Mesaj açık, “sıcak paraya dayalı modeli terk et!”
Enflasyon, ekonominin bir numaralı sorunu olduğu artık gün gibi ortada…
“Enflasyon denkleminde, para ve maliye politikaları ne kadar aktif oluyor?” sorusunun düğümlendiği yer burası… Yani Merkez Bankası’nın elinde bulunan enstrümanlar ve Hükümet’in icraatları nerede buluşuyor, ya da Merkez Bankası ile Hükümet’in fikir, düşünce, planlama ve uygulama alanları birbiriyle kaç numara, ne kadar oranda, nerede örtüşüyor? Ele alınması gereken hususlar bunlar…
AK Parti’nin iktidarıyla sonuçlanan 3 Kasım 2002 seçimleri Türkiye ekonomisi için bir moral olmuştu. Seçimleri takip eden günlerde yani 11 Kasım 2002 tarihinde Merkez Bankası borçlanma faiz oranını yüzde 46’dan yüzde 44’e, borç verme faiz oranını yüzde 53’ten yüzde 51’e, geç likidite penceresi faiz oranını da yüzde 63’ten yüzde 61’e düşürmüştü… 2002 yılı sonunda tüketici enflasyonu yüzde 29,7, üretici enflasyonu da yüzde 30,8 olarak gerçekleşmişti…
O günden günümüze ekonomide tarihe geçecek hadiseler vuku buldu. Mesela gezi olayları öncesinde Türkiye’de faizler yüzde 4,5 ile tarihi dip seviyesine inmişti. Enflasyon oranı da yüzde 7 civarındaydı.
2013 yılında gezi parkı ve 17-25 Aralık FETÖ hareketleri, Ocak 2014’te Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) gevşeme politikalarını sonlandırarak tahvil alımlarını 10 milyar dolar azaltma kararı, yine yurtdışında İran ve Suriye ilgili gelişmeler, büyük şehirlerde patlatılan bombalar, terör olayları ve neticede 15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ darbe girişimi sebebiyle Türkiye’de piyasalar benzer ekonomilere göre daha hızlı bozuldu…
Mesela 2004 – 2016 arasında yıllık ortalama enflasyon yüzde 8’in biraz üzerinde… 2017 yılında ortalama enflasyon ise yüzde 11 şeklinde ölçülmüştü…
Evet, bugün 2 ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken manşet enflasyon yüzde 10,85… İki yıllık tahvil faizi yüzde 15,36… Merkez Bankası’nın geç likidite penceresinde uyguladığı faiz 13,50… Dolar 4,22 lira…
Diğer taraftan kendimize emsal saydığımız gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) arasında ortalama enflasyon yüzde 3-4 aralığında gezinirken bizde ise yüzde 10’un üzerinde seyrediyor…
Aslında bu rakamsal ifadeler, ekonomide değişimin gerekliliği haberini veriyor ve diyor ki, “Sıcak paraya dayalı ekonomi modelini terk et!”
***
Nakit olarak dolaşıma giren, kısa bir sürede dolaşımdan çıkma ihtimali bulunan yani beklenen getiri oranlarındaki değişimlere hızlı tepki veren yabancı sermayeye sıcak para deniyor…
Yabancıların borsadaki hisse senetleri, Hazine tahvilleri, şirketlere ait tahviller, Türkiye’de yerleşik bankalarda tuttukları mevduatlar hep sıcak para...
2017 yılı sonu itibariyle sıcak para stokumuz 220 milyar dolar civarında. 1996 yılında GSYH’in yüzde 7’sine, 1999 yılında yüzde 17’sine ulaşan sıcak para stokumuz, 2003 ve 2008 yıllarında yüzde 10’lara gerilerken 2009’dan itibaren tekrar atağa kalkmış… Bugün gelinen seviye ise yüzde 25’lerin üzeri…
Sıcak paranın iyi tarafı, fazla gayret sarf etmeden, üretime yoğunlaşmadan cari açığınızı çevirmede, finanse etmede yardımcı olması… Ama sıcak paranın gıdası da faiz…
Sıcak paranın kötü tarafı ise ani çıkışı…
Ülkede siyasi ve ekonomik bir oynaklık, bir risk durumunda olumsuz tepki veriyor ve bulunduğu yeri hemen terk ediyor… Mesela böyle bir olumsuz durumda Türkiye’den 1 – 2 milyar dolar para çıksa yer yerinden oynuyor! Dolar ve faizler fırlıyor, akabinde enflasyonun yapısı ve algısı bozuluyor.
İşin özeti, ne kadar sıcak para o kadar dalgalanma!
Tabii Türkiye GSYH’nin yüzde 25’i oranındaki sıcak para ile yürürken çok dikkat etmesi gereken noktalar var… Öncelikle enflasyonda kısır döngüye girilmemesi lazım. Kısır döngüden maksadım; devalüasyon – enflasyon – faiz…
Olumsuz ortamlarda sıcak para sebebiyle kur yükselince yerli paranın değeri düşüyor ve bir devalüasyon ortamı doğuyor… Bu enflasyona yansıyor… Enflasyonu düşürmek için de faiz silahı kullanılıyor… Faizler artınca sıcak para geliyor, kur ve enflasyon düşüyor… Tekrar sıcak paranın çıkışında kurun yükselmesi; devalüasyonu, takiben enflasyonu doğuruyor. Özetle, ekonomideki olumsuzlukların sebebi tek başına faiz değil, sıcak para ile yürüme modeli…
•
Sıcak paranın oluşturduğu enflasyondan kurtulmanın elbette yolları var…
Ekonomide bilinen usullerden ilki çıpa, diğeri ise üretim ve ihracata dayalı büyüme…
Ekonomi kur üzerinden çevrilmeye çalışılıyorsa, enflasyondan kurtulmada kur veya faiz çıpası tercih edilen metotlardan olabilir… Mesela başta İsrail olmak üzere birçok ülke yüksek enflasyondan kur çıpası ile kurtuldu. Buna aslında sabit kur politikası da deniyor.
Türkiye sabit kuru 2002 yılı öncesinde denedi… Neticesi hüsran oldu. Borç ve cari açık adeta patladı.
Sabit kur politikasının tersi dalgalı kur… Türkiye’de 2002 yılı sonrasında yüksek faiz – düşük kur mantığıyla dalgalı kur rejimine geçildi. Ancak söz konusu politikada faiz ve kur çıpalarının izleri pek silinemedi… Çünkü sıcak paranın devamı açısından başka bir şey yapmak mümkün değildi.
Enflasyondan kurtulmanın ikinci ve gerçekçi yolu ise büyümeyi ihracat odaklı, ihracata dayalı gerçekleştirmek. Yani ekonomiyi yüksek faizli sıcak para ile beslemek yerine, üretimle ve dış satımla cari dengeyi sağlayarak sürdürülebilir büyümeyi yakalamak…
Zaten en iyi yol da bu değil mi?