--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Profesörler daha iyi mi bilir?

Sefa Saygılı
Sefa Saygılı

Geçenlerde bir şarkıcı demeç verdi; ona göre üniversite mezunu ile ilkokulu bitirmişlerin oyu aynı olmamalıymış. Çünkü öğrenim arttıkça devlet yönetimine olan bilgi daha isabetli oluyormuş.

Bir süre önce bir profesör attığı twittlerde Osmanlı’yı aşağılayarak, “İstanbul keşke Bizansın elinde kalsaydı” demişti. Profesörün sözü olunca haklı mı sayacağız?

Şimdi de bir başka profesör, yapılan kanlı darbe teşebbüsünü Sayın Cumhurbaşkanımızın tezgahı gibi yansıtıyor ve canlarını gözünü kırpmadan veren 244 insanımız için “Onlara şehit demem, ölü derim” diyor. Üstelik sözlerini bir bilim kadınının soğukkanlılığı ve sükuneti içinde değil de öfke ve nefret havasında söylüyor. Yani ideolojik saplantılı olduğu belli.

Profesör demek her şey midir? Profesör olan kişi her konuda söz sahibi midir? Profesör olmayanlara oranla daha bilgili, daha isabetli görüşlere mi sahiptir?

Gerçek kesinlikle böyle değildir. Elbette profesör olan hazırladığı tez ve uzman olduğu branş konusunda diğer insanlardan daha bilgili olması beklenir. Ancak başka konularda hiçbir avantajı yoktur.

Branşı üzerinde çalışan, araştırma yapan, yazan, bu konularda yapılan müzakerelerde bilgisini ve birikimini toplumla paylaşan, bu şekilde ülkesine ve insanlığa katkılar sunan; ancak branşı dışındaki konularda “benim uzmanlık alanım değil” şeklinde tavır alan hocalarımız gerçek profesörlerdir. Bu kişiler hakiki bilim adamlarıdır. Yoksa profesörlük kişiye üstünlük vermez.

Dünyaca ünlü bilim adamımız, Nobel ödül sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar kendisine siyasi sorular soran gazetecilere “Bana bunları değil DNA’yı sorun”, “Alkol DNA’ya zarar verir, hücrelerde mutasyona sebep olur” demesi ve böyle sorulara cevap vermemesi bu yüzdendir.

1970’li yıllardı. Üniversite hocaları çılgın gibi Ecevit’in iktidara gelmesini istiyorlardı. O çağdaştı, şair ruhlu ve insancıldı. Adeta bir görüş birliği mevcuttu. “Ecevit başbakan olacak, ülke düzlüğe çıkacaktı.”

Sonra Ecevit iktidarını bu ülke yaşadı ve yokluklar, kıtlıklar, anarşi, terör, faili meçhuller ülkeyi sardı. Tam bir faciaydı o yıllar. Tüp gaz, benzin ve yemeklik yağ dahil pek çok ihtiyaç maddesi bulunmaz olmuştu. Profesör olmakla siyaset bilinemiyordu.

Diyelim bir hoca, “falanca tavuk hastalığı” konusunda veya “geçmişte yaşanan filanca olay” hakkında tez yaparak profesör oldu. Bu tezi hazırladı diye her konu, özellikle ülkenin gidişatı üzerinde fazladan söz sahibi olabilir mi? Ya da insan vücudunun diyelim 20 santimetrekarelik alanı için uzmanlığı olan bir tıp profesörü siyaseti ve devlet işlerini herkesten daha mı iyi bilir ki?

Sonra bakıyorum çok bilmişlerin “sıradan vatandaş”, “çoban”, “göbeğini kaşıyan adam” diye gördükleri insanlarımız ülke hadiselerini ve olayların iç yüzünü öyle dikkatli takip ediyorlar ki şaşırıyorum. Yorumları, bakış tarzları hiç de boş olmadıklarını gösteriyor. Gerek çok sayıda insanla iletişimde bulunmamdan gerekse seyahatlerimde görüştüğüm kişilerden bunu görüyorum. İnsanlarımız olaylara bakış tarzlarıyla, yorum ve izahlarıyla kendini çok bilgili sananlardan daha uyanıklar inanın. Darbe günü milyonların tehlikenin farkına vararak canı pahasına sokağa fırlamaları da bunun göstergesi değil mi?

Zaten seçimlerde verilen oylar, seçmen iradesinin sandığa yansıması ve bölgelere göre dağılımlarının benzerliği seçmenin hiç de rastgele tercih yapmadığının kanıtı değil mi? Demokraside inceleyip, araştırıp hür iradesi ile oy kullananların tercihi övgüye değerdir. Yoksa ideolojik saplantılı olup da ne yapacağı ve ülkeye ne katkıda bulunacağı değerlendirilmeden oyunu kullanmak değil.

 

Sefa Saygılı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle