Şükür her zaman şükür
Şeyh Sadi Bostan ve Gülistan adlı klasik eserinde ibretli bir hikâye anlatır:
Adamcağızın biri ayakkabısının olmadığına çok üzülüyormuş. Bu ruh hali ile dışarı çıktığında ayakları olmayan biri ile karşılaşmış ve ‘Ayakkabım yok ama Rabbime çok şükür hiç olmazsa benim ayaklarım var’ demiş.
Birkaç yıl önce medyada okuduğum bir haberden söz edeceğim. Bir gözü gören diğer görmeyen biri ABD’de ameliyat için hastaneye yatmış. Fakat milyonda bir bile olmayacak tıbbi hata vuku bulmuş ve operatör yanlışlıkla görmeyen göz yerine sağlam göze bıçağı vurmuş. Tabii ortaya çıkan durum bir facia: Hastamızın iki gözü birden görmez olmuş. Yargıya giden ama kişiye mahkeme 2.5 milyon dolar tazminat ödenmesine karar vermiş (ABD’de tıbbi hatadan dolayı zarar görüldüğünde tazminat miktarları bir hayli yüksektir.)
Karar sonrası gazeteciler soruyorlar:
“Siz ameliyattan önce yoksul biriydiniz ama şimdi zengin bir milyonersiniz. Ne düşünüyorsunuz?”
Gözleri ameliyat sonrası görmez hale gelen kişi onlara şu ibretli cevabı vermiş:
“Keşke tek gözüm görseydi de yine fakir olsaydım. Dünya kadar servetim olsa hepsini bir gözümün görmesi için harcamaya hazırım.”
Gerçekten tek bir gözümüzün görmesinin bile maddi karşılığı yoktur. Tabii sayısız organımızın çalışması, sayısız hareket ve aktivitemizi yapmamızın her biri Rabbimin kıymet biçilemeyecek nimetleridir.
Bu gözle baktığımızda nimetler içinde yüzüyoruz. Geçenlerde bir kovid hastasını ziyarete gitmiştim. Oksijen tüpüne bağlı olduğu halde zorlukla nefes alabiliyordu. Görüşmemizin bir yerinde dedi ki: “Soluk alıp vermek ne muhteşem bir nimetmiş. Şimdi anlıyorum.”
Zahmet olmadan, farkına bile varmadan her gün 30 bin defa nefes alıp veririz. Onun halini görünce rahatlıkla nefes alıp verdiğim için Rabbime şükrettim.
Yoksa günümüz insanı olarak nimete alışma gafletine düşmüşüz. Rabbimin verdiği muhteşem nimetleri sıradanmış, en tabii hakkımızmış gibi görüyoruz.
Hâlbuki akşam sağlıkla yatıp sabah güven ve huzur içinde sağlıkla uyanmak bile ne büyük nimettir farkında bile değiliz. Ne kadar Rabbimize şükretsek, hamd etsek azdır, yeterli değildir.
Hayatımızın nimetlere alışmamızı sağlamasına izin vermemeliyiz. Kendimizi bu yüceler yücesi Yaratanımıza hamd ve şükretmeye alıştırmalıyız.
Nasılsın diye sorulduğunda; “Bildiğin gibi” dememeliyiz, ‘Allah’a şükür’ demeliyiz. Zira saymakla bitmeyen nimetler içindeyiz. Allah Teâlâ onları bizler için sürekli olarak yenileyip güncelliyor. Hem de her an...
Hamd etmeyi de ve şükrü de ihmal edemeyiz. Unutmayalım ki;
Niceleri, o güne bizim sahip olduğumuz nimetlerden mahrum başlamıştır. Niceleri de güven içindeyken o gün korku ve hüzünle kalkmıştır. Nice çalışan o gün işsiz kalmıştır. Nice zengin o gün fakir düşmüştür. Nice gören ve duyanlar o gün göremez ve duyamaz olmuştur. Nice sağlıklı insan o gün sağlığını kaybetmişken bize sunulan nimetler yenilenmiştir.
Yine bilelim ki:
*Şükür, nimetin devam etmesine ve artmasına vesiledir.
*Şu da var: İnsan, kendisine sayısız nimetler lütfeden Rabbine şükretmekle kalmamalı, iyiliğini gördüğü insanlara da teşekkür etmelidir. Kendine verilen nimetleri görebilen kişi, kendisine nimetlerin ulaşmasında vesile olanları da bilip takdir etmelidir. Böylelikle teşekkür etme; sahip olduğu nimetleri paylaşmayı, başkalarıyla kaynaşmayı da beraberinde getirir. Nitekim Peygamber Efendimiz, Allah’a şükürle insana teşekkür arasındaki yakın ilgiyi şöyle ifade etmektedir: “İnsanlara teşekkür etmeyen¸ Allah’a şükretmiş olmaz.”
*Şükreden ve teşekkür eden kul daha güvenli, daha mutlu olur. Stresten, sıkıntıdan uzak hale gelir. Hayata ve olaylara daha pozitif bakar, hayır yönlerini görür. İyimser kişilerin de sağlığı, morali karamsarlara göre daha iyidir.
Çevremize, elimizdeki nimetlere hep şükür nazarıyla bakalım, şükredenlerden olalım…







