Ramazan orucu üzerine
Ramazan ayında oruç tutmak, bilindiği gibi İslâmiyet’in 5 şartından biridir ve elbette Müslüman olduğunu ilân eden herkes tutmak mecburiyetindedir. Ancak mazereti olan bazı müminler oruç tutmayabilirler, onun da şartları ilmihal kitaplarında yazılıdır.
Oruç ibadetinin şekli, vakti, nasıl yapılacağı açıkça bildirilmiştir ve dünyadaki 1.5 milyar Müslümandan oruç tutabilenler bu şartlara uyarlar. Üstelik 14 asırdır da oruç böyle tutulur, değişiklik olmaz. Zaten düşünülmesi bile garip karşılanır, reddedilir.
Önceki Ramazanlarda bazı ilahiyatçı hocalar televizyon ve gazetelerde, “Sakız orucu bozar mı?”, “Ramazan’da denize girilir mi?” şeklinde sorulara ciddi ciddi cevap ararlar veya cinsellikle ilgili suallere karşılık verirlerdi.
Çok şükür toplumumuz Ramazan’ı sulandırma gayretindeki bu tip söyleşilere prim vermiyor artık. Ancak bu sefer daha derin (!) ve bilimsel kılıflı tartışmalar ortaya çıktı. Bu konulardan biri de oruçta açlığın ne zaman başlayacağı.
Bazı ilahiyat hocaları heyecanla 14 asırlık görüş birliğini reddederek açlığı imsak vaktinde başlatmayı değil de 1 saat sonrasına aldırmak için kıyasıya mücadele veriyorlar.
Muteber din alimlerimizden Hayreddin Karaman da yazdı, en son gazetemizde (13.06.2016 tarihli Yeni Akit) muhterem Prof. Dr. Yakup Çiçek hocamız da ayrıntılarıyla izah etti:
Kur’an-ı Kerim’de “Fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden ayır edilinceye kadar yiyin, için. Sonra orucunuzu geceye kadar sürdürün.” (el-Bakara, 2/187) ayetinde geçen beyaz ve siyah iplikten maksat, gündüzün aydınlığı ve gecenin karanlığıdır. Üstelik İslâm tarihi boyunca dört mezhepten ne bir fakih, ne bir müfessir, ne bir muhaddis, imsakın fecr-i sadıkla başlamasına muhalif bir görüş, bir düşünce ileri sürmemişlerdir. Öte yandan; imsakın güneş doğarken veya ona yakın bir zamanda başlayacağına dair hiçbir muteber görüş yoktur. Aksine, imsak güneş doğarken başlar iddiasının ve buna göre olan uygulamaların temelsiz ve delilsiz olduğu konusunda görüş birliği vardır.
Hocamızın ifadelerinden anlıyoruz ki bu sahur meselesi yeni değildir. 1982 yılında yine zihinleri bulandırıcı bir şekilde yine gündeme getirilmiş.
İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı yılın en uzun ve sıcak günlerine denk geliyor. İstanbul’un bazı semtlerine gittiğinizde oruç ayında olduğunuzu bile anlayamıyorsunuz maalesef. Özellikle gençler arasında oruç tutma oranı epey düşük.
Ramazan’ın görünürlüğü artsa da geçen yıllara oranla oruçlu sayısında düşme olduğu anlaşılıyor. Yemek şirketlerine göre 2013’te % 40’dan 32’ye düşmüş. Bir anket şirketine göre ise 2015’te % 2 azalmış. Ancak bu ilahiyatçılar maalesef bunu nasıl artabileceğini düşünmek yerine milletin kafasını karıştırarak oruçtan soğutuyorlar.
Şimdi bu mevzu psikiyatristin konusu mu diyecekler olacaktır. Evet, iddiaların tutarsızlığına bakınca öyle görünüyor.
Ramazanda sadece bu iddia ile öne çıksalar neyse. Yine bazı ilahiyatçılar yazın oruç tutmanın zorluğundan bahsederek Ramazanı kış aylarında sabitlemeyi bile öne sürüyorlar. Güya oruç tutan rahatsızlanabilirmiş.
Bu iddia da kesinlikle doğru değildir. Çünkü Ramazan yeme ayı değil yememe ayıdır. İftar zamanı midemizi tıka basa doyurmayıp, henüz iştahımız varken yemekten el çekmemiz ve sahura kalkmamız Ramazanın edeplerindendir. Böyle yaparsak aç kalmaktan hiç zarar görmeyiz, aksine orucun sayısız faydasını görürüz.
Halbuki oruç Allah’ın rızasını kazanmak için severek ve zevkle yapılan bir ibadettir. Şartları bellidir. Rabbimiz nasıl emretti ise, şartları neyse biz öyle tutarız. Kimsenin bu şartları değiştirmeye gücü yetmez. Bunu deneyenler hep hüsrana uğramışlardır, uğramaya da devam edeceklerdir.







