Kibir ve böbürlenme hastalığı
Kibir ve böbürlenme hastalığı
SEFA SAYGILI
Doğan Büyük Türkçe Sözlük’e göre kibir; “1. Büyüklük, ululuk, azamet. 2. Kendini beğenme, büyüklük satma; kurum. Böbür. 3. Gurur” anlamlarına gelmektedir.
Misalli Büyük Türkçe Sözlük’te ise kibirli; “Başkalarını küçük, kendini büyük gören, büyüklük taslayan kimse” olarak tarif edilmiş.
Gerçekten kibirlilik; yani kibirli olma ve böbürlenme bir çeşit hastalıktır. Üstelik tedavisi pek olmayan, başkalarına ve topluma zarar veren en onulmaz bir davranış bozukluklarından biridir.
Dediğimiz gibi kibir, büyüklenmek anlamına gelir. Kendini beğenir, böbürlenir. Tevazuun yani alçak gönüllülüğün zıddıdır.
Kibirli olan kendisini başkalarından üstün görür, bu duygu ile başkalarını aşağılayıcı fiil, söz ve hakaretlerde bulunur.
Birçok ayet, hadis, özlü söz; kibri, zehirli ve tehlikeli hastalık olarak gösterir. Özellikle A’raf Suresi kibir hastalığına yakalanmış kimselerin hallerini gözümüzün önüne serer: “Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler. Azgınlık yolunu gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır.”
Kibirli insan zorbadır, taşkınlık yapar, ahlaksızlaşır, övünür, başkalarını aşağılar. Kendini hep haklı ve üstün görür. Geçmişini ve mevcut durumunu hallerin en üstünde olduğuna inanır. Kimseye el uzatmaz, merhamet etmez. İçinden çıktığı ailesini, sosyal çevreyi, toplumu beğenmez. Eğer yokluktan gelip kaderi onu üst makamlara veya zenginliğe taşımışsa bunu bir lütuf olarak değil de kişisel yeteneklerine bağlar, onun en sıradan hakkı olarak görür.
Bu kişiler büyüklük taslarlar. Yani geçici değerlere, dünyanın aldatıcı kazanımlarına bel bağlayıp onlarla avunur, hava atar ve elbette aldanırlar.
Kibirli insan cahiliye dönemi tuğyanlarının özelliklerini taşır. Kendilerini üstün, seçkin, soylu, zengin görür; siyasi ve sosyal statülerine ‘ilahi’ bir anlam yükler. İnkârcıdırlar. Ahlâken yoksul, zayıf hatta hastalıklıdırlar.
Âlimler kibirli insanları zalimlerden sayarlar. Buhari’ye göre durum daha vahimdir: Kibir, cehennemin başlıca kötü huylarından biridir. Böbürlenip çalım satanlar Allah’ın merhametini kaybedeceklerdir.
Müslim ve Ebu Davud’a göre ise, kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremeyecektir.
Bir hadisinde de Peygamberimiz: “Affetmekten dolayı Allah Teâla, kulunun izzet ve şerefini yükseltir. Hiçbir kul yoktur ki Allah için tevazu göstersin de Allah onu yüceltmesin.”
Kibir konusunda müstakil bir eser veren İmam-ı Gazali bu hadisi şöyle şerh eder: Kibir cennete girmeye engeldir; çünkü insanın müminlere yaraşır huylar kazanmasını önler. Hâlbuki bu huylar cennetin kapıları demektir. Kibir cennetin bütün kapılarını kapatır, zira kibirli kişi kendisi için istediğini başkaları için isteyemez. Bütün nimetlerin ancak kendisine yakıştığına inanır.
Çevremde bu mütekebbirlerden gördüğüm kişiler gerçekten doğru yoldan sapmakta; adeta doğal olana, fıtrata isyan etmektedir. Kendilerini kâinatın merkezi sanmaktadırlar. Bu halleriyle sanki Rabbimize meydan okumaktadırlar. Hâlbuki ne acınacak halleri vardır.
Rabbim kibir hastalığına yakalanmaktan muhafaza etsin. Yakalananlara tövbe ile düzelmeyi nasip etsin…
GAZZE KATLİAMI
Tarihte muhakkak böyle acımasızlık, merhametsizlik, insan dışılık olmadı. Yapılan aşağılıkları tarif etmeye kelimeler, sözlükler yetmiyor. Üstelik bunları bütün dünyanın önünde, canlı çekimlerde çekinmeden, en ufak utanma duymadan yaptılar. Başta ABD olmak üzere vicdanını kaybetmiş ülkelerin desteğiyle katliama 2 yıldan fazla süredir devam ettiler. Ne diyeceğimizi bilemez haldeyiz.
İnşallah Gazze’de ateşkesle birlikte Siyonist zulmü biter ve Filistinli kardeşlerimiz az da olsa nefes alırlar.