• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Müslümanları kaybetmeyi önemsemeyenlerin istikballeri olmaz/2

24 Mayıs 2023
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

 

Müslümanlar dünyanın neresinde bulunurlarsa bulunsunlar, birbirlerini önemsemekle var olurlar ve varlıklarını devam ettirirler. Müslümanlar olarak birbirimizi önemsemediğimiz, itibardan düşürdüğümüz an, dinimizin düşmanlarının sefer kazandıkları andır. Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber (sav)’den fakir Müslümanları önemsememesini istiyorlardı.

“Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.” (En’am Sûresi/55)

Din kardeşlerinin zalimi olan Müslümanlar, gâvurların zulmü altında inleyen mahkûmlar olurlar. Beşerî ilişkileri iman ile aynîleştiren, aynı imanı taşıyanları eşit haklara sahip kılan ve “mü’minler kardeştir” temel ilkesini ilân eden İslâm, bu tespit ve ilânı ile inananları arasında tam bir ahlaki ve hukukî yaklaşım ve denklik sağlamıştır. Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: «Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr 32; Ebû Davud, Edeb 35; Tirmizî, Birr 18) Aslında, hamuru topraktan yoğrulmuş insanoğlunun, kendisiyle aynı durumdaki bir başka insanı hor ve hakir görmesi, küçümsemesi, kendi küçüklüğü ve yanılgısıdır. 

Asrımızda Müslümanın değersizleştirilmesi, itibardan düşürülmesi iki zümre tarafından yapılmaktadır.

1. Müslüman olmayanların Müslümanı hor görmesi,

2. Müslümanın Müslümanı hor görmesi.

Küfrün imana, kâfirin Müslümana hoş bakmayacağı, onu elinden geldiğince horlayacağı açıktır. Tarih buna şahittir. Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ibret alınması ve inananları teselli için bu gerçeğin misallerini vermektedir.

Hemen bütün peygamberlere ilk inananlar, toplumların üst düzey yöneticilerince horlanmışlar, hatta bu zümre tarafından inançsızlıklarına sebep olarak gösterilmişlerdir. Müşterek vasıfları azgınlık ve sapıklık olan ve Kur’âni ifadesiyle kendilerine mele adı verilen bu yöneticiler, küçük gördükleri inananlarla aynı imanı paylaşamayacaklarını, onların kovulması halinde belki inanabileceklerini söylemişlerdir. İlk örnek Hz. Nuh ve kavmidir. Nuh aleyhisselam milletini Allah›a inanmaya ve kulluğa çağırdığı zaman, kavminin ileri gelenleri, «Bizim ayak takımının sana uyduklarını görüyoruz. Sizin bize üstün bir tarafınız da yok...» diyerek inananları açıkça küçümsemişlerdi. Hz. Nuh, bu seviyesiz horlamaları, bütün zamanlara örnek olacak tarzda şöyle cevapladı:

“Hor gördüğünüz mü’minlere Allah hayr/iyilik vermeyecektir diyemem. Kalplerindekini Allah bilir. Böyle bir şey söyleyecek olursam, o zaman zalimlerden olurum.” (Hûd Sûresi, 31)

“İman edenleri (çevremden) kovamam... Ben onları kovacak olursam, Allah’ın intikamına karşı bana kim yardım edebilir?” (Hûd Sûresi, 30)

Müslümanı imanından dolayı küçük görecek, horlayacak olanlara ne güzel cevaptı Hz. Nuh’un sözü: “Hor gördüklerinize Allah hayır/iyilik vermeyecektir diyemem!” Hemen her peygambere ilk anda inanan orta tabakadan insanlar, hep küçümsenmiş, horlanmışlar ve hatta peygamberlere, kendilerine bu tür insanların inanmış olması büyük bir ayıpmış gibi gösterilme yoluna bile gidilmiştir. Ama daima sonuçta, en büyük utanç ve azab, kendilerini, mevki ve makamlarını bir şey sanan imansızların nasibi olmuştur.

İslâm dünyasının, sırf birbirlerine güvenememeleri, kardeşçe yaklaşamamaları yüzünden, ellerindeki bütün imkânlara rağmen, emperyalist güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulamadıkları gözle görülen acı bir gerçektir. Müslümanın Müslümana karşı olan mesuliyeti iki cihanda da devam ediyor. Hâlbuki Müslüman, sadece yaşayan Müslümanlarla değil, daha önce ahirete intikal etmiş Müslümanlarla da iyi geçinmek, onlara da faydalı olmak mükellefiyetindedir. Olgun mü’minleri tanıtan bir ayet durumu şöyle açıklamaktadır:

“Onlardan sonra gelenler; ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde mü’minlere karşı kin bırakma... Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin’, derler.” (el-Haşr Sûresi, 10)

Müslümanları bütün dert ve dâvalarıyla benimsemek, üzüntü ve sevinçlerine kardeşçe ortak olmak, onları en sıcak ve samimi ilgiye layık görmek, asla ama asla onları küçümsememek her birimizin iman borcu ve sorumluluğudur. Unutmayalım ki, en kutlu görevimiz, “Kalplerimizde mü’minlere karşı kin bırakma!” duasını tekrar ederek inançla, sevgiyle kardeşçe kucaklamak ve kesin olarak “safları sıkı tutmak” tır. Müslüman olarak Müslümanlar aleyhinde dilini konuşmaktan, kalbini kötü düşünmekten ve kıskançlık duygusundan alıkoyamıyorsan, sen dinin ve dindarların düşmanlarının işlerini kolaylaştırıyorsun demektir. 

Müslüman olarak hayatta münkiri, müşriki Müslümana tercih etmişsen, dine ve dindara karşı kini olan kindarı dindarın önüne ve yerine geçirmeye çalışıyorsan senin ne istikbalin olacak bey ahmak? Bilecek ve inanacaksın ki; Müslümanların en günahkârı, kâfirlerin en iyisinden bize daha yakındır!

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Uğur

Müminlerin yerine kafirleri yakın kimse edinenler, mesela Zilletçi muhafazakârlar gibiler aslında münafıklar ve kalplerinde bir maraz olanlardır. İzleyici tabakadan olan bir kısmı biraz mümin ve Müslüman sayılabilir, ama onların bile imanı sallantıdadır. Hatta sözde tarafsız kalanların bile cidden zeka özürlü filan olmayanları öyledir. Onları asla gerçek mümin Müslüman saymıyorum, o yüzden ben bu yazıyı da bizim tarafa yönelik bir iç eleştiri olarak anladım, ama belki de pek doğru anlamadım, belki de yazar Zilletçi muhafazakarları da normal mümin sayarak onları Zilletçilikten vazgeçirmeye çalışıyordu.

Uğur

Mustafa bey, şimdiki "görünen" yetkililerimizin içinde Müslüman olanlara olan bu uyarınız çok haklıdır, birkaç hafta öncesine kadar ben de farklı şekilde kendimce benzer çağrılar yapıyordum. Ama son haftalarda ve hatta ancak son günlerde artık ayan beyan anladım ki bu saatten sonra bizi dinleyecek değiller ve buna imkanları da yok. Biz müminlerden olan Reis'in ve hatta Erbakanların ve diğerlerinin amacı baştan beri ülkeyi zaten müminlerle değil, bütün diğer partiler gibi eski zengin kafir ve münafık ileri gelenlerle ("mele'" ile) yönetmekti, kafir ve münafık zenginleri ("mütrefûn"u) kullanarak müminlerin durumunu iyileştirmek ve ülkeyi ilerletmekti, çünkü ülkeyi müminlerle yönetmelerine ülke içinde ve dışındaki gerçek egemen yetkililer tarafından, yani uluslararası azgın kapitalistler tarafından izin verilmeyegeldi. (Reis ve diğerleri o iyi amaçlarına epey ulaştılar, ama aynı esnada kafir ve münafık zenginlerin de eli armut toplamadı, onlar da bizden kadınlarımızı aldılar ve bizi ailesiz bıraktılar, öyle ki artık kadınlar bizim evlerimizde bizim ailemiz değil, onların işyerlerinde onların alımlı ve şuh ailesi.) İşte böylece, Reis'in partisi de diğer "Müslüman" partiler de KİLİT mevkiler bakımından hiçbir zaman mümin yetkililerden oluşmadı ve onların böyle bir İDDİASI da olmadı. Zaten partilerin ve bilhassa Reis'inkinin yönetimi artık büyük ölçüde modern, hoş, aklı havada kadınlardan oluşuyor ve dolayısıyla aslında bu partilerin kendilerine ait bir yönetim kadrosu filan zaten yok. Var olmayan ve olmamış ve asla var olmayacak sözde-kadrolara ne anlatıyoruz? Söz konusu sözde-yetkili kadınlara da pazu gösterebilseniz eriyiverirler, etkilenip korkarak itaat ediverirler, çünkü onlar sonuçta kadındırlar. Zaten modern liboş demokrasilerin hepsinde bütün partiler içi boş paravandır, aslında kafir zenginler emredici egemendir ve gerçek mânâda ancak onlar yetkilidir. İnşallah pazar günü bizden olan Reis'i ülkenin dümenine "SERDÜMEN" olarak yine seçelim ve geminin dümen mevkiine küffarın adayının seçilmesi felaketine karşı Allah'a sığınalım. Fakat şunu bilelim ki her ne kadar ki sevgimizden dolayı biz ona "Reis" diye iltifat etsek de o ülke için sadece bir serdümendir, ülkenin gerçek reisi/kaptanı ise laik banka ve ticaret liderliğidir ve biz dehşet saçıcı bir devrim yaparak modern liboş demokrasiyi imha etmedikçe de öyle kalacaktır. O hâlde, 29 Mayıs 2023'ten itibaren, artık, hiçbir var olmamış bir mümin Müslüman kadroyu uyarmak ve Türkiye gemisinin yorgun mümin serdümeninden ciddi ciddi kaptanlık/reislik beklemek yerine müminler olarak sil baştan kendi siyasi hareketimizi ve kadromuzu inşa etmeliyiz. Artık dünya sevgisi ve ölüm nefretini bırakarak elimizi taşın altına koymalıyız.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23