Allah’ın Nizamı İslâm(47)
Allah’ın Nizamı İslâm(47)
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
B- İSLÂM DEVLETİ
4- İSLÂM DEVLETİNDE KUR’ÂN ANAYASADIR
b-Kur’ânda devlet yönetimi ile ilgili temel hükümler
3- İslâm Devletinde Şûrâ (Danışma-Meclis) Esastır
* İslâm’ın, biri Kur’ân ve diğeri de Hz. Resûlellah’ın (sav) tatbikatı-sözleri (Hadis-i şerif) olmak üzere iki temel kaynağı vardır. Allah-ü Teâlâ, devlet işlerinden ferdî işlere kadar her hususta meşvereti (istişare etmeyi-danışmayı) emrediyor(1). Allah bizzat Hz. Peygamber’e, Vahy’in dışındaki diğer bütün işlerinde bilenlerle istişare etmesini emrediyor(2). Allah istişare etmeyi emrediyor. Çünkü Allah’tan başka hiçbir kimse (Peygamber dahil) her şeyi bilemez. Bilmek bir eğitim ve öğretim işidir. Herhangi bir iş hususunda, o işle ilgili bilgisi, tecrübesi olan/ olanlar ancak isabetli karar alabilirler. Hz. Peygamber’in, Vahye mazhar olmuş, akl-ı selîm sahibi olmasına rağmen Din’in dışındaki meselelerde (Tıp, teknik, savaş, ziraat vs.) ihtisası olmadığından her işi bilmesi mümkün değildir.
*Bir iş hususunda bilgisi, tecrübesi olan/olanlar ancak doğru karar alabilir ve isabetli davranabilirler. Hz. Resûlullah’ın, Vahye mazhar olmuş, akl-ı selim sahibi olmasına rağmen Din’in dışında, her işi bilmesi mümkün değildir. Bu yüzden işlerin şartlara uygun görülmesinde, o işlerle ilgili bilgisi olanlarla istişare etmesi tabii bir durumdur. Allah Resûl’ü işlerinde bilenlerle istişare ile emrolunca, bu demektir ki, sorumluluk mevkiindeki kişi/kişiler de işleri istişare ile yürüteceklerdir. Hz.Peygamber de işlerin yürütülmesinde hem kendisi ashabı ile istişare etmiş ve hem de ashabının istişare yapmasını tavsiye etmiştir(3). Nitekim Hz. Resûlullah, Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında ve daha başka olaylarda hep, ashabıyla istişare neticesinde alınan kararlara göre hareket etmiştir. Hz. Peygamber, Bedir harbinde karargâhını Bedir kuyusunun yakınına kurdu. Sonra ashabıyla istişare etti. Genç bir sahabi olan Hubab bin Münzir söz alarak şöyle dedi; ‘Ya Resûlullah, burası sana Allah’ın emrettiği bir yer midir, yoksa sizin şahsi görüşünüz müdür?’diye sordu. Resûl-ü Ekrem ‘Hayır, şahsi bir görüş ve bir harp tedbiri olarak seçtim’dedi. Bunun üzerine Hubab şöyle konuştu; ‘Ya Habiballah! Biz harpçiyiz. Ben bütün suları kapatıp, bir tek kuyu başında karargâh kurmayı uygun görürüm.
Siz karargahı buradan kaldırıp, Kureyş kavminin konacağı yerin yakınındaki kuyu başına gidip konalım. Onun dışındaki kuyuları kapatalım. Biz su ihtiyacımızı karşılarız. Müşrikler su bulamaz ve zor duruma düşerler’ diyerek görüş belitti. Bunun üzerine Hz.Peygamber, ‘Ey Hubab senin görüşün daha isabetli’ diyerek kendi görüşünden vazgeçip karargahı Hubab’ın bildirdiği yere nakletti(4). Aynı şekilde, Hz.Peygamber, Uhud’a çıkmayıp, Medine’de müdafa harbi yapmak taraftarıydı. Fakat ashapla yapılan istişarede Uhud’a çıkma kararı alındığından, O da karara uymuştur(5). Hendek gazvesinde de Hz. Resûlullah, Selman-ı Farisi’nin Medine etrafına hendek kazma teklifini ashapla istişare ederek kabul etmiştir. Hz. Resûlullah hep ashabıyla istişare etmiş ve kendi kararına değil, istişare sonucunda çıkan karara uymuştur. Hz. Resûlullah hiçbir zaman ashabına ’Siz de kim oluyorsunuz? Ben hem Peygamberim, hem de Devlet başkanıyım. Benim sözümün üzerine söz söylenir mi?’ dememiştir. Diğer önemli bir husus da; Ashabın görüşlerini, bildiklerini çekinmeden, korkmadan bir Peygamber’e ve devlet başkanına söyleyebilmeleridir. İşte İslâm’daki şûra budur. Bunun dışındaki görüşler İslâm’a uymaz. Kur’an’dan ve Hadislerden anlaşılacağı üzere İslâm’da Şurâ (meclis) önemlidir. Hz. Peygamber’in kendisi işleri şurâ ile yürütmüştür. Hz. Peygamber’in yolunu takip eden Hulafâ-i Râşidin’in (Hz. Peygamber’in yolunu takip eden dört Halife. Hz. Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali r.a) gerek seçimleri, gerekse icraatları hep Şurâ esasına göre olmuştur.
*Hz.Peygamber, kendisinden sonra yerine bir halef bırakmamış ve devlet başkanı olacak kişiyi seçmemiştir. Hulafâ-i Râşidin de Hz. Peygamber’in yolunu takip ederek kendilerinden sonra gelecek halef seçmemişlerdir. Bu usül Muaviye’ye kadar hep böyle devam etmiştir (6). Ancak Muaviye bu yolu terk edip, Hilâfet’i Saltanata evirmiştir.
*İslâm Nizamında her alanda (yönetim, eğitim, ticaret, sanat vs.) meşveret (istişare-danışma)esastır. Devlet idaresinde (Yönetim) istişare demek, ‘Meclis’ demektir. Devlet yönetiminde ‘Meclis olmazsa olmazdır. İstişare, bilenlerle, (hangi iş ise o işin uzmanlarıyla) yapılır. ‘Cahillere danışma’ anlamı çıkmaz. O zaman Meclis, ihtisas erbabından seçilecektir. Hiç olmazsa, ihtisas erbabının olduğu bir denetim ve nihai kararı verecek bir diğer meclis olmalıdır.
Devam edecek...
Kaynakça
(1): “….İşleri de hep aralarında danışmadır(işlerini bilenlerle istişare ederek yaparlar…” (Şura-38)
(2): “..(Resûlüm)İş hususunda onlarla müşavere et..” (Âl-i İmran-159).
(3): Hz. Ebû Hüreyre de ‘Hz.Peygamber kadar istişareye önem veren bir kimse görmediğini’ söylemiştir.(Tirmizî, Cihâd-35)
(4): Sîre,2/272; Tabakât,3/567-568
(5): Vâkıdî, I, 209-214; İbn Hişâm, III, 67-68).
(6): Talip Türcan,Şura. TDV İslâm Ansiklopedisi, 39. Cild; 230-235