dışarıdan bütün ihanetçilerle ellerinden geleni yaptılar ve tahttan indirdiler. Sultan Abdülhamid düşürülür düşürülmez İngiltere, petrol kuyularını ele geçirdi” diye ifade etmiştir.

Abdülhamid döneminde Osmanlı Bahriyesi’nde 40 yıl hizmet etmiş olan Woods Paşa, Sultan hakkında şu sözleri sarf etmiştir. “Bana göre Sultan Abdülhamid, gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları arasında en müstesna mevkii işgal edenlerden biridir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri gelen en başarılı hükümdarlardandır. Çok sakin ve gösterişten uzak bir halde yaşardı. Bir meseleye çözüm ararken, mütehassıslarını dinler, ancak onların fikirlerine esir olmazdı. Şehzade iken de akıllı, nazikti ve İstanbul’a gelen seçkin Avrupalılar kendisini ziyaret etmek isterlerdi.” 

Şimdi ise meselenin günümüz ile benzerlik gösteren aşamasını incelemeye alalım. Avrupa veyahut küresel güçler, misyonerler, ne oldu da Sayın Erdoğan’a düşman kesildiler. Sayın Erdoğan 1994 yılında belediye başkanı olduğu dönemde kısa bir zaman diliminde başarılı projelere imza atmıştı ve göz doldurmaktaydı. Daha da önemlisi siyasi parti, hükümet ve kabineyi dahi geride bırakarak her gün kendisinden söz ettiriyor ve ilgi odağında kalabiliyordu. Ulusal ve yerel basın her gün Sayın Erdoğan’ın başarısından bahsederken birileri çok rahatsız olmaya başlamıştı. Dönemin hükümet yetkilileri bir yerlerden talimat alarak Sayın Erdoğan’ın önünü kesmek için düğmeye basmıştı. Hatta o derece ileri hukuk tanımazlık yaptılar ki; kılık kıyafet denetiminden, aile yaşam tarzına kadar gündelik hal ve hareketlerini bile kontrol etmeye başladılar. Buna rağmen hiçbir suç bulunamazken uydurma bir gerekçe ile yasal olan Ziya Gökalp’ın şiirini okuması üzerine ertesi gün suçlu bulunmuş, bölücü ilan edilmiş ve fişlenmişti. Ancak fişlemeyi yapanlar dâhil bunun aptalca bir karar olduğunu herkes bilmekteydi. Öyle ya maksat hâsıl olmuş yalnızca bahane aranıyordu ve öyle de oldu. Hızlıca bir mahkeme kuruldu, onlarca yıl bekleyen dosyalar geriye atıldı, birilerinin talimatı gereği hızlı bir karar ile Erdoğan mahkûm edildi. O karara imza atanlar, hayatları boyunca nasıl bir hukuk garabetine imza attıklarını bilmeden zafer sarhoşluğu içine girdiler. Cezaevi sonrası hızlı girişimler yapan Sayın Erdoğan hemen istişarelerde bulunup 14 Ağustos 2001’de partisini kurmuş, kısa bir sürede Türkiye çapında ilgi odağı olmuş ve bu milletin umudu olmuştur. İlk seçimde iktidara gelmesine rağmen yine birileri gelişime dair hamlelerine engel oluşturmuştur. Her defasında karşılaştığı engellerde de elbette bir hayır vardı ve öyle de oldu. 

Bugün Ak Parti’nin bütün iktidar yönetim sisteminin milli ve yerli olduğu aşikâr. Son gelişmelere bağlı olarak Ak Parti’nin başına yeniden gelen Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın lider olarak birilerinin kurduğu oyunu bozması ve Osmanlının son döneminde yapılan bütün hataları iyi analiz ederek zamanında Abdülhamid Han’a oynanan oyunun aynısının kendisine oynandığını iyi görmesi Batı’nın oyunlarının önüne set çekiyor. Sayın Erdoğan’a yapılan bunca ihanet Abdulhamid Han’a da yapıldı; Abdülhamid Han’a yapılan onca suikast Sayın Erdoğan’a da yapıldı; Osmanlı’da yapılan onca darbe Türkiye’de de yapıldı. Onun içindir ki devran değişse de düşman hep aynı ve değişmedi. Bu vatanın evlatları İngiliz ve Avrupalı düşmanlarını da dostlarını da çok iyi bilir. Bizler içimizdeki hain uzantıları biliyoruz.

Ülkemin aziz milletine selam olsun, dua ile kalın.

 

  • HalimHalim1 ay önce
    Bu Amerika köpeğindenn korkma sen ayağa gerçekten kalkarsan o kaçacak delik arayacaktır mutlaka çünkü sen Türk'sünnet ve Müslümanın.  Onurusun