Sonunda cihad, Milli Eğitimimizin müfredatına da girdi
Bazı gazeteciler, özellikle Fatih Altaylı gibi her konuda söz söyleyebileceğini düşünen, aslında kendi sahası olmayan, hatta hiçbir dini bilgisi olmayan birinin ‘Eksiğimiz bilim mi cihad mı?’ gibi başlık atarak bir köşe yazısı yazmış. Güya kendine göre cihadı, savaş, adam katletme, kol kesme, kafa koparma gibi anladığı için, hiçbir kaynağa göz atma ihtiyacı hissetmeden, herhangi bir kitaba müracaat etmeden, cihad ile ilgili en ufak bir şey okumadan bir eleştiri de bulunmuş.
‘Sonunda cihad Milli Eğitimimizin müfredatına da girdi’ diyor.
Geçen günlerde de, bütün okullarda, namaz kılma ve abdest alma yerlerinin açılmasına karşı değişik tepkiler yükselmişti.
Fatih Altaylı “İslam ülkelerinin cihadçı eksiği mi var? Yoksa bilim insanı eksiğimi var?” diye bir eleştiri getiriyor. “İslam dünyası, lanetlediği Batı medeniyeti karşısında, yeterince cihadçı olmadığı için mi geri durum da, yoksa yeterince bilim üretmediği için mi” diye soruyor.
Ben de cevaben diyorum ki;
Evet yeteri kadar cihadçı olmadığı için geri kaldı İslam. Cihad İslam literatüründe, ilim ve bilim, irşad ve tebliğ, nefis muhasebesi, esenlik ve barış demektir.
Fatih Altaylı cihadı ayrı, bilimi ayrı olarak düşündüğü için veya ikisini karşılıklı zıt kutuplar olarak ele aldığı için, müfredata cihadın girmesini doğru anlayamamış. Bir türlü aklına sığdıramamış.
Cihad; insani değerlerin ortak paydasında, herkesin eşit hukuk değerleri karşısında, barış ve esenlik içerisinde yaşaması için, Allah tarafından emredilmiş, ayetler ve Peygamberimizin hadisleri ile açıkça anlatılmıştır.
Cihad, Allah (c.c)’a iyi bir kul olmak, O’nun rızasını kazanmak için İslam esaslarını öğrenme-öğretme, bireysel ve toplumsal alanda yaşanmasına çalışma, İslam’ı tebliğ, bu hususlarda içte ve dışta karşılaşacağı engelleri aşma konusunda, bulunması gereken şuurlu ve sürekli gayret ve aksiyon halini ifade eder.
“Bizim rızamıza ulaşmak için, yolumuzda cihad edenleri, elbette bize ulaştıracak yollarımızı göstereceğiz.” Allah’ın rızasına ulaşmak, uğrunda hakkı ile cihad edinme halindeki ayetler, cihadın bu kapsamlı anlamını içermektedir.
Müslümanların bütün hayat ve faaliyetlerini, Allah rızasını kazanmaya yönelik olması gerektiği ve bu anlamdaki bütün gayretler, cihad kavramı içinde zikredildiğinden, Allah’ın rızasına ulaşmak için başvurulan pek çok iş olduğu gibi savaş da cihad olarak bunlardan sayılır.
Esasen istiklal, sömürü ve tecavüze karşı yapılan savaşları, tanımayan İslam dini, savaşa ancak Müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslam’a ve İslam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulabileceğini hükme bağlamış ve meşru görmüştür.
İşte bu savaşı diğerlerinden ayırmak için, ona cihad adını verilmiştir. Bunun yanında Kur’an-ı Kerim’in, Müslümanların sadece en güzel şekilde tebliğ yapmakla mükellef olduklarını, başkalarına dini zorla kabul ettirmek için baskı yapamayacağını ve baskı altında gerçekleşecek imanın geçersiz olduğunu açıkça belirten hükümlerini göz ardı ederek cihad, gayrimüslimleri zorla Müslüman yapmanın bir vasıtası olarak takdim edilemez.
“Ey insanlar; düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah’tan afiyet, esenlik ve barış dileyin, fakat düşmanla karşılaşınca sabredin ve bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır” diyen rahmet peygamberini, dünyaya savaş ilan etmiş gibi göstermek, ilmi gerçeklerin yanında, ahlaki ölçülerle de bağdaşmaz.
Batılı araştırmacıların, cihadın anlam ve mahiyeti ile ilgili olarak, gerçeği yansıtmayan görüşleri yanında, cihadı; (mukaddes savaş şeklinde) tercüme etmeleri de doğru değildir.
Cihad kelimesi, kesinlikle her zaman savaş anlamını ifade etmez.
Yine başka bir hadisi şerifte, Peygamber Efendimizin zorlu bir seferden dönerken, söylediği şu söz çok manidardır: “Şimdi küçük cihaddan, büyük cihada gidiyoruz” demesi, Sahabe-i Kiram arasında merakla karşılanmıştı. İşte o büyük cihad kendimizle ve nefsimizle ve bir birimizle olan cihaddır açıklamasını getirmişti.
Cuma günü saat 20:45’te Akit TV’de Perde Arkası programında görüşmek dileğiyle.