Müslümanları kaybetmeyi önemsemeyenlerin istikballeri olmaz/2
Müslümanlar dünyanın neresinde bulunurlarsa bulunsunlar, birbirlerini önemsemekle var olurlar ve varlıklarını devam ettirirler. Müslümanlar olarak birbirimizi önemsemediğimiz, itibardan düşürdüğümüz an, dinimizin düşmanlarının sefer kazandıkları andır. Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber (sav)’den fakir Müslümanları önemsememesini istiyorlardı.
“Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.” (En’am Sûresi/55)
Din kardeşlerinin zalimi olan Müslümanlar, gâvurların zulmü altında inleyen mahkûmlar olurlar. Beşerî ilişkileri iman ile aynîleştiren, aynı imanı taşıyanları eşit haklara sahip kılan ve “mü’minler kardeştir” temel ilkesini ilân eden İslâm, bu tespit ve ilânı ile inananları arasında tam bir ahlaki ve hukukî yaklaşım ve denklik sağlamıştır. Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: «Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr 32; Ebû Davud, Edeb 35; Tirmizî, Birr 18) Aslında, hamuru topraktan yoğrulmuş insanoğlunun, kendisiyle aynı durumdaki bir başka insanı hor ve hakir görmesi, küçümsemesi, kendi küçüklüğü ve yanılgısıdır.
Asrımızda Müslümanın değersizleştirilmesi, itibardan düşürülmesi iki zümre tarafından yapılmaktadır.
1. Müslüman olmayanların Müslümanı hor görmesi,
2. Müslümanın Müslümanı hor görmesi.
Küfrün imana, kâfirin Müslümana hoş bakmayacağı, onu elinden geldiğince horlayacağı açıktır. Tarih buna şahittir. Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ibret alınması ve inananları teselli için bu gerçeğin misallerini vermektedir.
Hemen bütün peygamberlere ilk inananlar, toplumların üst düzey yöneticilerince horlanmışlar, hatta bu zümre tarafından inançsızlıklarına sebep olarak gösterilmişlerdir. Müşterek vasıfları azgınlık ve sapıklık olan ve Kur’âni ifadesiyle kendilerine mele adı verilen bu yöneticiler, küçük gördükleri inananlarla aynı imanı paylaşamayacaklarını, onların kovulması halinde belki inanabileceklerini söylemişlerdir. İlk örnek Hz. Nuh ve kavmidir. Nuh aleyhisselam milletini Allah›a inanmaya ve kulluğa çağırdığı zaman, kavminin ileri gelenleri, «Bizim ayak takımının sana uyduklarını görüyoruz. Sizin bize üstün bir tarafınız da yok...» diyerek inananları açıkça küçümsemişlerdi. Hz. Nuh, bu seviyesiz horlamaları, bütün zamanlara örnek olacak tarzda şöyle cevapladı:
“Hor gördüğünüz mü’minlere Allah hayr/iyilik vermeyecektir diyemem. Kalplerindekini Allah bilir. Böyle bir şey söyleyecek olursam, o zaman zalimlerden olurum.” (Hûd Sûresi, 31)
“İman edenleri (çevremden) kovamam... Ben onları kovacak olursam, Allah’ın intikamına karşı bana kim yardım edebilir?” (Hûd Sûresi, 30)
Müslümanı imanından dolayı küçük görecek, horlayacak olanlara ne güzel cevaptı Hz. Nuh’un sözü: “Hor gördüklerinize Allah hayır/iyilik vermeyecektir diyemem!” Hemen her peygambere ilk anda inanan orta tabakadan insanlar, hep küçümsenmiş, horlanmışlar ve hatta peygamberlere, kendilerine bu tür insanların inanmış olması büyük bir ayıpmış gibi gösterilme yoluna bile gidilmiştir. Ama daima sonuçta, en büyük utanç ve azab, kendilerini, mevki ve makamlarını bir şey sanan imansızların nasibi olmuştur.
İslâm dünyasının, sırf birbirlerine güvenememeleri, kardeşçe yaklaşamamaları yüzünden, ellerindeki bütün imkânlara rağmen, emperyalist güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulamadıkları gözle görülen acı bir gerçektir. Müslümanın Müslümana karşı olan mesuliyeti iki cihanda da devam ediyor. Hâlbuki Müslüman, sadece yaşayan Müslümanlarla değil, daha önce ahirete intikal etmiş Müslümanlarla da iyi geçinmek, onlara da faydalı olmak mükellefiyetindedir. Olgun mü’minleri tanıtan bir ayet durumu şöyle açıklamaktadır:
“Onlardan sonra gelenler; ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde mü’minlere karşı kin bırakma... Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin’, derler.” (el-Haşr Sûresi, 10)
Müslümanları bütün dert ve dâvalarıyla benimsemek, üzüntü ve sevinçlerine kardeşçe ortak olmak, onları en sıcak ve samimi ilgiye layık görmek, asla ama asla onları küçümsememek her birimizin iman borcu ve sorumluluğudur. Unutmayalım ki, en kutlu görevimiz, “Kalplerimizde mü’minlere karşı kin bırakma!” duasını tekrar ederek inançla, sevgiyle kardeşçe kucaklamak ve kesin olarak “safları sıkı tutmak” tır. Müslüman olarak Müslümanlar aleyhinde dilini konuşmaktan, kalbini kötü düşünmekten ve kıskançlık duygusundan alıkoyamıyorsan, sen dinin ve dindarların düşmanlarının işlerini kolaylaştırıyorsun demektir.
Müslüman olarak hayatta münkiri, müşriki Müslümana tercih etmişsen, dine ve dindara karşı kini olan kindarı dindarın önüne ve yerine geçirmeye çalışıyorsan senin ne istikbalin olacak bey ahmak? Bilecek ve inanacaksın ki; Müslümanların en günahkârı, kâfirlerin en iyisinden bize daha yakındır!