Adaletli olmak zulümden kaçınmak
Ak Parti’nin iktidar olduğu 20 yıl içinde yaptığı eserleri ve hayırlı işleri yazmaya kalksak elbette bu sütunlar yetmez. Şöyle bir geriye baktığımızda, 60 yıldır ülke idaresi ile ve siyasetle ilgilenen biri olarak, Türkiye’nin geldiği yeri gördüğümde hayranlık ve şaşkınlık geçiriyorum. İnanılmayacak harika işler başarılmıştır. Ancak bazı hususlar var ki niçin halledilmediğini anlamakta zorlanıyorum.
Hz. Ali , “Devletin dini adalettir” derken adil olmanın öneminden söz etmiştir. Yine Hz. Ömer, “Adalet mülkün temelidir” demiştir.
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” (Nisa, 4/58) mealindeki ayette toplum ve devletlerin hayatında adaletin önemine işaret edilmiştir.
Kısacası bu kadar güzel işler, müthiş faaliyetler yapılırken zulümden, adaletsizlikten de uzak durmak ve elde yetki varken elbette düzeltmek gerekir. Unutmayalım ki, Rabbimiz İslam dışılığa müsaade eder ancak zulme etmez. Burada halen çok önemli gördüğüm, zulmün sürdüğü birkaç hususu belirtmek istiyorum.
Süresiz Nafaka Zulmü
En başta nafaka zulmü evlilikleri bitiren, karısından ayrılmış kocaları inim inim inleten faciadır. Dünkü Hürriyet Gazetesi’nde Güniz Abla’nın bile bu zulme karşı çıktığını gördüm. Süresiz nafaka mağduru bir okur şöyle yazmış:
“Ülkemizde süresiz nafaka adaletsizliği nedeniyle 1 gün evli kalan da, 30 yıl evli kalan da ölene kadar nafaka ödemeye mahkûmdur. Erkek kusurlu ise bunun cezası tazminattır. Ölene kadar nafaka ise zulümdür.”
Süresiz yoksulluk nafakası ve ödenmemesi halinde 3 aya kadar tazyik hapsi cezası sebepsiz zenginleşmeye, emeksiz ücrete neden olduğu gibi yoksulluk nafakası bağlanan bir kısım kadınlar süresiz nafaka haklarının ortadan kalkmaması için kayıt dışı (sigortasız) çalışmakta, mal varlıklarını ve gelirlerini gizlemektedirler. Süresiz nafaka almaya devam etmek amacıyla yeni resmi bir evlilikten kaçınarak evlilik dışı ilişkilerin yaşandığı örneklerle karşılaşmaktayız. Nafaka ödeyen eş ise gelir yetersizliğinden yeni bir evlilik imkânını kaybetmektedir. Bu uygulamalar sonuç itibariyle ahlaki çöküntüye, husumet ve şiddetin artmasına sebebiyet vermektedir.
Yürürlükte bulunan yasa ve yerleşik yargı kararları bu şekilde devam ettiği takdirde, süresiz nafaka ile tazyik hapsi kararları karşısında ödeme güçlüğüne düşenlerin mağduriyetlerinin giderilmesi mümkün olamayacaktır. İşini kaybeden, ödeme güçlüğüne düşerek nafaka bedellerini ödeyemeyenler hapis cezası ile karşılaşmaktadırlar. Dünyada en katı ve keskin olarak ülkemizde uygulanan, adeta bir zulme dönüşmüş olan süresiz nafaka ve tazyik hapsinin kaldırılması elzemdir.
Erken Yaşta Evlilik
Delikanlı ile genç kız birbirlerine âşıklar. Bir an önce evlenip yuva kurmak için çırpınıyorlar. Ancak evlenmeleri yaşları açısından mümkün değil. Yakın zamana kadar evlenmeleri ailelerin onayı ile serbestti. Şimdi ise kızın yaşı ancak 16 ise, aileler de uygun görse olmuyor. Mahkeme kararı gerekiyor. Hâlbuki bizim geleneklerimiz de dinimiz de buna engel koymuyor.
Elbette özellikle günümüz şartlarında evliliğin 18 yaşından büyükler için mümkün olması uygun. Bunun için yasal düzenlemeyi anlamak da makul geliyor. Ancak evlenmiş olanlara verilen ceza zulüm ki ağır haksızlık, adaletsiz bir durum.
Aileler çocuklarının evliliklerini onaylamışlar. Artık gençler de evlenmişler, bir arada ve aynı evde yaşıyorlar. Bir veya iki çocukları da olmuş. Delikanlı baba olmanın heyecanı ve gururu içinde. Çalışıyor, evine ekmek getiriyor. Eşini seviyor. Mutlular ve gelecek açısından umutlu bir aileler. Ama erkeğin hakkında dava açılmış ve süren mahkeme var. Suçlama ise korkunç: “Çocuk yaştaki kızın ırzına geçmek.”
Hâlbuki bu çiftler ailelerin onayı ile evlenmişler, halen de karı-kocalar, çocukları da olmuş. Kız da “Ben kocamı sevdim. Hem de çok sevdim. Şimdi de seviyorum. O da beni seviyor. Kendi isteğimle de evlendim. Evlendiğim için pişman da değilim. Mutluyum. Hem ben evlendiğim o zaman çocuk da değildim. Tam 4 yıldır adet görüyordum” diyor.
Evleneli 3-4 yıl kadar olmuş. Çok şükür kimseye muhtaç olmadan hayatlarını mutlu bir şekilde sürdürüyorlarken bir gün kapıya jandarma veya polis geliyor. Eşinin, çocuklarının ve komşuların gözü önünde ellerine kelepçe takılıyor. “Suçlusun” deniyor. “Hem de ağır suçlusun.” Boynu eğik delikanlı, iki küçük yavrusu kucağında iken soruyor: “Ne suçu? Ne cezası?”
Cevap acı: “Hakkında 10 yıl kesinleşmiş cezan var. Seni cezaevine götürüyoruz. Suçun ağır: Çocuğa tecavüz. Küçük yaştaki kızın ırzına geçmek.”
Erken yaşta evliliğe verilen tecavüz cezası zulümdür, kaldırılmalıdır.
NOT: YAZIMIZ GELECEK HAFTA
DEVAM EDECEK.







