Bu yığınak, kaçınılmaz bir savaş için mi? Yoksa, bir baskı taktiği mi?
Bu yığınak, kaçınılmaz bir savaş için mi? Yoksa, bir baskı taktiği mi?
MEHMET KOÇAK
Son zamanlarda kıyamet gününden ya da üçüncü dünya savaşından çokça söz ediyor ve de çeşitli savaş senaryoları seslendiriliyor.
Doğuda ve batıda konuşlanan güçler, son teknoloji ile donatılan filolar ve savaş gemileri bu yöndeki endişeleri artırmaktadır.
Nitekim, ABD ve Siyonist İsrail ile Avrupa ve müttefikleri, İran’a vurmak için askeri yığınaklarını takviye etmeleri, İran ve direniş eksenini oluşturan silahlı Şii örgütler ise hassas askeri tesislerini tahkim ederek hazırlıklarını sürdürüyor olmaları savaş ihtimalini güçlendirmektedir.
Washington ile Tahran arasında tırmanan krizin savaşa dönüşmesi hem bölge hem de küresel düzeyde korkunç sonuçlar doğuracağı hiç şüphesiz bir gerçektir.
Çünkü, ABD veya Siyonist İsrail tarafından İran’a yönelik olası bir askeri operasyon, Ortadoğu’daki kırılgan dengeleri daha da sarsar; enerji fiyatlarında sert dalgalanmalara, küresel piyasalarda ise ciddi belirsizliklere yol açar.
Hatta savaş, kontrolden çıkar bölgeye yayılır ise yakın tarihin en büyük insani faciasına dönüşür.
Tüm çağrı ve uyarılarına rağmen endişe ve korkuları giderecek, hızlanan kalp atışlarını dindirecek ne bir güzel haber var, ne de uzlaşı adına sevindirici bir sinyal maalesef şimdiye kadar yok.
Bu gerçekten hareketle ‘Uluslararası Toplum’ üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmek için geç olmadan harekete geçmelidir.
*
Savaş ciddi riskler barındırıyor.
Cenevre’de yapılan son müzakerelerde İran, ABD’nin İran’ın egemenlik ve bağımsızlığını yok etmeyi amaçlayan, kabulü mümkün olmayan taleplerini karşılamamakta kararlı olduğunu ima eden açıklamaları gerilimi daha da artırdı. Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump’ın “yakında” İran’a yönelik geniş çaplı bir askeri operasyon başlatabileceği ihtimali uluslararası kamuoyunda giderek daha fazla dile getirilmeye başladı.
Aslında, ABD’nin İran’ın egemenliğini ve bağımsızlığını tehdit etmesinin hiçbir haklı gerekçesi yoktur.
Ancak, davasında haklı olan İran, hem ekonomik çöküntü içinde hem de ABD ve Siyonist İsrail tehditlerini bertaraf etme konusunda askeri gücü yetersiz.
ABD medyası ve siyasilerin açıklamalarına bakılırsa; ABD saldırıya hazır, Trump karar aşamasında ve askeri yığınak tamam gibi. Yani, ABD’nin İran’a vurması an meselesi.
İran tarafı ise aynı sertlikte ABD’ye beklemediği düzeyde bir karşılık verecekleri tehditleri tarafların dönüşü olmayan bir yolda ilerlediklerini gösteriyor.
Ancak bilinmeli ki, bu savaş çok ciddi riskler barındırıyor.
*
Kapılar tamamen kapanmadı ve uzlaşı için hâlâ şans var…
Yarın ‘Keşke’ veya ‘Eyvah’ dememek için uluslararası uyarılar, ekonomik maliyetler ve bölgesel aktörlerin kaygıları, taraflarca dikkate alınmalıdır ve savaş yerine uzlaşıya şans tanımalıdırlar.
Zira, tarihte defalarca gördük ki, en umutsuz anlarda bile beklenmedik diplomatik adımlar atılabiliyor. Yani kapı tamamen kapalı değil. Olasılıklar düşük olsa da, son dakikaya kadar umut hep var.
Nitekim, politik dengeler, müzakereler ya da beklenmedik gelişmeler her an rotayı değiştirebilir. Umarız diplomasi galip gelir ve kriz savaş yerine müzakereye dönüşür.
Bunun gerçekleşmesi için adalet ve hakkaniyet anlayışıyla ‘Beynelmilel hukuk’ temel esas alınması, beklentimiz ve dileğimizdir.