Ramazan hasbihali
Ramazan hasbihali
LATİF ERDOĞAN
Geçenlerde ziyaretime gelen birkaç gençle Ramazan ayı üzerine hasbihal ettik. Hülasası şuydu: Her insan her zaman kendisine yeni bir mazi inşa etme imkanına sahiptir. Geçmişteki hatalar, günahlar, isyanlar, nisyanlar insanı kendine ve geçmişine bağlayıcı bir hükme sahip değildir. Aksi halde ölüm gelip çatıncaya kadar tövbe kapısının açık olması bir anlam ifade etmezdi. Yeter ki kurtulmak isteyişimizde samimi olalım; ve tövbe kapısına yüz sürmeye gayret edelim.
Ramazan ayı böylesi bir dönüş talebinin karşılık bulacağı en önemli fırsatlardan biridir. Onun evveli rahmet, ortası mağfiret, ahiri ise cehennemden azat olma vakti olarak tayin edilmiştir. Bu üç safhadan da istifade mümkündür ve vakidir.
Şeytanın ve nefsimizin aksi telkinlerine kulak asmadan Rabbimizin rahmetine, mağfiretine ve affına yönelerek bu mübarek ayı değerlendirebilirsek, yeni ve hayırlı bir dönemin temellerini atmış ve bundan sonraki ömrümüzü bu sağlam temeller üzerine bina etmiş olacağız. Bu ilahi fırsatın bir daha kapımızı çalıp çalmayacağını bilmediğimiz için de onu erteleme gibi bir hataya düşmemek gerekir.
Rabbimiz bize her vesile ile bu yolu gösterir ve bu istikamette davrananları bizlere örnek verir: “Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takva sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın. Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever. Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman hemen Allah’ı hatırlarlar da günahlarının affını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. İşte onların yaptıklarının karşılığı rableri tarafından bir bağışlanma ve altından ırmaklar akan cennetlerdir. Onlar orada temelli kalacaklardır. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!” (Al-i İmran, 133-136)
İstiğfar büyük günahları da eritir yok eder; günahta ısrar ise küçük günahları bile büyük günaha dönüştürür. Bu denklem içinde en isabetli yerde durmak akıllı olmanın da bir gereğidir.
Ayette geçen özelliklerin her birisi tek başına bir sohbet konusudur. Bolluk zamanında da darlık zamanında da infakta sabitkadem olmak öyledir; öfkeyi yenmek öyledir, insanların kendisine karşı işlediği kusurları affetmek öyledir. Bu özelliklerin her biri hem şahsi hem de içtimai hayatımızla doğrudan ilgilidir.
Ayette anlatılan ikinci kısım özellikler ise enfüsi alana aittir. Her türlü çirkin duruş, kişiye göre değişkenlik arz eder. Kimisi günahı işlediğinde kimisi hayalinden geçirdiğinde bunu çirkin görür ve kendini kendine zulmetmiş kabul eder. Ve dönüşünü de ona göre yapar.
Bunun içindir ki, “ebrarın haseneleri mukarrebinin günahlarıdır” denilmiştir. Böylesi bir mukayesenin pratikteki karşılığı, kim hangi seviyede, hangi mertebede olursa olsun mutlaka kendi seviyesi çerçevesinde bir hataya, bir günaha maruzdur; ve tövbeyle, istiğfarla bu hatasından, günahında dönüş yapmak durumundadır.
Geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedildiği ayet hükmüyle sabit olan Efendiler Efendisi (a.s)’nin “Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’a istiğfar ediyorum” demesini de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Günahlar sadece Allah’a arz edilir, af da sadece ondan beklenir. Bu konuda aracıya yer yoktur. Fakat başkalarından kendisi için dua etmesini istemek erdemdir. Nitekim Efendimiz, Hacca gitme niyetini kendisine arz eden Hz. Ömer’e “bizim için de dua et” buyurmuş; Hz. Ömer de bunu kendisine yapılmış en büyük iltifat kabul etmiştir. Ve yine Efendimiz, Üveys’ül Karni Hazretlerinden dua istemeleri için sahabenin en seçkinlerine tavsiyede bulunmuştur.
Ve yine Efendimiz, Sad b. Ebu Vakkas Hazretlerinin duasının makbul olması için dua etmiş; bu duanın bereketiyle Sad B. Ebu Vakkas’ın her duası kabul görmüş, yaşadığı dönemde kendisinden sürekli dua talep edilir olmuştur.
Hz. Yusuf’un kardeşleri yaptıkları yanlıştan nedamet edip dönüş yapmışlar ve babaları Hz. Yakup’tan kendileri için istiğfarda bulunmasını istemişler ondan da olumlu cevap almışlardır. (Yusuf, 97- 98)
Her insan yanlış yapabilir; fakat insan olan yanlışında ısrar etmez. Dönüş yapar, kurtulmanın çarelerini arar.
Nasıl ki en küçük bir hastalıkta bile tedavi arıyorsak, küçük- büyük günah illetine maruz kaldığımızda da aynı hassasiyeti göstermemiz elzemdir. Tedavi ise bir daha aynı günaha dönmemek azim ve kararlılığı ile Rabbimizin mağfiret kapısını çalmaktır.
“Günahından tövbe eden kişi sanki o günahı hiç işlememiş gibidir” hadisi bizler için ne büyük muştu ve irşattır. Her zaman kendimize yeni ve temiz bir mazi kurma şansına sahibiz.
İnsan yaratılışı gereği günah işleyebilecek bir varlıktır. Zaten onu meleklerden ayıran en önemli eksi yanı da budur. Önemli olan işlenen günah sonrası yapılacak tövbe ile bu eksi yanımızı artı değere dönüştürmektir. Günah insanı hayvandan daha aşağı bir derekeye indirir; tövbe aynı insanı bazen meleklerden daha üstün hale getirir. Bu manada günah insan için yükselişe geçmek adına itici bir güç olur.
Ruhun yerçekimi günahlardır, yükselmesine manidir. Tövbe ruhu kanatlandırır…