• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Evrensel dinin (İslâm’ın) ölümsüz değerlerini insanlığa sunmalıyız!

21 Haziran 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Evrensel dinin (İslâm’ın) ölümsüz değerlerini insanlığa sunmalıyız!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Görgüsüzlüğün merasim halini aldığı dünyadan kurtulalım artık.

Mümin; Müslüman toplumun kimliğini korumak, onların beraber yaşadığı Müslüman olmayan toplumların içerisinde erimesine, kişilik zaafına düşmesine, kendi dışındakileri taklit ederek, kişiliksizleşmesine karşı koymaktır. Evrensel dinin (İslâm’ın) ölümsüz değerlerini insanlığa sunmamız gerekiyor.

O kadar büyük temel yanlışlar içindeyiz ki, bu temel yanlışlar üzerine hiçbir doğru bina edilemez. Temelde çözülememiş meseleler varken, sonraki meseleleri bir mesnede oturtamazsınız. Mukaddesler olmazsa değerlilik ve düşünce de olmaz. Manevi değer ölçüleri ve hükümleri kalmaz. Hiçbir manevi değer hükmünü tanımayan bir insanın düşüneceği şey menfaatidir. Din, vahye dayanan değişmez temeller (sabiteler) ile çağın şartlarına göre şekillenen yorum alanından (değişkenler) oluşur. 


Dini, sabitelerin korunmadığı bir düzende değişkenlerin dinin yerini alacağını, mezheplerin amacının ise sabiteleri koruyarak değişen olayları bu ışıkta yorumlamak olduğunu savunur. Hızlı zenginleşmelerde kültürel değişim süratli oluyor, görgü koşarak gelse bile bu değişime yetişemiyor. Son yıllarda bizde olan da bu, hızlı zenginleşmiş gruplar yeni tekno-teşhircilik dalgasının da tesiriyle kendilerine yeni yeni icatlar çıkarıyor, merasimler icat ediyor, bu merasimlerle sadece görgüsüzlüğün değil, zevksizliğin de dibini buluyorlar. Bunu yaparken bağıra bağıra ifade ettikleri, cakasını sattıkları kimliklerinin (!) iyi kötü uyması gereken değer kriterlerine de hiç kulak asmıyorlar. Bu sonradan görmelik kültürü sadece seküler kesimlerin değil, yazık ki yeni tip türedi muhafazakârlığın da hızla alamet-i farikası haline geliyor. Aidiyet unutuluyor. Değişim ve dönüşümün ölçüsü de: “Biz kalarak değişmek, değişirken dönüşürken de BİZ kalmak!” Bu yeni tip bağırgan ve kuralsız muhafazakârlıkla aramız olmaz olmamalı. Kendimizi onlarla aynı tarafta da görmemeliyiz. “Siz de Allah’ın ortaya koyduğu tabiî renklere boyanın, insan yaratılışına uygun, İslâmî ilkeleri ve değerler manzumesini hayata geçirin. Allah’tan başka kim, insan fıtratına uygun en güzel boyayı, insan tabiatına en uygun değerleri ortaya koyabilir.” (2 Bakara 138) Hayatımızı bu ayete göre düzenlemeliyiz.  Biz daima, candan Müslümanlar olarak O’na bağlanıyor, saygıyla O’na kulluk ve ibadet ediyoruz. Mukaddes anlamları muhtevi olan bazı kavramların, bu görgü fakiri kesimlerin elinde oyuncak oluşu içimizi derinden sızlatıyor. Bilhassa şu yaz tatil günlerinde sünnet, düğün, dernek adı altında organize ve dizayn edilen bazı şatafat odaklı merasimlerin, bu sonradan görme kesimler elinde nasıl aslından uzaklaştığını, nasıl bir ‘benim çok param var’ kepazeliğine dönüştüğünü, böyle abanmalarla israfın, zevksizliğin, kibrin ve gösterişin nasıl yerleştirilip ölçülere uyulmadığını görüp de kahrolmamak mümkün değil! Aynı şey özellikle hanımların gün benzeri çekimli, mikrofonlu, kostümlü, profesyonel (yani okkalı cukkalı) şovlu buluşmalarında, adı güya ‘mevlid’ (estağfirullah) olan alakasız programlarda “Aklı selim-kalbi selim-zevki selim” unutulup yaşanmaz yaşatılmaz duruma düşülmüş. Aynı zevksizlikle icra olunuyor. Ne yazık ki hatim/Kur’an’a geçiş gibi hayr temelli işlerin merasimlerinde de oraya doğru bir gidiş var, bu da ayrıca kederlendiriyor insanı.


En son okullarda bu sene vardığı noktayı irkilerek müşahede ettiğimiz mezuniyet törenleri de bu çığırından çıkma zincirine eklenmiş bulunuyor. Her türlü harama, günaha, isyana açık insanın içine fenalık getiren hallere de insanımız alıştırıldı. Tepkisizlik, duyarsızlık hâkimiyetine girildi. Daha evvelinde öğretmenler günü vesilesiyle velilerin, özellikle de havasını atacak parası olan velilerin konuyu nasıl rotasından çıkardıklarına, nasıl aralarında rekabete girdiklerine, bu süreçte onlar kadar imkânı olmayan diğer velilerin nasıl ezildiğine de bizzat şahit olmuştuk. Öğretmenlik ve idarecilik dönemimizde de engel olamadık. 


Düğünler, özel günler, kendince değeri, anlamı olan vakitler elbette yakışır şekilde kutlanmayı hak ediyor. Ancak bunları böyle abartılı gösterilere, işi anlamından uzaklaştıran caka satma organizasyonlarına, israf ve gösterişin zirve yaptığı görgüsüzlük seanslarına çevirmenin anlamı yok. Bunun adı muhafazakârlık olamaz, ancak muhafaza edilmesi gereken değerlerin pazara çıkarılması olur. Hele bunun sosyal medya aracılığıyla başkalarına hava atmak, servetinin gösterişini yapmak, aleme caka satmak için kullanılmasını izah edecek kelimeyi bulmak mümkün değil! Samimiyetle inanan insanların değil böyle şeylerin parçası olmak, yakınından bile geçmemesi gerekir. Yapılan merasimin adı ne olursa olsun. Resûlullah akıl edebilenler için çok ibretamiz olan bir hadis-i şerifinde ümmetini şöyle uyarıyor: “Kim (işlediği hayrı) insanlara duyurursa, Allah onun niyetini herkese duyurur. Kim de insanlara gösteriş yaparsa, Allah da onun gösterişçiliğini meydana çıkarır.”

Ömrü boyunca ihtiyacı olmayan hiçbir şeye mübarek elini uzatmayan, kavrulmuş tahıl, hurma ve kuru et dışında çok az şey yiyen, mütevazıdan daha mütevazı şartlarda yaşayan Peygamber Efendimizin ümmetine yakışır hal ve harekete dönmeye hepimizin fazlasıyla ihtiyacı var. Madem sünnet diyoruz, sünnet işte tam da bu!

Bizler O’nun kadar mütevazı hayatlar yaşayamıyoruz, dünyayla aramıza O’nun kadar mesafe koyamıyoruz, hadi buna da eyvallah! Ama hiç değilse işin suyunu da bu kadar çıkarmayalım!


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23