Ah Hatay
Ünlü yazar Refik Halit Karay, 85 yıl önce Antakya için şöyle yazmış:
“Benim gördüğüm ve sevdiğim Antakya budur: Yeşil bir ova kenarında, sırtını rahat bir dağa vermiş, ayaklarını coşkun bir nehre uzatmış, bacalarının dumanını tüttürerek çınar gölgesinde dinlenen, keyif getiren hoş, münzevi bir belde!”
Böyle muhteşem ve mübarek belde, ardında tarif edilmez acılar bırakarak 6 Şubat depremi ile yerle bir oldu. Antakya’daki manzarayı gördüğümüzde dayanmak, üzüntü ile kıvranmamak elimizde değildi. Sanki kıyamet kopmuştu. Koca kent yok olmuştu. Şehir halen toz içindeydi ve adeta sağlam bir bina kalmamıştı.
Yer yer hasarlı ve yıkık binaların kaldırılmasıyla geniş boş alanlar ortaya çıkmıştı. Gezdiren dostumuz, “Şurada lüks binalardan oluşan bir site vardı, hepsi yıkıldı” veya “Burası devlet hastanesiydi, gördüğün gibi sadece arsa şimdi” gibi anlatıyordu buraları.
Asi Nehri’nin kıyısında Ulu Camiin yanında cıvıl cıvıl kalabalıkların aktığı, şehrin kalbinin attığı meydan harabelerle doluydu ve kimseler ortalıkta yoktu. Şehir boşalmış, kalan az miktarda insan ise çadır veya konteynır kentlerdeydi.
Ulu Cami de yıkılmıştı, orada oturacak bir yer de artık bulunmuyordu.
İşte şok eden rakamlar:
*Antakya’daki 323 bin 923 yapının, sadece 113 bin 761 bini hasarsız kalabilmiş. Yani 3 yapıdan sadece biri ayakta.
*O yapılarda tam 710 bin 740 ev/dükkân varmış. Geriye sadece 184 bin 647’si sağlam kalmış.
*Toplam yıkık, ağır hasarlı ve orta hasarlı yapı sayısı 98 bin 238.
*Toplam az hasarlı yapı sayısı 94 bin 855.
*Toplam yıkık, ağır hasarlı ve orta hasarlı bağımsız birim (ev, dükkân vs.) sayısı 338 bin 327.
*Toplam az hasarlı ev sayısı ise 218 bin 978.
*Vefat edenlerin sayısı ise korkunç: Resmi rakamlara göre 23 binden fazla insan hayatını kaybetmiş.
Şehirde açık iş yeri, lokanta, market, pastane vs. bulmak mümkün değil. Zaten dediğim gibi nüfus da kalmamış Antakya’da. Yani açık olsa da müşteri diye bir durum söz konusu değil.
Su, elektrik ve tuvalet sıkıntısı had safhada. İş makineleri yoğun çalışıyor ancak hasar büyük, yapılması gereken iş çok. Sivil Toplum Kuruluşları yine hummalı bir gayret içindeler ama daha çok iş var.
Bir kadın vatandaşımız şöyle diyordu: “Evimde temizlik yapıp üstüne keyif kahvesi içmeyi öyle özledim ki.” Ve ekliyordu: “Deprem anına kadar her şeyimiz vardı. Evimiz doğalgazlı, parkeli, klimalıydı. Daima sıcak suyumuz mevcuttu. Ayrıca kirada da bir dairemiz bulunuyordu. Hepsi gitti. Herkesin başına gelebilir, bizim gibi herkes düşebilir.”
Hatay Meclis binası da yıkılmış.
Anadolu topraklarındaki ilk cami olan tarihi Habibi Neccar Camii de ağır hasar gören yapılar arasında. Tamamen brandalarla kapatılmış ve içine girilemiyor. Fakat asılan afiş moral verdi: Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bu muhteşem eseri aslına uygun olarak restore edileceğini bildiriyordu. Konya Büyükşehir Başkanımız değerli Uğur İbrahim Altay beyefendiye çok teşekkür ediyoruz. Sadece bu Camide değil bütün şehirde büyük hizmetleri var. Adeta Hatay’ı ayağa kaldırıyor.
Rabbim ülkemizi afetlerden uzak tutsun diye dualar ederek hüzünle ve kederli ruh haliyle Antakya’dan ayrılıyoruz.







