--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnanç mutluluk getirir

Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
17

Maddeci bir dünyada yaşıyoruz. Her şey mekanikleşti, artık insanlar arası ilişkiler maalesef, genellikle menfaatlere dayanıyor. 

Bilgimiz fazlalaştıkça, bilgeliğimiz azalıyor. Ekonomik güvenceye kavuştukça canımız daha çok sıkılıyor ve güvensizliğimiz artıyor. 

Eğlenceye daldıkça daha doyumsuz hale geliyoruz ve hayattan daha az hoşnut kalıyoruz. Şurada biraz rahatlık, orada biraz neşe ararken, hiçbir şeyin kalıcı ve doyurucu olmadığını görüyoruz. Durulmayan bir deniz gibiyiz, arayışımız hep sürüp gidiyor. İnsanlar yalan söylüyor, aldatıyor, çalıyor, öldürüyor ve savaşıyorlar ama kendileri ve ait oldukları toplum için huzur, güvenlik, gönül ferahlığı ve mutluluğu bulamıyorlar.

Kanaatimce, insanın mutlu olabilmesi için kendi hayatının ve dünyanın bir anlamı olduğuna inanması lazım. 

Eğer hayatımızın ulvi bir gayesi yoksa veya dünyayı boş ve yaşamayı absürd (saçma) kabul ediyorsak bakışlarımız da anlamsız olacaktır.

İşte insanlara her şeyden çok, anlam ve mutluluk veren şey inançtır. Sosyal ve manevi kazandırmaları bir yana, din mutluluk kaynağıdır da... Günümüzde dini duyguların zayıfladığını görüyoruz. Böylece dünyaya kötülük tohumları atılmıştır. Dinlerin gerilemesiyle birlikte milyonlarca insan anlam bulmak için başka davalar aramış; şovenist milliyetçilik, ırkçılık, komünizm, Nazizm gibi kan ve zulüm saçan ideolojilerin peşinde koşmuşlardır. Hitler, Stalin gibi önderler kitleleri felaketlere sürüklemişlerdir.

Hakikaten mutlu olmak istiyorsak, hem hayatımızın, hem de dünyanın anlamı olduğuna inanmalıyız. İşte hayata anlam verebilmek için de, kâinatı inançla algılamak gerekir.

Kendi rızamızla gelmediğimiz dünyadan, kendimizin tayin etmediği bir süre kaldıktan sonra yine rızamızın dışında ayrılırız. 

Muazzam kâinatta toplu iğne başı kadar bile yer işgal etmediğimizi görüyoruz. Dolayısıyla bugün bize her zamankinden daha çok gereken şey, gücü mutlak olan ebedi Yaratıcı ’ya inanmanın ve O’na sığınmanın vereceği güvendir. Allah’ın ipine sarıldıkça hem iç huzuru yakalarız, hem de kafamızdaki soruların cevabını buluruz.

İnanmak, kâinata bir anlam kazandırmanın yanı sıra insanların hayatına manevi bir yücelik katar, ayrıca hayatın en iyi ve en kötü anlarında en büyük destektir. Şükran duymayı öğretir, ebeveynleri ve çocukları birbirine bağlar, geçmişten kopmamamızı ve geleceğe ümitle bakmamızı sağlar. Yine dini günler ve bayramlar hayatı monotonluktan kurtarır. Bunlar sosyal hayatı renklendiren gerekli unsurlardır.

Dünyada her türlü acı ve haksızlıkla karşılaşabilmekteyiz. Bazen adaletsizlik bizzat bize yönelmiş olabilmektedir. Tabii bunu gidermek için elimizden geleni yaparız, yapmalıyız. 

Ancak birçok defa çaresiz kalırız. İşte böyle durumlarda ıstırabımızı dindiren, bizi rahatlatan da yine inançlarımızdır. İlahi adalete, ahirete ve zerre kötülüğün bile karşılıksız kalmayacağına olan imanımız, yüreğimize biraz olsun su serpecektir. İçinde bulunduğumuz kaosun mutlaka anlamı olduğunu düşünecek ve “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” diyeceğiz.

Dindarlar daha mutlu!

İnançsızlar dindarlar kadar mutlu olamazlar. Kâinatın dine bağlı bir anlamı yoksa anlamsız olduğunu düşüneceklerdir. Düşünen bir insanın her şeyi anlamsız görerek mutlu olabilmesi mümkün değildir.

Aslında kişi ne kadar inanmadığını söylerse söylesin, içindeki bir ses “Varoluşumuzun sebebi bunlar olmamalı, daha ulvi gaye ve yüksek seciye için olmalı” diye fısıldamayı sürdürür. İşte bu mutluluk kaynağı, inançtır.

Ateist bir meslektaşım bir gün, “İmreniyorum sana!” demişti. “Bir türlü inanamıyorum ve kendimi huzurlu hissetmiyorum. Aslında inancın mutluluğunu yaşamayı ne kadar isterdim” diye de eklemişti.

Zor anlarda yardımcı

Şartlara bağlı olan mutluluk yüzeyseldir ve kalıcı değildir. Canımızın en sıkkın zamanında ve yerine göre en üzüntülü çevrede bile içimizi dolduran coşku, gerçek mutluluktur. İşler yolunda gitmediğinde bile gözyaşları arasında gülümseyebilmek, başarısızlıktan rahatsız olmamak, dışarıdaki problemlerimize rağmen içimizin derinliklerinden fışkıran, bizi dinlendiren, gönül hoşnutluğu ve huzur veren mutluluk budur. Mutluluk için her zaman dış uyarıcı olması gerekmez. 

İnanç, zor zamanlarda kişiye yardımcı olur. 

Araştırmalar, dini inancı güçlü kişilerin, olmayanlara oranla kendilerini daha sık mutlu saydıklarını ve yaşadıkları hayattan tatmin olduklarını göstermektedir. Kritik durumlarda veya ruhi örselenmeyle (travma) karşılaştığımızda bunları alt etmede veya bunlarla başa çıkmada din en büyük yardımcıdır. Ek olarak istatistikler, dini inancın güçlü olduğu ailelerde, genellikle çocukları ihmal, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi olumsuzluklara daha seyrek rastlandığını göstermektedir. İnanmak sadece ruhsal sağlığa değil, bedensel sağlığa da faydalar getirmektedir.

Evet, din kişinin hayatına anlam katan bir amaç verir. Bu inanç; zorluklar, acılar ve ölüm karşısında dayanıklılık ve ümit ışığıdır. 

Hayatın günlük meşakkatlerinin bunalttığı kişiye, dünyaya ebedi ve sağlam bir bakış açısıyla bakma fırsatı verir. Bu sebeplerden dolayı teknoloji ilerledikçe, bilgi çoğaldıkça inanmaya olan ihtiyaç artacaktır. İçinde bulunduğumuz stres dolu, karmaşası çok yaşantının sığınağı dindir.

 

Yorumlar

(17)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Hikmet Yılmaz

16 Eylül 2023 19:17

Sayın editör; Sahte saygılıları saygın sanmayın. İnaçlı görünüp imanlı, ihsanlık saygılıyı müslümanın hakkını yiyen ahlâksızlar inançlı müslüman olamaz... Nokta.

ALİ Erkan

16 Eylül 2023 19:04

Bilgece bir yazı, istatistikler inananan insanların daha dirençli , zorluklara karşı daha sabırlı, mücadele azimleri daha güçlü olduğunu gösteriyor . Ateistlerde intihar oranı 100.000'de %56 müminlerde %0. 4 Bu bile imanın insana mutluluk verdiğini gösterir. Doktor tebrik ederim.

Selim

16 Eylül 2023 18:46

Sn yazar sizin gibi düşünmek zorunda değiliz.. kişisel fikirleriniz kesin hükümler değildir.

Mustafa Güzel

16 Eylül 2023 18:21

Bütün Arap halkları mutluluktan ölüyor zaten. 

Özgür

16 Eylül 2023 15:11

Mutluluk özgürlüktür. Özgürlük de zorunlulukların bilincine varmaktır. 

Sosyalist

16 Eylül 2023 14:42

Önemli bir konuya değinmişsiniz sayın yazar. Ancak vardığınız sonuçlara katılmak mümkün değil. Din mutluluk sağlamaktan çok yaşanılan acılara karşı sığınılacak bir liman işlevine sahiptir. Kapitalizmin insanı yoksullaştıran ve yoksunlaştıran etkisine maruz kalan insan için elbette.  

Huzûr u saâdet tabii ki İslâm'dadır!

16 Eylül 2023 13:01

Müslüman, Allâh teâlâ ve Resûlü Muhammed Mustafâ'ya (s.a.v.) teslîm olmuştur. Böylece o, huzûr ve saâdeti/mutluluğu zâten esîr almıştır/temîn etmiştir....Müslüman zenginlerin de zekât ve sâir; mâl ü servetlerini islâmî tezkiye/temizleme muâmelesine bihakkın tâbi tutmaları lâzımdır. Yani zengin müslümanların, fakirler gibi islâmî şuûrla yaşamağa azm ü kasdetmeleri gerekir.

Mehmet

16 Eylül 2023 12:31

Müminin durumu ne hoştur. Her hali kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına sevinecek bir hal geldiğinde şükreder, bu onun için hayır olur. Hadisi Şerif

Doğrusu...

16 Eylül 2023 13:11

...yine başına bir musîbet/istenmez bir şey geldiğinde de sabreder gene kazanır. Sabr güzeldir lâkin fakîrde daha güzeldir. Cömertlik güzeldir ama zenginde ise daha güzeldir.

Akın kimençe

16 Eylül 2023 12:30

Huda tanrı mutluluk veren dir

Uğur

16 Eylül 2023 11:02

Yazınız çok haklı ve güzeldir, ona bir ilave yapayım: Mutluluk (felah veya iflah) erişilen ve kalıcı bir aşamadır. Kur'an'da "efleha" fiiliyle "mutluluğa erişme" kavramı olarak geçer. Sokrates ve onun izinden giden Stoacılar da Antik Yunanca tabirleriyle eudaimonia'yı böyle erişilecek bir durum olarak tarif etmişlerdi. Bugün kendilerini mutlu sananların çoğu, mesela işleri iyi giden zenginler aslında geçici zevkler içinde boş boş seviniktirler. Bu boş seviniklik elbette mutluluk değildir. Zevkleri elden gidip Allah onlara sınamalar ve cezalar vermeye başlayınca görülüyor ki gerçekte mutluluktan en uzak kimseler onlarmış! Bunlar sadece kendilerini uyuşturmaktadırlar ve zaten birçoğu uyuşturucu da çeker! Bir de, tek bir ufak itirazım olacak: Filistin direnişinin kurucusu olan efsanevi Kudüs müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni'nin yakın arkadaşı olan Hitler ve onun Nazizm'i ile Stalin ve komünizmin hiçbir alakası yoktur. Stalin müttefiği Roosevelt'e daha yakındı ideolojik ve siyasi olarak, ama o bile atom bombacısı, yırtıcı kapitalist, canavar Roosevelt kadar kötü değildi. Zaten daha savaş bitmeden Roosevelt Allah'ın gazabına kavuşarak geberdi. (Bu arada, yukarıda zikrettiğim ekoldeki filozoflar aslında tek tanrıya inanırdı, ama müşriklerce işkence edilmemek için normalde hâşâ tanrılar demek olan bir kelimeyi de söylerlerdi, ama ona farklı bir anlam verirlerdi. Bu kelimeyi aslında ya "Tanrı/Allah" demeye ya da "Allah ve elçi melekleri" demeye kullanırlardı. Keza galiba bizzat Sokrates değil, ama onun yolundan gitmeye çalışan Stoacılar Allah yerine Zeus da derlerdi, fakat mitolojideki Zeus'a dair ahlaksızca masalları ve onu insan şeklinde düşünmeyi kabul etmezlerdi. Kanaatimce işte bu filozoflar ve ayrıca galiba aynı dönemde Hint ve Çin'deki benzerleri Kur'an'da bahsedilen "Sabiiler"dir. Günümüzdeki filozofların çoğu ise o dönemin imansız atomcu filozoflarının yolundandır. Bunların en meşhurlarından biri Epikuros idi.)

Sefa Saygılı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle